Misafir Yazar

Misafir Yazar

Alıntı makaleler
fatihten@gmail.com

YENİ TÜRKİYE’NİN KAHRAMANLIK DESTANLARI

23 Şubat 2015 - 11:07


 Bayram Ali Hacımustafaoğlu

Ilık bir sonbahar sabahında gözü dönmüş İşid teröristleri Musul başkonsolosluğumuza saldırırlar. Gözü pek konsolos tek başına binlerce terörist ile savaşır ancak, himayesindeki kişilerin daha fazla zarar görmemesi için teslim olmak zorunda kalır.

Sonra konsolosun kendi anlatımıyla 101 gün boyunca yüzüne çuval geçirilerek, ayaklarına ve ellerine prangalar bağlanak, her yeri aranarak çeşitli yerlerde alı konulurlar, çeşitli işkencelere maruz kalırlar fakat yine Türkiye’yi küçük düşürecek bir açıklama yapmaz.

Fakat bir gün başta Şener Şen olmak üzere, Arap ve Kürt aşiretlerinin de katıldığı çok ama çok ama çok gizli bir operasyonla Türkiye sınırlarında teslim alınırlar. Daha sonradan öğreneceğiz ki, meğer konsolos sakladığı cep telefonu ile sürekli Türkiye’deki yetkililerle irtibat halinde olmuş.

Bu kişi ve onun efendisi o kadar muhterem bir zattı ki, bu 101 gün süre zarfında telefonun şarjı bile bitmemişti. Elektriğin bile olmadı yerlerde ilahi bir enerji kaynağı sayesinde telefonu sürekli şarj edilebilmişti.

Yine soğuk bir gün kış günüydü, gözü dönmüş işid mensupları Türk toprakları olan Süleyman Şah türbesini kuşatırlar. Başta müzmin düşman İsrail olmak üzere diğer düşmanlar Türkiye’ye Suriye bataklığına çekmek ve askerlerimizin elbiselerinin kirlenmesini istiyorlardı. Çünkü kış günü hava çok yağmurluydu, her yer çamur ve bataklık olmuştu.

Fakat kahramanlarımız kendilerine kurulan bu tuzağı gördüler. Çok ama çok ama çok gizli bir operasyonla, hemen dakikalar içerisinde gerekli hazırlıkları yaptılar ve oradaki askerlerimizin elbiseleri kirlenmeden ütüleri dahi bozulmadan onları o bataklıktan çekip kurtardılar.

Yeni Türkiye’nin yeni tarihi buna benzer birçok kahramanlık destanları ile doludur. Örneğin Süleymani’de peşmerge ve ABD askerlerinin Türk askerlerinin başına nasıl çuval geçirildiği, Suriye tarafından savaş uçağımızın nasıl düşürüldüğü, denizin dibinden askerlerimizin nasıl çıkarıldığı, mavi Marmara da nasıl sivillerin öldürüldüğü, Türk sınırlarında bayrağımızın nasıl yakıldığı gibi diğer kahramanlık destanlarından hiç bahsetmiyorum.

Malum iktidar bu kahramanlıkları bilinmesin, seçimlerde muhalefete haksızlık olmasın diye sürekli bu olaylar için yayın yasağı koymaktadır. Yayın yasakları nedeni ile bu ve başkaca kahramanlık hikayelerini çok iyi bilemiyoruz. Allah bilir bunlar “sır küpü” ile birlikte daha ne kahramanlıklar yapmışlardır.

Şimdi okuyoruz, neymiş efendim Süleyman Şah Türbesi zaten daha önceden de taşınmış, bir kere daha taşınabilir diye. Yahu doğal bir afet nedeni ve Suriye devleti ile anlaşarak bir türbenin taşınması ile bir terör örgütünden kaçarak taşınmak nasıl oluyor da aynı tutulabiliyor. Bu aradaki farkı bile dahi anlayamayan insanlar var.

Devletler için önemli olan toprak kaybetmek veya kazanmak değildir. 1996 yılındaki Kardak krizini hatırlayın, burada önemli olan kardak adasının kendisi değildi. Maalesef PYD nin bile Ayn Arap (Kobani) de gösterdiği direnişi Türkiye gösterememiştir.

Devletler için önemli olan prestij ve itibar kaybetmemektir. Devletlerin caydırıcılığı asıldır. Devlet caydırıcı olursa savaş dahi çıkmaz, ama bir kez şamar oğlanına döndün mü artık her savaşın tarafı olursun, savaştan kaçamazsın. Ülkeler caydırıcılıkları için silahlanırlar savaşmak için değil.

Bir kez itibarını ve prestijini kaybettin mi bunun artık önüne geçemezsin. Artık senin ne kırmızı çizgilerin kalır ne sözün kalır. Sadece Türkiye’de bir internet fenomenine meydan okursun, onu düelloya çağırabilirsin, erkeksen çık karşıma dersin.

Tabi bu rezalet ilk değildir, bir kez sözünü çiğnetirsen devamı gelir diye. Bu rezalet ilk kez 2003 de çuval olayı ile başladı ve bugüne geldi, bundan sonrada devam edecektir. Çünkü bir kez kontrol ve itibar kaybedilmiştir.

Fakat nasıl oluyor de dış politikadaki bu hezimetlerden büyük başarılar çıkartılıyor bunu anlamıyor. Bu nasıl bir yetenektir, nasıl bir iştir.

Şimdi türbeyi taşısan ne olur taşımasan ne olur. Orada yatan şehitlerin kemikleri bile kalmamıştır, onların sadece manevi bir değeri ve Türkiye’nin itibarı prestiji vardı. Ama artık bu şehitlerimiz yeni yerinde terör örgütü PYD nin bayrağı ve koruması altında yatacaklar. Eşme köyünde Türk bayrağı ile PYD bayrağı yan yana dalgalanıyor.

Hatırlayın bu operasyondan iki gün önce de PYD eş başkanı Enver Müslim Türkiye’ye gelmişti. Şimdi niye geldiği anlaşıldı, meğer operasyon için izinler alınmış gerekli ortaklıklar kurulmuş.

Ancak beyefendi Suriye ve Süleyman şah türbesi için ne diyordu, hatırlayalım: “Şam, Bağdat, Halep, Gazze bizim için bataklık değildir oralar kutsal yerlerdir”, “kimse bizim gücümüzü test etmeye kalmasın”, “üç günde şama gireriz”, “Süleyman Şah vatan toprağıdır”, “Süleyman şaha el uzatanların elini kırarız” diyordu.

Hatırlayalım 2011 yılında da “inşallah Allahın izniyle 2-3 ay içinde Şam’da Emevi camisinde Cuma namazı kılacağız” diyorlardır. Ne oldu efendiler namazı kazaya mı bıraktınız. Ama Cuma namazının kazası olmaz ki.

Suriye’nin bu halde olmasının ve toprak bütünlüğünü kaybetmesinin sebebi “bir numaradır” kimse boşuna kıvırmasın, ne alakası var demesin. Asil at kendine kırbaç vurdurmaz diye bir atasözü vardır. Büyük devlet adamları politikalarının yıllar sonraki olabilecek sonuçlarını görüp ona göre politika üretirler. Sadece ayak kabı kutularını düşünmezler.

İşidi var edenler BOP projesinin eş başkanı olan “bir numara” dır. Hani Esad’ın 2-3 ay ömrü kalmıştı, aradan 4 yıl geçti. Suriye’de ölen 250 bin insanın kanı vardır üzerinde, göç eden milyonlarca insanın, analarının yanında fahişelik yapmak zorunda kalan kızların, parkta çocuğuna sarılıp yatan babanın ahi vardır üzerinde. Bu kişiler bu dünyada olmasa da öbür dünyada bunun hesabını soracaklardır.

Bu kişi komşumuz Suriye’deki kıvılcıma su döküp söndüreceği yerde benzin dökmüştür, onları ateşe vermiştir. Şimdi de bu ateş bizi ve tüm insanlığı yakmaktadır. Çünkü kendisi BOP projesinin eş başkanıdır, bu proje adım adım ilerlemektedir. Hiçbir şey tesadüf değildir.

Maalesef milletimiz kara bir büyücünün etkisi altında, hipnoz olmuş durumda. Toplum sadece bu kişi ve onun emir erinin söylediklerini anlıyor, millet kapalı kutu şeklinde diğer bütün söylenenlere kapalı vaziyette.

Milletimiz bir türlü rahat bir nefes alamıyor, milletimize düşünme ve değerlendirme fırsatı daha verilmiyor. Yine her gün onlarca kanaldan saatlerce bu kişinin hipnoz programlarını seyretmek zorunda kalıyor. Milletimiz bir türlü toparlanamıyor.

İnsanlarımız arasında kin ve nefret tohumları ekilmiş. Artık kim hangi ırktan, kim hangi mezhepten göze batar oldu. Toplumda bir stres var, gerginlik var, artık kahvelerde, sokaklarda insanlar konuşamaz oldu, herkes bir taraf olmuş. Bir numaranın dediği gibi “bitaraf (tarafsız) olan bertaraf olur” diye. Çünkü bu kin ve nefret onun işine geliyor, sürekli oyunu artırıyor. Her seçim döneminde bile bir düşman icat ederek seçime gidiliyor. Allah sonumuzu hayır etsin.