Bugun...
* YİTİK BOZKURT: KEŞKE ZİNDANDAN ÇIKMAZ OLAYDI!..


Misafir Yazar Alıntı makaleler
fatihten@gmail.com
 
 
facebook-paylas
Tarih: 16-09-2019 12:18

Mehmet tahliye olacağı gün sevinemiyordu.

Onu dışarda bekleyen yoktu. Öksüzdü, zindana girdiğinde acısına dayanamayan annesi de hakkın rahmetine kavuşmuştu. Ne akraba ne kardeş ne arkadaş. Hiç birisi yoktu ve yıllarca devletin verdiği karavanayla idare etmiş, arkadaşlarının verdiği kurumuş sigaraları tüttürmüştü.

Tahliyesi okundu ve elindeki kaput torba ile idarede işlemleri yapıldı ve dışarıya çıktı. Tel örgülerden çıkınca yola baktı karşıya geçemedi, yol çok tenha olmasına rağmen o korkuyordu, içinde eşyalarının bulunduğu bez torbayı hapishane duvarının kenarına koydu ve üzerine oturdu. Arkadaşının verdiği sigara paketinden bir sigara çıkarttı ve tüttürdü.

Cezaevinin önüne başka tahliye olacakların yakınları gelmiş otomobillerini karşıya park etmişler ve heyecanla sevinçle beklemekteydiler. Mehmet onlara baktı ve boynunu büktü. Nizamiye kapısındaki nöbetçi jandarma yanına geldi, burada durmasının yasak olduğunu gitmesini söyledi.

Çaresizlik içinde torbasını omuzuna attı ve yol kenarından yavaş yavaş yalpalayarak yürümeye başladı.

Hava kararmıştı ve otogarda bekledi durdu. Nereye gideceğini kendisi de bilmiyordu. Son çare olarak memleketine gitmeye karar verdi fakat o yöne gidecek otobüsler sabah hareket edecekti. Torbasını omuzuna attı ve yalpalayarak otogardan çıktı. Çanakkale sokaklarından geçerek deniz kenarına geldi. Hayatında ilk defa deniz görüyordu ve çekinerek düşmeyeyim, ıslanmayayım diye uzaktan denizi seyretti. Yorulmuştu. Hayatında bu kadar yürümemişti ve torbasını altına aldı, oturdu. Gelenlere gidenlere, sevgilileriyle sarmaş dolaş gezenlere imrenerek baktı. Gözlerinden yaşlar geldi. elinin tersiyle sildi.

Kendisine doğru gelen genç karı koca ve yanlarında iki yavrularıyla geçerken çocuklardan birisi üzülerek ona baktı. Mehmet çocuğa gülümsedi, annesi çocuğu azarladı: - "Bırak dilenciyi, acıma…"

Mehmet yutkundu, yaşlı gözlerle çocuğa baktı ve hüngür hüngür ağladı. Orada ne kadar ağladığını, oturduğunu bilmiyordu.

Omuzuna bir el dokununca kendine geldi, yüzü gülümsedi, geleni tanımıştı, koğuşlarda ayakçılık yapan azılı bir hırsızdı. Olsun bir hırsızdan şefkat ilgi görmüştü. Hırsız: - "Geçmiş olsun ağabey, gideceğin yer yoksa benim fakirhaneme misafir olursun."

Mehmet gururluydu, teşekkür etti ve hırsızın ısrarına dayanamadı birlikte bir çay bahçesine gittiler. Bir kaç ay öncesinden tahliye olan hırsız ona hayatı, neler yapması gerektiğini anlatıyordu: - "Ağabey sen siyasisin, bizler sizlere göre makbul insanlar değiliz, gerçi toplumda bizi sevmez ama şu anda sen yeni çıktın, benim imkanım var sana yardımcı olmak istiyorum, paran var mı?" diye sordu. Mehmet param var gibisinden başını öne eğdi. Geç vakte kadar sohbet ettiler, Aslında hırsız anlattı Mehmet dinledi..

Hırsız uyanıktı; - "Ağabey, Çanakkale de sizin adamlar var, istersen onlara götüreyim seni yardımcı olurlar."

Mehmet bir anda sevindi, ceza-evine girmeden önceki gönüldaşlık ruhu birden canlandı. Ertesi gün ünlü bir Ülkücünün yanına gittiler. Hırsız Mehmet'in durumunu anlattı. Ünlü Ülkücü: - "Şimdi işim var yarın bana uğrayın" dedi.



Mehmet hapishaneden çıkalı bir sene olmuştu, Dışarıda partiler yeniden teşkilatlanmış, güçlenmiş, ocaklar açılmıştı. Hangisine gitse : - "Sen hapisten çıktın, bir müddet teşkilata uğrama, zararın olur" dediler...

Sokaklarda yattı, bazen günlük iş buldu hamallık yaptı, haldeki tezgahların altına girdi ve oradaki sebzelerin üzerine örtülen çadırların arasına kıvrılarak uzandı.

Mehmet hastaydı, ne hastaneye ne de doktora gidebildi.

Günü birlik yaşıyordu, şehrin kuytusunda bir virane bulmuş orada tek başına yaşıyordu. Parası bitmişti, bütün gün iş aramış bulamamıştı, kimse ona zayıf diye iş vermiyordu. Teneke ve naylondan meydana getirdiği sığınağına geldi. Yağmur yağmış ve çok ıslanmıştı, Üzerini değiştiremedi, çok halsizdi, Kağıtlardan yaptığı yatağına uzandı. Üzerinde bir sıcaklık vardı, yavaş yavaş bütün vücudunu kaplamıştı o sıcaklık. Mehmet artık sızılarını hissetmiyordu.

Çocukluğu, gençliği ve en son hapishane aklına geldi. Arkadaşları ve üniversiteye başladığında aşık olduğu kızı hatırladı. Yüzünü tatlı bir gülümseme aldı. Sonra hiç görmediği babasını hatırlamaya çalıştı. Ve Annesi geldi aklına. Gülümsüyordu. Mehmet artık üşümüyor, ağrı sızı hissetmiyordu.

Belediyenin çöpçüleri metruk binadan ağır kokuların geldiği yere vardıklarında teneke ve naylonların altında kağıtların üzerine kıvrılmış Mehmet'i gördüler. Koku onları rahatsız etti. Burunlarını kapattılar...

Çöpçülerden biri hıçkıra hıçkıra ağladı....

* Ahmet Aytaç





YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
SON YORUMLANANLAR HABERLER
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
GÜNDEMDEN BAŞLIKLAR
YUKARI