Av. Cemil Can

Av. Cemil Can

Ülkemin Meseleleri
av.cemilcan@gmail.com

“SİLAHSIZ” ÖRGÜTLER!

22 Aralık 2017 - 19:31

6 Ekim’de terör örgütü PKK:

“Kobani ile başlayan devrim dalgası tüm Kürdistan’a yayılmalı ve bu temelde Kürt gençliğinin ayaklanması çağrısında bulunuyoruz” çağrısını yapmıştı...

Ardınan HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş:

“Kobani’de durum son derece kritiktir. DAEŞ saldırılarını ve AKP iktidarının Kobani’ye ambargo tutumunu protesto etmek üzere halklarımızı sokağa çıkmaya ve sokağa çıkmış olanlara destek vermeye çağırıyoruz” dedi.

Olaylar 50 masum vatandaşın ölümü ile sonuçlanmıştı... (1)

Bu hatırlatmayı PKK terör örgütüdür, HDP ise, 6 milyon seçmenin oyunu alan siyasi bir partidir, diyenlere hatırlatıyorum.

Bugün PKK'nın Meclis'teki ayağının HDP olduğunu kanıtlayacak binlerce kanıt sunmak mümkündür.

50 masum yurttaşın ölümü ile sonuçlananı, özellikle seçtim.

“HDP silahlı eylem yapmıyordu” diyenlere de bu olay çarpıcı bir örnektir.

Silahlı eylem başka nasıl yapılır?

İlla da parti yöneticilerinin ellerine silah alıp, güvenlik güçlerine ateş etmesini beklemek gerekmiyor!

Bilindiği gibi; terör örgütleri listesinde yer alan PKK, bu listeden çıkmak ve “kendi halkını koruyan özgürlük savaşçıları” sıfatını alabilmek için; (Kürdistan Özgürlük Şahinleri) TAK adlı paralel bir örgüt kurdu ve yaptığı tüm iğrenç eylemleri bu örgüte yükledi...

İstanbul ve Kayseri'de yapılan son iki eylem öyledir.

Akıllarınca PKK'yı “masum” olarak gösterecekler.

Doğal olarak HDP de masum kabul edilecek!

Bu yalancı dolmaları isteyen yutabilir...

PKK-HDP-TAK hepsi aynıdır, emperyalizmin geliştirilmiş birer silahıdırlar.

Gizlisi saklısı da kalmadı zaten: ABD'nin Ortadoğu'daki kara gücü olarak görev yapıyorlar...

***

Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) ise, Türk halkına uzun zaman “silahsız ve zararsız” bir dini cemaat olarak sunuldu.

Devletin en önemli kurumlarına bu şekilde sızdılar!

Sonunda devletin neredeyse tüm silahlarının sahibi oldular.

Neler yapabileceklerini 15 Temmuz'da gördük: Devletin silahlarını askere, polise ve TBMM'ne doğrulttular.

Kendilerine karşı koyan sivil halkı, sokak ortasında infaz etmekten çekinmediler...

Fetullahçıların eylemci son militanı Mevlüt Mert Altıntaş, Ankara Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğü'nde görev yapıyordu.

Kim bilir, soruları çalarak hangi temiz çocuğun yerine bu kadroya getirildi.

“Mağdur, mazlum ve silahsız Cemaat”in bu müridi, bir akşam devletin silahını, Rusya'nın Ankara Büyükelçisine yöneltti...

Vurulup yere düşen Büyükelçi Andrey Karlov'a, yerde iken de birkaç el ateş etti.

“Emniyet aşıtı” ile işini garantiye almak emri verilmişti...

Katil Mevlüt, eylemi neden yaptığını orada açıkladı:

Sol elinin şahadet parmağını abileri gibi havaya kaldırdı.

“Halep'in intikamını alıyorum” dedi...

Ve “Cihata bağlı olduğunu” ifade etti...

Suriye ve Esat'ın yardım istediği Rusya elçisinin “bozguncu” olduğuna kesin olarak hükmetti!

Gülen Cemaat'i için; “silahsız, kendi halinde ve zararsız”dır diyenlere sadece hatırlatıyorum...

***

Bu olay Allah ile aldatanlar ve aldananlar için derslerle dolu bir musibettir.

Bu katillere sorsanız, “Elhamdülillah Müslümanım” derler.

İslam Dini'nin kitabı Kur'an'da; “Maide” adlı bir sure var.

32. Ayetinde:

“Kim, bir insanı, bir can karşılığı veya yeryüzünde bozgunculuk çıkarmak karşılık olmaksızın, öldürürse,o sanki bütün insanları öldürmüştür” (2) yazıyor...

Bu açık ayete rağmen, Müslümanım diyen biri, bir cana nasıl kıyabilir?

Uzun zamandır bu konuda düşünüp duruyorum.

Konu dağılacak ama biraz da buradan devam edelim:

Diyorum ki: Cemaat mensuplarının Maide-32. ayete itirazı olamaz.

Demek ki, ayette kendilerine adam öldürmek için bir gidiş yolu bulabildiler.

Oradan da doğruca Cennet'e, daha güzel ve mutlu bir yaşama gidebileceklerine inanıyorlar.

Öyle ya! Hayatının baharında bir insan, göz göre göre ölüme gidebilir mi?

Ayet, “can karşılığı” veya “bozgunculuk” çıkartanlar için öldürme izni veriyor gibi...

Sanırım Allah ile aldatılanlar, bu ayette geçen “bozgunculuk” sözcüğünün “mevhumun muhalifinden” (3) bu anlamı çıkartıyorlar.

Eğer durum böyleyse, birinin öldürülmesine karar veren, onun “bozgunculuk” çıkartıp çıkartmadığını da karar verebiliyor demektir!..

Bir an için bütün Müslümanların aynı durumda olduğunu düşünün; yani öldürme yetkisinin herkeste olduğunu kabul etmek gerekecek!

Kur'anda “bozgunculuğun” belirli ve açık bir tarifi yapılmadığı için, anlaşılan Mehdi gelene kadar bu konu istismar edilmeye devam ediliyor.

Yüce Tanrı'nın böyle bir sonuç için bu ayeti indiriğini hiçbir şekilde kabul edemeyiz.

Öte taraftan bakalım:

Ayete göre, öldürülecek olan kişinin “bozguncu” (4) olup olmadığına kim karar verecek?

Kur'anda böyle bir otoriteye işaret edilmiyor...

Bir tarikat, cemaat veya mezhebin başında bulunan kişi veya bir “şura”, böyle bir kararı verme yetkisini kendinde görüyor olabilir mi?..

Tarikat, mezhep ve cemaatlerin, Hz. Peygamberden en az yüz yıl sonra ortaya çıkmış olması da ayrı bir garabettir.

Dolayısıyla hiçbir “dini otorite”nin, böyle bir yetkiyi, Kur'andan aldığı öne süremez!

Allah'ın vermediği bir icazeti, kulun kendine vermesi, komedinin ötesinde ŞİRK koşmak değil de nedir?

Peygamberimiz; dirilip gelse ve bu yaşananları görseydi, kesinlikle: “Benin getirdiğim din bu değil veya ben bu dinden değilim” derdi...

Her neyse biz asıl konuyu dağıtmayalım.

Siz, HDP'nin “silahsız”, FETÖ'nün “silahsız ve Müslüman” olduğunu savunan gafiller:

Bu kadar zulüm sayenizdedir.

Yattığınız tatlı ve derin uykudan uyanmanın vakti gelmedi mi?

Cemil Can

DİPNOTLAR:

(1) http://www.aksam.com.tr/…/pkk-ve-hdpnin-68-eki…/haber-554896

(2) http://www.kuranmeali.org/…/32.a…/kurani_kerim_mealleri.aspx

مِنْ أَجْلِ ذَلِكَ كَتَبْنَا عَلَى بَنِي إِسْرَائِيلَ أَنَّهُ مَن قَتَلَ نَفْسًا بِغَيْرِ نَفْسٍ أَوْ فَسَادٍ فِي الأَرْضِ فَكَأَنَّمَا قَتَلَ النَّاسَ جَمِيعًا وَمَنْ أَحْيَاهَا فَكَأَنَّمَا أَحْيَا النَّاسَ جَمِيعًا وَلَقَدْ جَاء تْهُمْ رُسُلُنَا بِالبَيِّنَاتِ ثُمَّ إِنَّ كَثِيرًا مِّنْهُم بَعْدَ ذَلِكَ فِي الأَرْضِ لَمُسْرِفُونَ ﴿٣٢﴾

Min ecli zâlik(zâlike), ketebnâ alâ benî isrâîle ennehu men katele nefsen bi gayri nefsin ev fesâdin fîl ardı fe ke ennemâ katelen nâse cemîa(cemîan) ve men ahyâhâ fe ke ennemâ ahyen nâse cemîa(cemîan) ve lekad câethum rusulunâ bil beyyinâti summe inne kesîran minhum ba’de zâlike fîl ardı le musrifûn(musrifûne).

(3) Mevhumu Muhalif: Karşıt kavram

(4) Bozgun:Bir toplulukta karşılıklı güvenin bozulması ve beliren karışıklık.


Bu yazı 1111 defa okunmuştur.