Arşiv haberlerimiz

Arşiv haberlerimiz

fatihten@gmail.com

Cezayirli Gazi Hasan Paşa Kışlası gizlice yıkılınca

24 Haziran 2016 - 03:03


Cezayirli Gazi Hasan Paşa Kışlası, diğer adı ile Kalyoncu Kışlası bir Oldu-Bittiye getirilerek sektörel ve kamuoyuna bilgi belge gösterilmeden GİZLİCE yıkıldı.

Bu uygulama yeni bir CESARET uygulaması olarak gözden kaçmadı.

Cum. Başkanımızın son günlerde Başkan Kadir Topbaş'a hitaben; Cesur olacaksınız, Taksim Topçu kışlasını yapın, Maksemide yıkarak oraya bir selatin camiside yapın emrini verdiğini hep birlikte gördük. (Taksim Maksemi giriş kapısı üzerinde yer alan üç beyitlik ta'lik kitabenin son iki satırı ebced hesabıyla yapının tarihi olan 1145/1732'yi verir.

 



 

Ülkemizde Hukuk ve Tarih anlayışı değişti, Tarihi İstanbul üzerinde yapılmak istenen Rantsal projeler Hiçbir Arkeolojik değeri ciddiye almadığını, İki bin yıllık surlara bile keyfi kapılar açıldığını, Denizin, haliçin doldurularak, Fatih ve Beyoğlundaki tarihi, Anıt tescilli SMÖ binaların nasıl yıkıldığı, Yerine imitasyon betonarme Otel, Rezidans, Büro projeleri yapıldığı görüyoruz.

 



5366 sayılı tarihi yapıları koruma kanunu, Uygulamada SİT hukuku gözetilmeden Yakılarak, Yıkılarak aslı ile ilgisi olmayan turistik tesislere nasıl dönüştüğünü görüyoruz, Bu uygulamalar Fransız şehir plancısı Prost'un İstanbul Suriçi katliamını aratacak gibi görülüyor.

 



 

Medya ve Sosyal medya üzerinden devam eden tartışmalar, Olayın gizliliğini, Niyetin kötü olduğu deşifre ediyor. Konu ile yakından ilgili olan akademisyenleri bünyesinde barındıran "Haliç Dayanışması" üyeleri konuyu deşifre etmeye devam ediyor.

Bu gün itibari ile konu hakkında yapılan paylaşımlar: 24 haziran 2016

 

Gul Koksal

 

Dün itibarı ile tartışılmaya başlanan adı geçen Kışla'nın yıkımı konusunda, projenin müellifi Saltuk Akatay (bu maile kendisi de ekli), Haliç Dayanışması facebook sayfasında alttaki açıklamayı yapmış. Kendisine yazdım, bazı sorular da sordum. Acele olarak bir kamuoyu açıklaması yapılması lazım dedim. 

 

"Tarihin yeniden inşası" şiarı ile rekonstrüksiyonun ideolojik bir tahakküm aracına dönüştüğü bu hassas günlerde, sağlıklı, bilimsel ve evrensel ilkelere dayalı açıklamaların, sorumluluları tarafından ivedilikle yapılması lazım. Firmanın sayfasındaki bilgiler yetersiz. Konunun ilk açıklamalar ardından, derinlikli olarak tartışılması gerektiğini de düşünüyorum. 

 

Dayanışmayla, 

Gül Köksal

----------------------

 

Kışla'nın projesinin müellifi Saltuk Akatay'ın Haliç Dayanışması facebook hesabındaki açıklaması;

 

Mimari proje müellifi olduğum, Cezayirli Gazi Hasan Paşa Kışlası, gerek askeri gerekse mimari tarihimiz içerisinde, Osmanlı İmparatorluğu'nun ilk modern anlamdaki kışlası olarak, önemli bir yere sahiptir. 

Yapıldığı zemin, Kasımpaşa dere yatağının doldurulmuş bir kısmıdır ve yapıldığı tarihten itibaren ciddi müdahale ve onarımlar görmüştür, 1960'lı yıllara dek. 

Yaklaşık ikiyüz yıl boyunca ağır bir işlevle kullanılan, kullanım tercihi değişiklikleri nedeniyle de kapsamlı onarımlar görmüş, problemli zeminde bulunan, büyükçe bir yapıdır söz konusu olan.

İşte bu yapının problemleri, onarım kapsamının dışına çıktığı için, 1966 yılında, tamamıyla yıkılarak betonarme olarak yeniden yapılmıştır. 

Sadece Kasr-ı Humayun ve Misafir Köşkü kısımlarının taş parçaları korunup tekrar kullanılmış, bu kısımlar dışındaki tüm kışla, temelden itibaren betonarme olarak yapılmış 1966 yılında. 

Yani bu yapida, zaten betonarme olarak rekonstrüksiyonu yapılmış yapının, teknik postrekonstrüksiyon problemlerinden bahsetmekteyiz.

Yapıdaki çalışmalar ilgili koruma kurulu ve belediyenin onayi ile, İstanbul Valiliği'nin deneyimli ve değerli kontrollüğüyle, proje müellifi olarak tarafımın kontrollüğüyle ve Kışla'nın kullanıcısı Kuzey Deniz Saha Komutanlığı'nın bilgisi dahilinde yürütülmektedir. 

Tarihi eserlerimizle ilgili samimi hassasiyetin artmasını ve bu tartışmaların açık olarak yapılmasını son derece yararlı buluyorum. Ancak habercilik adına içeriği çarpıcılaştırarak gerçeği gölgede saklayıp manipulasyon yapılmasını, vatandaşlarımızın zekasına yapılan bir saygısızlık olarak görüyorum.

Saygılarımla

 

Tansel Timur

----------

 

Merhaba...

 

Bu açıklamayı son cümlesine gelinceye kadar yazılanlara "önem vererek" okudum, özellikle son paragrafın ilk cümlesi (tarihi eserlerimizle ilgili samimi hassasiyetin artmasını ve bu tartışmaların açık olarak yapılmasını son derece yararlı buluyorum) aktarılan bilgilerin "değer"i konusunda bende olumlu bir izlenim de bırakmıştı. Ama son cümle, daha öncekilerin "samimiyet"i konusunda yarattığı hayal kırıklığının ötesinde "doğruluğu" konusunda da kuşkulara neden oldu.

 

Hem "tartışmaların açık yapılması" derken "açıklık"ı önemsemiş görüneceksiniz, hem de bu denli önemli bir "proje"nin kışla yıkılıncaya kadar kamuoyunun bilgisi dışında yürütülmüş olmasının yarattığı bilgi eksikliği (eğer önceki paragraflarda anlatılanlar doğru bilgi ise) kaynaklı tepkileri, "gerçeğin gölgede saklanması", "manipülasyon", "zekaya saygısızlık" olarak niteleyeceksiniz. Üstelik bunu yaparken sayısız "proje"nin gizli, kapalı kapılar ardında yürütülüyor olmasının kamuoyunda yarattığı "duyarlılığı" görmezden gelmiş olduğunuzu hiç hesaba katmayacaksınız.

 

En son örnek olarak, üçüncü yılının sonuna gelinmek üzere olduğu halde üzerindeki esrar perdeleri -hem de- gizlilik sözleşmeleri ile güvence altında tutulan HALİÇPORT ortada iken, duyarlı kamuoyunun "herhalde yıkanın bir bildiği vardır, canı isterse açıklar; açıklamasa da yaptığı doğrudur zaten" diye düşünüp sessiz kalması mı bekleniyordu?

 

Samimiyeti konusunda kuşku duyulmasına neden olan bir bakışla kaleme alındığı son cümlesi ile ortaya çıkan bu "bilgi"lerin dikkate alınması ve inandırıcılık kazanması için, sanırım artık ayrıca "kanıt"da gerekecek...

 

Tansel TİMUR

Gemi İnşaatı ve Makinaları Yüksek Mühendisi

----------------

 

Korhan Gumus

 

Saltuk Atalay'a açıklaması için teşekkür etmek gerekli. Çünkü bir çok yapı İstanbul'da böyle yıkıldı.

Kapısının, cephedeki çıkmayı taşıyan kolonları eski haliyle durduğu için duvarlarının da korunmuş olduğunu düşünüyordum. 

Yalnızca ahşap taşıyıcıların ve döşemelerin değişmiş olabileceğini tahmin ediyordum. 

Bu durumu açıklığa kavuşturmak için Saltuk beyin yıkılan yapının rölövesini paylaşmasını istiyorum. 

O zaman mesele açıklığa kavuşacak. Bence olağan koşullarda bina yıkılmadan önce, kamuoyuna karşı bir sorumluluk anlayışıyla, 

bunun yapılmış olması, kamuoyunun bilgilendirilmiş olması gerekirdi.

Biliyorsunuz Sütlüce Mezbahası'nı yıkan kişiler gibi müteahhitlerin altında çalışan mimarlar, Saltuk beyin dediği gibi "vatandaşların zekasına saygısızlık yapmak" denebilecek bir yöntemle bu tür işleri bir teknik konu gibi gösteriyorlar, böylesine manipülasyonlarla bu tür müdahalelerin tartışılmasını, çoklu bir ortamda geliştirilmesini, sürecin şeffaf olmasını engelliyorlar. Oysa yapının neden yıkıldığını bilmeyi istemek herkesin hakkı. 

Geçmişte, 66 da yapılan müdahale bile böylesine bir deneyimin ne kadar gerekli olduğunun bir göstergesi değil mi? Bu müdahale sonuçta bizim paramızla yapılıyor.

 

Saygılarımla,

Korhan 

 


-----------------

 


Tansel Timur

Sanırım birbirimizi daha iyi anlayabilmemiz için, bazı "kavram"ları hangi içerikte kullandığımızı açıklamamız gerekecek.

 

Ben "açıklık" derken Bakanlık, Koruma Kurulu, yerel yönetim vb. resmi ya da gayrı resmi prosedürler, teamüller kapsamındaki bir "açıklık"ı değil; "açıklık"ın konuyu kamuoyunun gündemine getiren Süleyman Yaşar yazısındaki "Kasımpaşalılar da şaşkın. Aniden yıktılar. Anlayamadık diyorlar. Peki, ne olacak, sorusuna Herhâlde AVM yapacaklarmış cevabını veriyorlar" cümlelerinde ifadesini bulan yönünü kast etmiştim.

 

Öte yandan, projenin şeffaf yürütülmediği eleştirisinin muhatabı olarak da daha çok sorumlu kamu kurumlarını görmekte olduğumun, aktardığım HALİÇPORT örneği ile ilgili ifadelerimden çıkarılmış olması gerektiğini düşünüyorum.

Açıklamalarınız ve verdiğiniz bilgiler için ayrıca teşekkürler...

Saygılarımla...

Tansel TİMUR

-------------------

Saltuk Akatay,  Sn. Tansel Timur,

Ülkemizde tarihi eserlerin restorasyonu için projelerin hazırlanması ve onay alınması ile ilgili kuvvetli prosedürler var. Söz konusu proje için örnek vermek gerekirse sırasıyla, projeyi yaptıran idarenin kontrollük ekibi, kullanıcı birlik koordinesi (Kuzey Deniz Saha Komutanlığı), Deniz Kuvvetleri Komutanlığı, Milli Savunma Bakanlığı, Beyoğlu Belediyesi ve 2 no.lu Koruma Kurulu'nun onayları projenin üstünde bulunmaktadır.

 

Bunların dışında ayrıca kamuoyu bilgilendirmesi yapılması resmi prosedürde bulunmamakla birlikte, gayri resmi herhangi bir teamülde de bulunmamaktadır. Bu noktada ancak kamuoyunu bilgilendirmekte yaratıcı davranmadığım hususunda sorumluluk alabilirim. Burada olduğu şekilde, sesini duyurabilen (örneğin bir köse yazarı, etkin bir aktivist vb.) birilerinin sorgulamasını takiben bir tartışma başlaması seklinde oldu her zaman bu tartışmalar. Tabi ki kendi adıma bu tartışmanın faydalı bir zeminde sürdürülmesini faydalı buluyorum.

Bir korumacı mimar olarak hassasiyetinize katılmamam tabii olarak mümkün değildir.

Son paragrafımda bahsettiğim ifadeler, bulundukları tarafın meyilline göre haber içeriğini şekillendirerek konuyu anlaşılmaz, tartışmayı içinden çıkılmaz hale getiren bir üslup kullanmayı bilinçli olarak tercih eden habercilerle ilgilidir.

Samimiyetim hususunu elbette takdirlerinize bırakıyorum.

Saygılarımla Saltuk Akatay

--------------------------

 


Gul Koksal 

bu tartışmaların derinleştirilmesi ve kesinlikle açık-şeffaf olmasını son derece önemli buluyorum. 

 

Haliç Port süreci kamuya ait alanların dönüşüm süreçlerinin, mesleki bakış açılarının, mimari yapma biçimlerinin, demokratik ortamdaki zafiyetin vb. bir sürü şeyin açığa çıkması için bir fırsat yaratacak. Yakın dönemde çok daha ciddi sorunlarla karşılaşacağımızın ipuçlarını açık olarak Haliç Port ÇED raporu veriyor.  

 

Kişisel görüşüm, konuya tek yapı ölçeğinde bakmanın yanısıra, çevresi, etki alanı ve resmin bütününe bakarak durumu değerlendirmek. Nitekim tek yapı ölçeğindeki koruma-restorasyon süreçlerinin de sadece teknik bir konu olmadığı açık. Yoksa bizim gibi meslek insanları taş-duvar restorasyonuna sıkışmak zorunda kalacak ve buralardaki mesleki mücadeleler, resmin bütünündeki sorunlara ne enerji bırakacak, ne de zaman. 

 

Katılımcı, açık, şeffaf süreçler talebimizde ısrarcı olmak, bu ve benzeri konuları da evrensel ilkeler ışığında, bilimsel ve sosyal yönleri ile birlikte irdelemek durumundayız. 

 

Gün içinde biraz daha inceleme yapıp, yeniden yazacağım bu hususta. 

dayanışmayla,

gül. 



 




 



 


Sultan I. Abdülhamit devrinde, Kaptan’ı Derya Cezayirli Gazi Hasan Paşa tarafından, kışlanın Kasımpaşa’da bulunduğu koy doldurtularak ve arazisi de düzeltilerek 1782 yılında “Kalyoncu Kışlası” adıyla inşa edilmiştir. Üç katlı olarak inşa edilen kışlanın tavan, taban merdiven döşemeleri ahşap, etrafı ise duvarlar ile çevrilidir.

 

Kışlanın bugüne kadar ikisi 1883 ve 1963’lerde olmak üzere 4-5 kez onarımı, tadilatı ve yenilenmesi yapılmışsa da asıl şekli bozulmamıştır. Kışla, kalyoncu sınıfından sonra tersane tüfekçi erat’ınca, daha sonra Bahriye Silahendaz Taburu tarafından 1909 yılına kadar kullanılmıştır.

 

Kışla 1909 yılından günümüze kadar Deniz Kuvvetleri komutanlığına bağlı çeşitli komutanlıklar tarafından kullanılmış olup halen Kuzey Deniz Saha Komutanlığı Karargah Destek Kıtalar Komutanlığı tarafından kullanılmaktadır.

Korunması gerekli Taşınmaz Kültür Varlığı olarak tescilli söz konusu kışla binası ile birlikte inşa edilen cami, en son 1966 yılında olmak üzere çeşitli zamanlarda restorasyona tabi tutularak günümüzdeki halini almıştır.