MİMARLAR ODASI ÜYESİ/ TAKSİM DAYANIŞMASI SÖZCÜSÜ MÜCELLA YAPICI:
BEYOĞLU, KADINLAR İÇİN ÖZGÜRLEŞME MEKÂNIYDI, BU KAYBOLUYOR
Burası 2005-2013 arasında gençler, 2010’lardaysa kadınlar için özgürleşme mekânıydı, bu kaybediliyor. Belediye ve iktidar buranın kozmopolit bir eğlence mekânı olmasını istemiyor. Açıkhava alışveriş merkezine dönüşüyor.
1980’lerdeki neo-liberal kararlar uygulanıyor. Şehirler üretim alanı olmaktan çıkarılıp, kent mekânları pazarlanıyor. Park Otel, Sheraton, Gökkafes böyle ortaya çıktı. Tarlabaşı çöküntüye bırakıldı. Dünyada da böyle; terk edilip dönüştürülüyor.
Dünya Bankası’nın küresel kent projeleri ve deprem, neo-liberal politikaları hızlandırdı. Mekânda ve mülkiyette dönüşüm gerekiyordu. Ciddi yıkımlar oldu, Sulukule, Tarlabaşı gibi. Bazı şirketler mülkiyetleri topladı. Kiracılar, mal sahipleri yok oldu.
5366 ve Acele Kamulaştırma yetmeyince Afet Yasası devreye girdi. Bir yapıyı riskli ilan ediyor, yıkıyorsunuz. Bina sahiplerinin çoğu bunu yaptı. Kitapçılar, pastaneler, sahaflar gitti. Ardından da Borçlar Kanunu, 10 yıl biter bitmez işyeri olan kiracıyı çıkarma hakkı getirdi.
Yeni gelenler otel, rezidans, büyük mağazalar. Sırada Beşiktaş var. Kartal heykelinin orada sekiz küçük yeri birleştirip mağaza yapıyorlar. Kahvaltıcılar bitiyor.
Galata Port’ta tarihi eserlerin hepsi otel olacak. Otellerin altı dolgu, buralara SPA, mutfak inşa etmek için kazıklar çakıyorlar. Zemini kaydırmaya başladılar. Tarihi rıhtım yerine yeni rıhtım yaptılar. Bunlar projede havuz olarak görünüyor.
Bizi her şeye hayır diyen, gelişme istemeyen bir yapı olarak görüyorlar. Halbuki söylediğimizi yapsalar daha kârlı olacak. Roma’ya gidip, hayran olup geliyorsun. İstanbul Roma’dan daha eski bir şehir, hiçbir şeyini korumuyorsun...
Gezi, kent kültüründe milattır. Üçüncü göz açıldı, mahalleli küçücük bir ağacı bile fark etmeye başladı. Bütün siyasi alanlara “Kentsel yaşam alanlarımızı korumalıyız” fikrini fark ettirdi.
Tarihi yarımada öldü bence, Beyoğlu henüz can çekişiyor. Tarlabaşı fiziki olarak mahvedildi ama belki kurtarabiliriz. Proje onaylanmadan yıkımlar başlıyor ki geri dönüş olmasın.
Tayyip Erdoğan iyi bir belediye başkanıydı, biliyor musun? İstanbul’u bilirdi. Beyoğlu’ndaki dönüşümün en büyük aktörüydü. O zamanlar Gökkafes’e karşıydı. Projenin geçebilmesi için ilçe sınırları değiştirildi. Erdoğan dava açtı Gökkafes’e, biz de Mimarlar Odası olarak müdahil olduk.
“Üçüncü Köprü İstanbul için bir cinayettir” diyebilen bir belediye başkanıydı. Küresel neo-liberal politikalar, Dünya Bankası’nın dayatmaları onu etkiledi. Erdoğan, küresel kapitalizmin en iyi uygulayıcılarından biri oldu.
Ben bir mimarım. Benim için önemli olan demokrasi ışığını, kente yağma vuran politikalara çevirerek aydınlatma. Sadece mekânı savunmakla olmuyor, hukuku, demokrasiyi de savunmalıyız. Nasıl yaşamak istiyorsak, öyle alanlar yaratmalıyız.
