“Günümüzde siyasi partiler, bir grup parti yöneticisinin, elde edilmesi hedeflenen çıkarları parti mensuplarına dağıtma vaadi sayesinde, yine mensuplardan aldıkları destekle çeşitli seviyelerde güce, şöhrete ve zenginliğe ulaştıkları yapılar haline gelmişlerdir.
Yani, partiler şirketleşmiştir!
Çıkarları elde etmenin yolu, oyların taktiksel maksimizasyonudur. Bu durum, partileri, mensuplarının ortak fikirlerini temsil eden yapılar olmaktan çıkarmış, kazanmayı sağlayacak politikayı satan birer reklam/propoganda makinesine dönüştürmüştür.
Bu rekabetçi oyunda, parti tabanının karar süreçlerine etkin katılımı anlamını yitirmiş, hatta önlenmesi gereken rahatsız edici bir unsur haline gelmiştir. Bütün uğraş, reklam ve propagandayı güçlendirmeyi sağlayacak finansal kaynaklara erişmeye odaklanmıştır.
Bu ise, parti yöneticilerini ‘zengin bağışçı avcısı’ haline getirmiştir. Partilerde güç kazanmanın yolu, yeteri kadar para koymaya veya para bulmaya endekslenmiştir.
Sözün özü; mevcut düzende, artık partiler şirket, parti yöneticileri hissedar, parti mensupları ise küçük yatırımcıdır!”
Hızır yazıcı
