Misafir Yazar

Misafir Yazar

Alıntı makaleler
fatihten@gmail.com

27 ARALIK, ŞAİRİMİZİN VEFAT YILDÖNÜMÜ

27 Aralık 2016 - 08:46


Dücani Cündioğlu

27 ARALIK, ŞAİRİMİZİN VEFAT YILDÖNÜMÜ

Akif'in sahiplenildiği, hasımlarına (!) karşı savunulduğu, sadece şiirlerinin değil, haklı olarak seciyyesinin de, ahlâkının da yüceltildiği bir tarih 27 Aralık.

Milletçe anıldığı tarih. "Sonra ateştir yolunuz" demiş olmasına aldırmayan çocukları tarafından hatırlandığı bir tarih. 

Şiirlerinin arkasında saklanan o utangaç çocukla temas etmeksizin Akif'in marşlarını, destanlarını okuyanlar, muhakkak ki bir kahramanla tanışmış olurlar; mutlaka ahlâklı bir adamla... hatta cesur bir yürekle... saf ve temiz bir zihinle... umumiyetle coşmuş bir lisan ve kalple.

Lâkin aslâ mahzun bir şairle, mahcub bir dervişle değil.

Onanmış, onaylanmış, damgalanmış, mühürlenmiş resmî bir 

şahsiyetle kimse bir arasokağa sapmaz.

 



Bir şairle, üstelik fırsatını buldukça şiirine hikmeti katık yapmış bir şairle kalabalıkların ortasında buluşup uygun adım yürümeyi istemez.

O hâlde şairle hep yığınlar içindeyken değil, bir de tek başınayken, yalınız iken konuşmayı deneyin. Birlikte bir arasokağa sapın meselâ.

Şimdi biz, Akif'in kalabalıklara göstermek istemediği yüzünü, yani şiirindeki hikmeti görebilmek amacıyla kendisiyle usulca bir arasokağa sapacağız.

Dilerseniz peşimizden siz de gelebilirsiniz.

***

Bu bir mabedse, çırçıplak yakışmaz, sonra gayet loş; 

Gelen: Mabud; ışık bul, yaygı bul, git başka yerden, koş!

Hemen bir kandil aldım komşulardan, bir de seccade; 

Dedim: "Gel şimdi mihmanım, saadetgâhın âmâde."

Ne yanlışmış hesabım: Hiç kapımdan geçmez oldun bak!

Mehmed Akif'in Hicran adlı şiirinin girişi. 

Yazıldığı tarih 1925. 

Yer Mısır (Hilvan).

Akif'in bu mısrâlarından yağan hikmet sağanağı ise, nazarımızda, nihayetsiz...

***

Abidin kendisi yoksul. Bu yüzden mabedi de hem boş, hem loş. 

Oysa ağırlanacak olan sıradan biri değil ki, Mâbud. Yani Tanrı.

Çırılçıplak olmaz mabed dediğin, hemen yaygı bulmalı, yere 

sermeli; konuksa karanlıkta değil, ne yapıp edip aydınlıkta ağırlanmalı. Görmeli, görülmeli, öyle ya, mabudla yüz yüze görüşmeli. 

Davet etmekte hiç tereddüt etmemiştir ammâ, talib yoksul olduğu için kendisinin ne yaygısı, ne de ışığı vardır. Çaresiz, yaygıyı da, ışığı da başkalarından temin etmek zorundadır; yani komşulardan, yani taşradan, yani dışarıdan...

Bir çırpıda ışık kandile, yaygı seccadeye dönüşür. Başkalarından ödünç de alınmış olsa mabed süslenmiştir artık. 

Talib hemen diye belirtmiş. Acelesine, heyecanına bizi de ortak ediyor. Zaten alınanlar da yabancılardan ve uzaklardan değil, en nihayet komşulardan hazır hâle getirilmiş.

Abid, heyecanla ve sevinçle Mabud'u mabed'e davet eder. 

Ne var ki sevgili değil kapısından içeri girmek, önünden bile geçmez. 

Talib yanılmış, hesabını yanlış yapmıştır. 

Hayal kırıklığını, yanılmışlığını ne hoş, ne safiyane ifade eder: 

Hiç kapımdan geçmez oldun bak! 

Hakikaten hoş. Çünkü sevgiliye sitem yerine hâlâ iltifat ediyor. 

Küsmüyor, arkasından konuşmuyor, "Artık kapımdan geçmez oldu" demiyor da yine hitabın yönünü sevgiliye çevirmekte ısrar ediyor.

—... bak!

***

Eşref Edip şöyle anlatıyor:

Hicran şiirini okuyorduk, "Ben bunu anlamadım" dedim. "Anlaşılmayacak nesi var?" diye bana kızdı. Sonra okumaya, izah etmeye başladı:

— "Buradaki mabed'den maksadım, kalb. Yani: Gittim o boş kalbi ilimle, irfanla süsledim. Çünkü oraya Mabud girecekti. 

Ne yanlışmış hesabım: Hiç kapımdan geçmez oldun bak! 

Demek ki ben aldanmışım, orası ilimle, zahirî şeylerle aydınlanmıyormuş, süslenmiyormuş. 

Sonra ne yapıyorum? Onları söküp atıyorum. Gafletimden öyle hesap etmişim, onlar hep varlıkmış, onları atıyorum."

Şair, bizatihi şiirini şerh etmişken, bize söz mü düşer? 

Öpüp başımıza koyuyoruz.

***

Şiirin devamı, bu tevili bakınız nasıl da teyid ediyor:

İlâhî! Söktüm attım, işte hücrem şimdi çırçıplak: 

Ne âfakında tek kandil, ne mihrabında seccade; 

Ezelden bildiğin toprak, bütün varlıktan âzâde. 

Serilmiş secdelerdir bekleyen yerlerde mihmânı

Bu üryan şu'le dersen, sinemin payansız imânı.

***

Talibin artık başkalarından alınmış ödünç kandillerle, seccadelerle işi yoktur. Hatasını anlamış ve mâsivayı (O'ndan gayrısını) kalbinden söküp atmıştır. Artık halisane secdeleriyle dokur seccadesini, saf imanını ise pırıl pırıl yanan bir kandile dönüştürür. 

İlim ve irfan adına öteden beriden topladıklarıyla, talibin, gönlünü Hakkın tecellisine hazırladığını (nefsini, Zahir'in zuhuruna mazhar kıldığını) düşünmesi kesinlikle doğru değildir. Çünkü istenen sadece akl-ı selîm değil, bilâkis (Kur'an'ın ifadesiyle) kalb-i selimdir.

***

Şairler dervişlerin kardeşleridir.

Şurası muhakkak ki yaşam soluğu her iki sınıfa da cimri davranır. Dünya nimetlerinden yoksun ve yoksul yaşarlar bu yüzden. Lâkin nefes-i Rahman'ın sağ omuzlarında bıraktığı bûsenin sıcaklığıyla yetinmeyi bildiklerinden aslâ dünyayı istemezler. 

Kanaat değil, şükran makamıdır onlarınki. 

27

Ey talib, "işte hücrem şimdi çırçıplak!" diyebilecek bir şairi anlamak istiyorsan, en azından sen de onun gibi hücreni temizlemeyi önemsemelisin.

Unutma, onun kadar değil, onun gibi.

– Akif’e Dair

Fotoğraf: Mehmet Akif Ersoy'un cenazesi, 28 Aralık 1936