Av. Cemil Can

Av. Cemil Can

Ülkemin Meseleleri
av.cemilcan@gmail.com

“BURADA... BURADA... BURADA...”

05 Aralık 2016 - 16:20


Y-CHP'nin ADANA Mitingindeyiz...  

Mitingin adı: “Türkiye'yi böldürtmeyeceğiz, Cumhuriyeti koruyacağız.”  



Yalanlarınız Batsın!  

En büyük bölücü ve Cumhuriyet düşmanı, bu güzel isimle Türkiye'yialdatabileceğini sanıyor.  

Dersimli Kemal'in, elindeki kağıttan okuyalım:  

“Şimdi hapisteki bir grup gazetecinin ismini okuyacağım lütfen hep beraber burada diyelim...”  diyor.  

Adeta Harbiye'de yapılan yoklamada; Mustafa Kemal'in numarası okunduğunda, öğrencilerin bir ağızdan “Burada” şeklinde haykırmasına, nazire yapılıyor.  

...

-NAZLI  ILICAK 

-Burada...  

-AHMET ALTAN

-Burada...

-MEHMET ALTAN

-Burada...

....

Kılıçdaroğlu'nun bu son ihanetine, ne yazık ki saf ve temiz duygularla mitinge katılan CHP'liler de iştirak ettirildi:  

Dersimli utanmadan, sıkılmadan:  

“Onlar hapiste, ama sanmasınlar ki onlar yalnızlar, biz onlarla beraberiz” dedi...(1)  

İyice gözünü karartmış, maskesini çıkartmış, korkmuyor ve ağzınızdan çıkanı kulağı duymuyor!  

  

Bir kısım saflar, bu vahim olayı “Temel Hak ve Özgürlükler” çerçevesinde sahipleniyor...  

  

Bayanlar ve Beyler;  

  

"Temel Hak ve Özgürlükler" arasında; suç işleme, suçu ve suçluyu övme, suç işleyeni iyi gösterme, suçluya yardım ve yataklık etme, suça azmettirme özgürlüğü yoktur!..    

  

Y-CHP, “Türkiye'yi böldürtmeyeceğiz, Cumhuriyeti koruyacağız” adını koyarak, gerçek amacını gizlediği bu mitingte, açıkça suç işlemiştir:  

 

Dersimli'nin sözleri; yeni işlenecek olan suçlar için de azmettirmedir.    

  

Daha önce, işlenen suçları, dolaylı yoldan övmektedir...    

  

Açıklayalım:  

  

Biliyorsunuz; Cemaat, masa başında delil üreterek, TSK'ya kumpas kurmuştu...  

  

Yargıyı ve Emniyeti soruları çalarak hileli yollardan  ele geçirdiler.  

  

Silahlı bir terör örgütü olan FETÖ'yü; adil yargılamak gerekir, onlardan farklı olduğumuzu ortaya koymalıyız, gibi ifadeler, son derece aldatıcı ve son tahlilde bu Amerikan uşağı örgütün amaçlarına hizmet eder...  

  

İlk bakışta, doğru gibi gözüken bu cümleler, az sonra aktaracağım temel sorunun çözümünü olanaksız hale getirebilirler.  

 

Çünkü adil yargılama, “bağımsız ve tarafsız mahkemeler” ile mümkündür.  

  

Mahkemeler, eğer bir örgütün eline geçmişse, artık o mahkemelerinmensup oldukları örgüt üyelerine adil davranmasını bekleyemezsiniz!  

  

Bu noktadan itibaren, örgüt içerisinde geçerli olan emir-komuta işler.    

  

Albay, Genelkurmay Başkanının verdiği emri, imamı olan astsubaya sormaya başlar!    

  

Nitekim öyle de olmuştur, yaşadığımız gerçekler böyledir...    

  

Anımsayınız, yakın geçmişte, pek çok yargı kararları, "temyiz" için Pensilvanya'ya gönderilmişti.    

  

Peki! Adalet dağıtan kurumları, bu örgütün elinden nasıl alabilir, adaleti bu işkenceden nasıl kurtarabiliriz?    

  

Bu soruya; akla uygun, gerçekçi bir yanıt veremezseniz, CIA'nın ürettiği süslü cümleleri, ihanetin  bir parçası olarak tekrar eder durursunuz.  

  

Saçmaladıkça saçmalarsınız yani...  

  

Bilenler bilir, Anayasa'mızda ve Hakimler ve Savcılar Kanunu'nda hakimlik teminatı vardır...  

  

Yargıçlara dokunulmaz!  

  

Hakim ve savcı atamalarını yapan HSYK, yine hakim ve savcıların verdiği oylarla oluşturuluyor...  

  

Tanık olduk ve gördük ki, bir önceki dönem, HSKY üyelerin çoğunluğu, sorulara çalarak seçilmiş örgüt üyelerinin oyları ile seçildi.    

  

Bir tür, örgüt üyeleri örgütlerine yönetici seçti!  

  

Çünkü HSYK'da sayısal çoğunlukta örgüt üyelerindeydi!..    

  

Buyurun, bu tablodan dağıtın adaleti de görelim.    

  

Temel Hak ve Özgürlükler de önünüzde dursun ve temizleyin bakalım bu rezaleti...    

  

Boş konuşmayı bırakıp, gerçekleri görmeye başlama zamanı geldi de geçiyor...    

  

Önümüzde duran bazı acil sorunlar var ve o sorunlar mutlaka çözülmelidir.  

  

Aksi halde Devlet yok olur...  

  

Kim ne derse desin, ABD desteğindeki FETÖ, Türkiye'yi işgal ettirmek üzere harekete geçti.    

  

15 Temmuz'da yapılmak istenen bu işgali gerçekleştirmekti...  

  

Bu girişime, ne kadar "Saray darbesi" deseniz de sonucu asla değiştiremezsiniz.    

  

(Başkanlık sistemine geçmek için böyle kapsamlı bir savaşa gerek olmadığını, sadece MHP gibi bir partiye ihtiyaç duyulduğunu yaşayarak gördünüz...)  

  

ABD PKK ve FETÖ piyonlarına sonuna kadar sahip çıkıyor.    

  

FETÖ'yü kanatları altına aldı, PKK'yı kara gücü olarak ordusuna kattı...  

  

Şimdi de yedekteki güçlerini; Y-MHP ve Y-CHP'yi sahaya sürdü.    

  

Y-CHP'yi “ABD'nin yedek gücü” nitelemek zorunuza gidiyor biliyorum!  

  

Değiştiremeyiz, gerçek neyse odur.  

  

Üyesi olduğum bir partiyi, böyle bir sıfatla anmak benim de hoşuma gitmiyor...  

  

Zor ama kabul etmeliyiz; bu hassas dönemde, Y-CHP ve Y-MHP kendilerini göreve getirenlerin verdiği görevleri yapıyorlar:  

  

Y-MHP, yok olma pahasına “Başkanlık” konusunu gündeme taşıyarak, FETÖ'nün siyasi ayağına operasyon yapılmasını engellemeyi üzerine aldı.  

  

Başarılı da...  

  

Y-CHP, PKK ve FETÖ'ye yapılan operasyonlarda; “insan hakları ihlali” yapıldığını, bir sürü “mağduriyet” yaratıldığını, operasyonların “muhaliflere” doğru genişlediğini, abartılı bir şekilde işliyor...  

  

Daha fazlasını zaten yapamaz.    

  

Taban o kadar da uyumuyor hani!  

  

Bununla birlikte, FETÖ de boş durmuyor.    

  

O da kalan kadrolarını sahaya sürdü.    

  

En az zararla bu dönemi atlatmaya çalışıyorlar.    

  

Kadrolarını korumak öncelikli işleri, hiçbir şeyden vazgeçmiş değiller...    

  

Örgüt üyelerinin itirafları, örgütle ilişkisi olmayanları bu dava içine çekerek, soruşturmayı sulandırıp, içerisinden çıkılmaz hale getirme çabaları kesintisiz sürüyor.  

  

Tıpkı; Ergenekon ve Balyoz davalarında yaptıkları gibi, milyonlarca sayfalık hazırlık evrakı oluşturma kurnazlığı içerisindeler...  

  

Bu yazının konusunu teşkil eden, Y-CHP'nin sahip çıktığı "gazeteciler" ise, bu oyunun baştan beri aktörleridir.    

  

Önceleri, kumpas operasyonlarını haklı zemine oturtmak için çaba gösteriyorlardı...  

  

Şimdi, "mağduriyet" edebiyatı ile örgüt üyelerini korumak ve “masum” gösterme görevini yerine getiriyorlar.    

  

Hepsinden önemlisi; haklarında darbeye teşebbüs etmekten dolayı yürütülen bir soruşturma var.    

  

Suçlu olup olmadıkları, elbette ki yargılama sonunda ortaya çıkacaktır.    

  

Ama şüpheli olduklarına kimse bir şey diyemez.    

  

Şüpheliler için alınacak yasal tedbirler, bu kişiler için de alınacaktır.    

  

Çünkü kimsenin yargılanmama gibi bir imtiyazı olamaz!  

  

Bu nedenle yapılanlarda, hukuk dışı bir şey yoktur.    

  

Hukuk dışı olan, yargılama yapılmadan, peşin hükümle bu kişileri sahiplenip, SUÇSUZ İLAN ETMEKTİR...   

  

İtirazımız bu ilkesiz davranışadır.    

  

Böyle bir iş; asla ve kat'a CHP'ye yakışmıyor.    

  

Bunu yapan partiye, Cumhuriyet Halk Partisi denemez.    

  

Biraz daha açıyorum:    

  

Açıktan FETÖ'ye sahip çıkamayan Y-CHP,  daha dün İnsan Hakları İnceleme Komisyonu'na dilekçe vererek; FETÖ'ye karşı başlayan tutuklamaların MUHALİF KESİMLERE doğru genişlediğini ileri sürdü.    

  

Bu sözleri duyanlar, “muhalif kesim”den,  CHP ve MHP'lilerin kastedildiğini sanırlar.    

  

Kazın ayağı öyle değil.  

  

Y-CHP'nin "muhalif kesim" olarak nitelendirdiği, dilekçede tarif edilmiş:  

  

"Tutuklananlar arasında GAZETECİLER, BELEDİYE BAŞKANLARI, MİLLETVEKİLLERİ VE GENEL BAŞKANLAR bulunduğunu, komisyonun bunları ziyaret etmesi gerektiği..." (2) deniyor...  

  

Demek ki, Y-CHP'ye göre tutuklu yargılanan; Ahmet Altan, Mehmet Altan ve, Nazlı Ilıcak gibiler, sadece gazeteciydi...    

  

Gazetecilik yaptıkları için tutuklandılar...  

  

Y-CHP üzerinden kamuoyuna bu mesaj verilmek isteniyor!  

  

(Gazetecilik yaptığı için tutuklananlardan; Mustafa Balbay ve Tuncay Özkan şimdi CHP Milletvekilidir. Onlar için Dersimli Kemal böyle bir yoklama yapmamıştı. Tam aksine, CHP darbecilerden temizlenmeli, yargılamaların sonu beklenilmelidir demişti...)  

  

Kılıçdaroğlu'na göre,  Ahmet, Mehmet ve Nazlı'nın FETÖ terör örgütü ile ilişkisi yoktur.    

  

Bu kesin yargıya nereden varıldı acaba?  

  

Sadece gazetecilik yaptıkları için tutuklular, öyle mi?    

  

Taraf gazetesini ne tez unuttunuz, balık hafızalılar?    

  

Mehmet Altan'ın her akşam bir televizyon kanalından evimize davetsiz konuk olarak gelip, bilgi kirliliği yaptığı da mı aklınıza gelmiyor?  

  

FETÖ operasyonları başladıktan sonra bile, Nazlı Ilıcak'ın bu örgütü nasıl savunduğunu, örgüt üyeleri ile programlar veröportajlar yaptığını da mı unuttunuz?    

  

Peki, Y-CHP'nin diğer "muhalifleri” kimlermiş:  

  

Tutuklanan BELEDİYE BAŞKANLARI.    

  

İnsanda biraz  akıl, onur ve izan olur.    

  

40 bin kişinin katili PKK'nın, lojistik ve silah desteğini sağlayan, örgüte belediyenin parasını aktaran, örgüte elaman bulan bu belediye başkanları, sadece “muhaliftir” öyle mi?    

  

Aferin size, Y-CHP'liler, aferin...    

  

Diğer muhalifler kimlerdi, bir de onlara bakalım:  

  

Tutuklu MİLLETVEKİLLERİ...    

  

Tutuklanan milletvekilleri,  PKK'nın TBMM'ndeki siyasiuzantısının üyeleridir.    

  

Siz ne kadar inkar etseniz de, onlar bu gerçeği hiçbir zaman inkar etmedi ve etmiyorlar.  

  

Hepsi PKK'lıdır ve bununla övünüyorlar!    

  

Bu konuda sizden dürüst davranıyorlar...  

  

O milletvekillerinin bir tekinin PKK ile ilişkisi olmadığını söyleyemezsiniz.    

  

Canlı bombaları patlatan, masum halkı katleden o canilerin, cenaze merasimlerine kimler katılıyordu?    

  

Kim taşıyordu bu vatan hainlerin tabutlarını?    

  

Hepsini burada tek tek sayayım mı?     

  

“Biz sırtımızı;  YPG, YPJ ve PYD'ye yaslıyoruz” (3) diyenlere, siz  muhalif mi diyorsunuz?    

  

Diğer muhalifleriniz:    

  

GENEL BAŞKANLARDI...   

  

Şu an tutuklu bulunan tek genel başkan Selahattin Demirtaş'tır.  

  

Bir de Deniz Baykal'ın dostu, kapatılan DTP'nin son Genel Başkanı Ahmet Türk...  

  

Selahattin Demirtaş'ın, Apo'nun dışardaki silueti olduğunu hala anlayamadınız mı?    

  

Size buradan İmralı görüşmelerinin tutanaklarını mı okuyayım?    

  

Ahmet Türk, “Silahların susmasını istiyorsanız 30 yıldır bunun mücadelesini veren kesimleri, Sayın Öcalan'ı görmezlikten gelemezsiniz” (4) diyen, Demokratik Toplum Kongresi Eş Başkanı değil miydi?    

  

14 Temmuz 2011 günü, tek taraflı olarak Kürt halkının demokratiközerkliğini ilan eden (5) Ahmet Türk'tür.  

  

Atatürk'ün, İnönü'nün CHP'si,  teröristleri “muhalif” kabul ederek, meşru güçmüş gibi tanıtamaz.    

  

PKK'ya ve FETÖ'ye karşı yapılan operasyonlarda; “insan hakkı ihlali” yapıldığını ileri sürerek, onları “masum” ve “mağdur” gösteremez!..  

  

Türkiye'nin çeşitli yerlerinden saf ve temiz CHP'lileri otobüslere doldurup, Adana'daki mitinge götürerek:  

  

“Burda... burda....burda...” diye bağırtmaya kimsenin  hakkı yoktur...  

  

Bu yapılan Atatürk'ün emanetine en büyük ihanettir.  

  

CHP, PKK'yı savunamaz!  

  

Dersimli Kemal, CHP'yi emperyalist ABD'nin hizmetine sunmaktan başka, oturduğu koltuğa ve kendisine oy verenlere de ihanet etmiş bir yol düşkünüdür...  

  

Katıksız bir haindir!  

  

Ve zaten bu yüzden, CHP'nin başında bulunduğu sürece, AKP'nin iktidardan düşürülmesi imkansız hale gelmiştir...  

  

Atatürk ve Cumhuriyet düşmanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun, bu ülkeye daha fazla zarar vermesini önlemek, öncelikli olarak  biz CHP'lilerin görevidir...  

  

En kısa zamanda,  “19. Olağanüstü Kurultay”ı toplamak üzere harekete geçilmelidir...  

  

Aksi halde, her şey için çok geç kalınmış olacaktır...  

  

Cemil Can  

  

DİPNOTLAR:  

 (1)https://www.chp.org.tr/Haberler/37/chp-genel-baskani-kemal-kilicdaroglu-adanada-turkiyeyi-boldurtmeyecegiz-cumhuriyeti-koruyacagiz-mitinginde-konustu-50646.aspx



 (2)https://www.evrensel.net/haber/297950/chpden-komisyonun-tutuklu-vekileri-ziyaret-etmesi-teklifi



 (3) https://www.youtube.com/watch?v=ggtiOVoKQ3E



 (4) http://www.dunyabulteni.net/haber/193052/ahmet-turk-hukumeti-haburla-tehdit-etti



 (5) http://www.ntv.com.tr/turkiye/demokratik-ozerklik-ilan-edildi,1lZNTdZvEkurs3q0lQnO_Q 

CEMIL CAN·4 ARALIK 2016 PAZAR

Bu yazı 1314 defa okunmuştur.