Tahir Bulut

Tahir Bulut

Gönül Defterimden
tahirbulut@hotmail.com

EŞKIYA DÜNYAYA HÜKÜMDAR OLMAZ BESTESİNİN GERÇEK HİKAYESİ

19 Kasım 2020 - 18:23


Hani, "her türkünün bir öyküsü vardır" derler ya; artık türküler olmayacak.!



O yüzden türkülerimizin kıymetini bilelim.

Peki neden türküler olmayacak?

Nedeni şu; türküler köylerde yazılır da ondan.

Son 40-50 yıldır siyasetçilerin yanlış politikaları yüzünden şehirlere göç hızlanmış ve köyler adeta boşalmıştır.

Demişti ya Bedri Rahmi; "Nerede bir köy türküsü duysam şairliğimden utanırım.!"...

Artık utanılacak bir durum kalmadı malesef, şimdiden sonra arşivlerdeki türkülerle ineceğiz gönlümüzün derinliklerine; yenisi yok çünkü.!

Olsa olsa şehitlerimize yakılan ağıtlar olur; sevdalar bitti çünkü.!



Bakalım hikayemize:

Sözlerini Sabahattin Ali'nin yazdığı, Zülfü Livaneli'nin bestelediği ve artık yıllar geçtikçe türkü olacak olan bu eser "Sandıkçı Şükrü" adlı bir halk kahramanının yaşam hikayesinden esinlenerek Sabahattin Ali tarafından kaleme alınmış olsa da, yazar, olayın kahramanına; öldükten sonra halkın yazdığı ağıtlardan esinlenmiştir.

Sabahattin Ali, Sinop Cezaevi'nde yatarken Sandıkçı Şükrünün namını duymuş, hikaye ilgisini çekmiş ve edindiği bilgiler doğrultusunda hikayeyi şiirleştirmiştir.



Hikaye kısaca şöyledir:

Sandıkçı Şükrü kendi halinde her köylü gibi yaşamını sürdürürken bir düğünde çıkan kavga esnasında kardeşini bıçaklayan kişiyi vurmuş ve eşkıyalık macerası başlamış, devamında olaylar kendiliğinden gelişmiştir.

Cinayetin akıbetinde tutuklanmış, İzmir'e gemi ile mahpusluk için götürülürken refakatçısını atlatarak kaçmıştır.

Rize'ye gelmiş, yanına birkaç arkadaş alarak dağlara çıkmıştır.

Bu zaman zarfında yaşamını tütün kaçakçılığı ile idame ettiren Şükrü, "Fatma" adlı bir kızla evlenmiştir.

Bu evlilik de olaylı olmuştur.

Şöyle ki; Fatma'nın eniştesi(ablasının eşi) "Şükrü eşkıyadır" deyip bu evliliğe karşı çıkmış; bununla yetinmeyip tüfeğini alarak Şükrü'nün peşine düşmüştür. Bu kovalamacadan Şükrü galip çıkmış, müstakbel bacanağını öldürmüştür.

Yakalanan Şükrü, o zamanın en ağır mahkumlarının yattığı Sinop Cezaevi'ne gönderilmiş ise de, orada fazla kalmayarak surların üzerine çıkıp denize atlamış, firar etmiştir.



Yaşam felsefesi "haklının ve zayıfın yanında durmak" olan kahramanımız, zenginden ve halkı faiz zulmetiyle sömürenden aldığını fakirlere dağıtmıştır.

Ünü yöreye o kadar yayılmış ki, o zamanın Trabzon Valisi Kadri Paşa(O zaman Rize Trabzon'a bağlı idi) kendisine birkaç görev de vermiştir.

Verdiği bir görev de şu; Rize de kocası askerde olan bir kadına kocasının yakın arkadaşı askıntı olmuş, kadın adama; "Sen ne biçim bir insansın, kocamın en yakın arkadaşı olarak beni kollayıp koruyacakken namus ve vatan uğruna savaşan bir kadının eşinden namusunun kirlenmesini istiyorsun" demiş.

Adamın askıntı olmasının ardı-arkası kesilmeyince kadın Trabzon Valisi Kadri Paşa'ya gidip durumu anlatmış.

Kadri Paşa kadına şöyle demiş; "Git Sandıkçı Şükrü'ye selamımı söyle, durumu anlat. O senin sorununu çözer". (O devirde ülke savaş halinde olduğu için yeterince müfreze yoktu ve adalet devlet eliyle sağlanamadığı için böyle "orman kanunları" geçerli idi)

Kadın gelip Şükrüye valinin selamını söyledi ve durumu Ona da anlattı.

Şükrü kadına "Tamam" dedi; "Ben burada saklanacağım, sen çağır adamı ve aynı şekilde 'utanmıyor musun? Kocamın en yakın arkadaşısın namus bekçisinin namusunu kirletmenın peşindesin' de, bakalım o ne tepki verecek. Verdiği tepki kendi fermanı olacak".

Kadın adamı çağırdı, bütün edebiyle "Bu yaptığının imana ve insafa sığmayacağını" söyledi ise de, nafile.!

Adam hâlâ isteklerinde ısrarlı.!

O zaman Şükrü çıktı ortaya, "Ebinam, sen ne namussuz ve şerefsiz bir insansın; senin aldığın her nefes benim için züldür.!" diyerek çaktı alnına kurşunu.! (Bence iyi yaptı, sizce?)

Rize'nin tepelerinde kendine bir konak yaptıran Şükrü, yeri gasp etmemiş, Ekşioğullarından parasını vererek satın almıştır.



Başıbozukluğun hüküm sürdüğü dönemin yavaş yavaş sonuna gelinmiş, devletin iç asayiş için eli güçlenmmeye başlamıştır.

Rize'ye Çarşambalı bir "başgedikli" tayin olmuş, bu kişi müfrezesisin yanına yerli halktan da silahlı adamlar alarak Şükrü'yü bulunduğu evde kuşatmıştır.

Bahsi geçen siviller arasında Varilcioğlu denen şahıs ta var idi.

Şükrü bu sıralar kışı geçirmek için yaylalardan inmiş, İkizdere cıvarında bir kadının evine yerleşmişti. (Şükrü'yü bu kadının müfrezeye ihbar ettiği söylenir)

"Varilcioğlu" denen şahıs, Şükrünün iyi tanıdığı, kayıkçılık yapan birisi idi. Şükrü, tütün kaçakçılığı yaparken bu şahısla hukuku olmuş, şahsı koruyup kollamış, hatta birkaç belasını da def etmiş idi.

Müfreze evi sardı, Varilcioğlu, Şükrüye "teslim olmasını" söyledi.

Şükrü baktı ki, arkadaşı Varilcioğlu; "Ben onun olduğu bölümden çarpışa çarpışa çıkar, kaçarim" düşüncesiyle fırladı dışarı.

Henüz Varilcioğlu'na sırtını dönüp 10 metre gitmiş iken sırtından kurşunu yedi ve orada öldü.

Bir rivayete göre Varilcioğlu, bir rivayete göre jandarma vurdu Şükrü'yü...

Rize merkezdeki bir cami mezarlığına gömüldü ise de, daha sonra kız kardeşi mezarını oradan almıştır.

Şu anda mezarı nerededir bilinmiyor.



Bu hikâye gazetelerde tefrika halinde yayınlanmıştır.

Hikâye yayınlanmadan önce hikâyeyi dedemden duymuştum ve Sabahattin Ali'nin yazdığına benzer uzunca bir destanı dedem ezberinden bana okurdu.

Çocuktum; tamamını yazıp almayı akledemedim.

Hatırımda kalan bir kıtası şöyle:



Hacıbayramoğlu virdi çelebi

Vuruldu Mustafa, Mehmet sebebi

Uşaklar kurşundur, sanman kartopu

Oldukça derdimin dermanı olmaz

Sandıkçı Sükrü'nün akranı olmaz.



Tahir Bulut



Sabahattin Ali'nin şiirinin tamamı da şöyle:



Sene 1341 nefsime uydum

Sebep oldu şeytan bir cana kıydım

Katil defterine adımı koydum

Eşkiya dünyaya hükümdar olmaz



Sen üzülme anam dertlerim çoktur

Çektiğin çilenin hesabı yoktur

Yiğitlik yolunda üstüme yoktur

Eşkiya dünyaya hükümdar olmaz



Çok zamandır çektim kahrı zindanı

Bize de mesken oldu Sinop’un hanı

Firar etmeyilen buldum amanı

Eşkiya dünyaya hükümdar olmaz



Sinop kalesinden uçtum denize

Tam üç gün üç gece göründü Rize

Karşıki dağlardan gel oldu bize

Eşkiya dünyaya hükümdar olmaz



Bir yanımı sardı müfreze kolu

Bir yanımı sardı Varilcioğlu

Beşyüz atlı ile kestiler yolu

Eşkiya dünyaya hükümdar olmaz



Sabahattin Ali

Sinop



NOT: Biraz uzun oldu lakin işiniz yok.!

Nasılsa gününüzün çoğu evde geçiyor, okuyup durun.!

Bu yazı 1881 defa okunmuştur.