Sosyal medya

Sosyal medya

SOSYAL MEDYADAN
sicakyuva@gmail.com

KARIŞIK-KIRIŞIK SOHBETLER Hepsi Dünya Hali

26 Mart 2021 - 22:41 - Güncelleme: 06 Nisan 2021 - 15:31

---Son günlerde çok duyduğum bir argümana itiraz edesim geldi.
Millet ekonomiden şikayet ediyormuş ama ellerinde kaç bin liralık telefonlar varmış. 
Benim telefonum üç bin lira falan sanırım. Hayatımda üç bin liraya hiç dokunmuşluğum yok ama telefonumu yenilemek zorunda kaldım. 
Çünkü pandemi öncesi günün bir kısmında iki çocuğumun ikisi ayrı okullarda, onlara yetişmek iletişim halinde olmak kadar için bile şarjım yetmiyordu. 
Telefonun kapasitesi okul için kullandığımız programlara uygun olması pandemi sonrası farz oldu.
Depolama alanı bin tane resim alsın diye değil, telefondan gelen geçen inen belge pdf sayısı belli değil. 
Uygulamaların güncel sürümlerini eski cihazlar desteklemiyor. Bu zaten başlı başına bir sebep.
Ha diyorsan ki senin bu yaşta okulla, kurslarla ne işin var, otur Müge Anlı izle; o zaman bu teknolojik harcamalara kızan teyzeler gibi bana da tuşlu bir telefon yeterdi.
Bunların lüks olmadığı ortada. İhtiyaçtan ziyade biz teknolojiye bağımlıyız. Şu an Whatsapp olmasa iletişim ağımız büyük oranda kilitlenir. 
Ödevler, sunumlar, listeler, sınavlar, ertelenen programlar, duyurular her şey whatsapp'ta dönüyor.
Sokaktaki teyzenin ahkam kesmesi yerine hayır dua etmesi daha güzel olurdu. 
Herkesin kendi dünyası, kendi görüş alanı hakkında konuşması ve diğer durumda olanlar hakkında böyle sert atışlar yapmaması gerekiyor. 
Sonra çıkıp oradan sarı saçlı bir kız da teyzeye hakaret ediyor bu kez. Siz cahilsiniz ne anlarsınız diyor. Oldu mu bu şimdi? Bu diyaloğun kime ne faydası oldu? Hakaret eden kız da ekonomi okumuş. Okumuş eşşek. 
Sonuç: Sokak röportajlarını sevmiyorum.

---O teyze için ayağına ayakkabı bulabilmek ilerleme göstergesi..
senin benim için cep telefonu..bizden sonraki nesil çocuklar için yüksek hızlı bilgisayar...
İnsan içinde bulunduğu zamana göre bakış açısı şekilleniyor..
Şimdi çocuğa gel de anlat ayakkabının büyük nimet olduğunu..
Sonuçta herkes haklı ????

--- şöyle bir sorun var işte, sen ben çocukların bu çağa füzenin sırtında girdiklerinin be jenerasyon farkının bilincindeyiz. Bizden öncekiler bizlerle kendileri arasındaki farkın bilincinde değil. Orada bir kopukluk var:)

---"Millet aç aç" diyen de abartıyor, herkesin ekonomisi iyi, herkes çok iyi yaşıyor ve daha da iyi yaşamak istiyor" diyen de abartıyor. Bir de şunu bilmemiz lazım. Dünyanın hiçbir yerinde herkesin ekonomisinin çok iyi olduğu bir ülke yok. Böyle bir sistem de yok.

---  sanki bidaz paranın bereketi de yok. Beş bin alana beş bin yetmiyor, on alana da on yetmiyor. Yaşam standardı yükselince ihtiyaçlar da değişiyor haliyle

---Yetmez...hazların ve zaafların sonu yok. Para olunca evde arabalar çoğalıyor. Arabalar çoğalınca yakıt masrafları, servis ücretleri çoğalıyor. Herkesin arabası olunca haliyle herkesin gezmeleri ve lokanta, kafe ücretleri çoğalıyor. Onlar çoğalınca...velhasılı kelam dipsiz bir kuyu.

---  ekonomiyi düzeltmek için üretmek gerek. Devlet büyük küçük tüm üretmek isteyeni desteklemesi lazım. Şu an en küçük bir şirketi kuran bile piyasadaki dalgalanmadan batarım diye korkar. Bunları artık insanlar konuşmaktan yoruldu. Paramızı kendi içimizde çeviremiyoruz biz.

---Kırk yaşında sayılırım , ama maddi olarak hep yolun başında sayılırım.Lise bitti denizde balık avlamaya başladım.20 yılım denizde geçti , yarısı gurbette.Öyle anlar oldu ki bu son fırtına galiba bugün son dedim.
Büyüyen sermayeler , gelip geçen sezonlar , alınıp satılan tekneler , sezon içi havada uçuşan bol sıfırlı rakamlar sezon sonu cepte tırtık yok.
4 kardeşin ortak teknesi 800 bine satıyoruz , 900 bin borca girip 1 milyon 700 bine yenisini alacağız dedikleri gün cebime baktım 1 lira yok.
Birkaç gün sonra hasta ziyaretine hastaneye gittim cebimde su parası yok.
Olsun ben trilyonluk sermayenin ortağıyım.
Geriye dönüp baktım 20 yıl geçmiş ödenmiş 8 aylık sigortam pirimim var gerisi yok.
Ama olsun ben trilyonluk sermayenin ortağıyım.
Telefonu icadından çok sonra tanıdım , eskisini satıp para biriktirmeden yenisini alamıyorum.Kırk yıl oldu kendim için birşey alayım dedim bisikleti temel ihtiyaç destek kredisi ile aldım.
Ama olsun sermaye trilyonluk.
Derken ulan dedim ; sermeye büyütüp karın tokluğundan fazlasını görmüyorum yapmayacağım artık bu işi bırakıyorum dedim ve market açtım.
8 aydır sermaye büyütüyorum , bir gün sigorta bağkur prim ödeyemedim , karın tokluğundan başka birşey görmüyorum.
Geçen gün toptancının biri " bu işten para kazandığını dükkânı satarken anlarsın" dedi , yelkenleri suya indirdim.
Olsun ömür gidiyor ama sermaye büyümeye devam ediyor.
Filmin sonunda karın tokluğum bana sermaye dünyaya kalacak.
İleri derecede enayi hissediyorum...

---Etrafımda tanıdığım birkaç zengin var. Acınası hayatları ev araba altın bilezik eşya kısır döngüsünde çürüyor.
Ne zenginler ne fakirler, tapusu üstüne olanlar kiracılar hancılar yolcular... hiçbiri bu mülkün sahibi değil.
Bence siz zenginsiniz, ben de zenginim. Parası çok olanlar genelde fikrin duygunun fukarası oluyor. Bunlar teselli değil bu arada bunlar benim inancım.

--- Aynı şeye inanıyoruz.Her zaman zengin hissettim , mezara götüremeyeceğim sermayeye harcadığım zamanın fakirliği hariç.

---Zenginlik telefonla ölçülür oldu artık
Bir vatandaş da iphone nin en son modeli varsa bizim memlekette o telofonu taşıyan kişi kral faysal sayılıyor.????

--- fakirlik testi şöyleymiş; yataklar duvara yaslıysa fakirsin????

---Güzelliğin on par'etmez, bu bendeki aşk olmasa...
Dünyadan ne adamlar geçmiş. Hikayesinin her detayı bir hayat dersi gibi...
Bugün hemşehrimiz Aşık Veysel'in ölümünün 48.yıldönümü. 
Çocuk yaşta en güzel entarisini giydiği bir gün yakalandığı çiçek hastalığıyla gözlerini kaybetmiş. Yokluk zamanlarında bir güzel entarinin değerini en iyi bir çocuğun gözleri biçerdi belki. 
Gözlerinde tüm dünya, dereler, ırmaklar, rüzgarlarda savrulan ağaçların yaprakları arasında yanıp sönen yıldızlar.. Bir güzel entari, belki fakirliğin diz boyunda olduğu zamanlarda, paça boyu kendi üstüne göre biçilmiş tek kıymetli entari... 
İlaçsız doktorsuz köylere uğrayan hastalıklar ve kurban giden gözlerde kalmış gökyüzünün mavisi, gecenin siyahı, yeşil ladinler, mavi ladinler, dere boyu kavaklar, birden kararan kainatta karanlıkta kalan ay ve güneş ve latif kalbi nice şiirlere gebe, hasta bir çocuğun gözleri... 
Hangi fakülte öğretir bu duyguyu, hangi mühendis tasarlayabilir o gezdiği yerlere kristaller öğüten, kırık billur o kalbi, hangi öğretmen öğretebilir mısraların o güzel düzenini, hangi kaşif anlatabilir kelimelerle hayatı, hiç görmeden; bu kadar erdemli?
Fakir edebiyatı dedikleri bu olsa gerek; yoksulluk ve yoksunluk, yokluk ya da daha kötüsü var olanı kaybetmişliğin edebiyatı. 
Mutlu insanların asla ulaşamayacağı engin denizler, uçsuz bucaksız vadiler, mavi ufuklar ve gizemli feza kadar acayip bir duygu dünyasında harmanlanıp şiirleşmiş acılar...
Ne güzel anlatmış; uzun ince bir yoldayız, sadık yarimiz kara toprak, kimseyi hor görme gardaşım, beş günlük dünya, dostlar bizi hatırlasın... İşte bu. Ruhu şad olsun.


---Bugün aklımdan geçti rahmetli. Cidden biz yoksak aşk yok, acı yok, güzellik yok. Bak burası cokomelli????????

---İsmet İnönü tarafından 2011'de kabul edilen İstanbul Sözleşmesi, kahraman Ak Partililer tarafından fesh edildi.

Bu yazı 989 defa okunmuştur.

YORUMLAR

  • 0 Yorum