Modern yaşamlarda vücudumuz tamponlayabileceğinden daha fazla asit atık yüküyle dengesini kaybetmeye başlamıştır. Asidik yaşam ve asidik beslenme zararlı parazit ve bakterilerle dolu sağlıksız bir bünye oluşturmakta, dolayısıyla hastalıklara yakalanma riskimiz artmaktadır. Hücre ve dokular normal fonksiyonlarını asidik bir ortamda sürdürmeye devam ettiklerinde başta asidoz, kronik yorgunluk, osteoporoz, şeker, kanser, kalp hastalıkları, yüksek tansiyon gibi birçok hastalık için uygun zemin hazırlanmış olur.
Yaşam sıvımız olan kanımız ve diğer vücut sıvılarımız doğal halleriyle hafif alkalidir. Vücudumuz bu doğal değeri korumak için metabolik işlemler ve günlük beslenme sonucu vücut sıvılarında oluşan asidi, alkali minerallerle doğru oranlarda birleştirip, onları nötr hale getirerek dengeleme yapar. Alkali beslenme ve alkali yaşam vücudun dengesini doğal halinde korumasına yardımcı olur, metabolizma ve yağ yakma hızını arttırır.
Alkali beslenme vücudun fonksiyonlarını devam ettirmesi üzerine kurulmuş bir beslenme biçimi, başka bir deyişle beslenmenin matematiğidir. Alkali beslenme bir diyet değildir. Vücudun doğal dengesini korumaya yönelik bir beslenme formülüdür.
Eğer dinlerseniz vücudunuz size bir şeyler söylüyor…!
Doğru beslenme vücut sağlığının korunabilmesi için en önemli unsurların başında gelmektedir. Doğru beslenmeden kastedilen şey doğru, yeterli ve dengeli beslenmektir.
Vücudumuzu oluşturan hücrelerin düzenli ve dengeli çalışabilmesi için doğru besin öğelerinden yeterli miktarda almak zorundayız. Vücudumuzun tüm besin maddelerine ihtiyacı vardır. Tek taraflı beslenmek, yani sadece protein veya karbonhidratla beslenmek doğru bir beslenme şekli değildir. Dengeli ve doğru beslenerek, vücudumuzun sağlıklı olabilmesi için vücudumuzun gerçeklerini göz önünde bulundurmak suretiyle alınması gereken vitaminler, mineraller ve lifler gibi önemli besin maddelerinden de almak gerekmektedir.
Ancak beslenme konusunda yapılan en büyük yanlışlık; Vücudumuzun sesine kulak vermemek ya da vücudumuzun gerçeklerinden uzak beslenmektir.
Yediğimiz her şey, bedenimizdeki hücreleri etkilediği için sonuçta yediğimiz gıdalardan oluşmaktayız ya da başka bir deyişle yediklerimiz, içtiklerimiz ve soluduğumuz hava bizim yapı taşlarımızı oluşturmaktadır. Örnek vermek gerekirse karbonhidratları çok tüketen bir kişinin vücudunda insülin üretimi artmakta, artan insülin seviyesi beyindeki serotonin hormon üretimini arttırmakta ve bunun sonucunda kişi daha uykulu daha miskin bir kişi haline gelmektedir.
Vücudun gerçeklerini göz ardı etmeksizin, vücudun sesine kulak vererek doğru beslenme, vücut sağlığı ve insan yaşamının canlılığını koruyabilmesi büyük önem taşımaktadır. Vücudun sesine kulak vermekten neyi anlamak gerekmektedir?
Vücut yaradılış olarak bir takım özelliklere sahiptir, neyin yenilmesi ya da içilmesi ya da neyin neyle yenilmesi gerektiği, hangi özelliklere sahip gıdaların ne miktarda tüketilmesi yada hangi özelliklere sahip gıdaların hiç tüketilmemesi gerektiği bilinmektedir. Vücudumuzun yaradılışı gereği, sağlıklı olabilmesi için vücudun gerçeklerine uygun hareket etmek gerekmektedir, bu kuralların dışına çıkıldığında ise sorunlar başlamaktadır.
Yanlış beslenme, insanların yaşamlarında fiziksel, düşünsel ve ruhsal alanda birçok olumsuzlukların yaşanmasına neden olmakta, hastalıklar ve sorunlar işte bu noktada başlamaktadır.
Vücudumuzda dakikada 10 milyon hücre ölmekte ve bir o kadarı da yenilenmektedir. Ortalama 100 günde, beyin ve sinir hücrelerimiz hariç olmak üzere bütün vücudumuz yenilenmektedir. Vücudun gerçeklerine aykırı, kötü beslenme vücudun yenilenme sistemini aksatmakta ve en önemlisi hastalıklara açık hale getirmektedir.
Biyofizikte “hastalık” sözcüğü vücutta bulunması gereken enerjideki bir eksilme olarak tanımlanmaktadır. Eğer vücutta bulunan enerji kanalları ve merkezleri , meridyenleri göz ardı ederek sadece hastalık belirtilerini bir takım kimyasal ilaçlarla tedavi etmeye kalkarsak, o zaman hastalık belirtilerini bastırmak suretiyle hem sorunu daha büyütmüş hem de ertelemiş oluruz.
Hastalıklarla mücadele ederken semptomları bastırmaya çalışmaktan vazgeçip vücudun sesine kulak vermeliyiz, çünkü hastalıklar vasıtasıyla vücut aslından bize bir şeyler söylemeye çalışmaktadır. Hiçbir zaman yalan söylemeyen vücudu dinlemek yerine A hastasına yada B hastasına vücutlarındaki farklılıklara bakmaksızın o kişiye uygun olup olmadığına bile bakmaksızın aynı kimyasal zehiri vererek yada vücudun örneğin kist olarak verdiği mesajı dinlemek ve altında yatan asıl nedeni aramak yerine onu operasyonla almaya çalışmanın vücuda hiçbir yararı olmayacağı artık çok iyi bilinen bilimsel bir gerçektir. Quantum fiziğini esas alarak geliştirilen Biorezonans yöntemi ile ilaçların frekansları vasıtasıyla kişiye uygun olup olmadığını belirlemek mümkün olmaktadır.
1911 yılında Dr. Alexis Carrel bugün “Tavuk kalbi deneyi” olarak isimlendirilen çalışmayı yaptı. Bu çalışmada Dr.Carrel , laboratuar şartlarında , her 48 saatte yenilenen ve kolloidal Alkali besinler içeren bir sıvı içinde tavuktan çıkartılan kalbi 25 yıl süreyle yaşatmaya muvaffak oldu. Bu çok önemli bir buluş idi. Hücrelere gerekli olan gıdalar verilerek ve asidik artıklardan korunarak hücre süresiz yaşatılabilirdi.
Çin tıbbının önemli yazılı dokümanlarında ifade edildiği üzere uzakdoğuda doktorlar asidik ve hastalıklı organları suya veya bitkisel banyolara daldırarak tedavi etmektedirler. Dokulara yeteri kadar besleyici likit emdirilerek tedavi sağlanmaktadır. Bu tedavi tarzı son derece pratik olup, hastalar için iyileştirici etkileri nedeniyle çok geniş sahada muvaffakiyetle kullanılmakta ve likit değişimi, hücresel tedavi ve bütünlüğü için hayati önem taşımaktadır.
Alkali Beslenme Nedir?
Sağlıklı beslenme ve diyet ile ilgili bilinen en temel şeyler aslında aynıdır. Her biri bol su içmek,mümkünse hormonsuz olanından bol sebze meyve yemek,protein miktarı karbonhidrat miktarından ,karbonhidrat miktarı yağ miktarından (tabiki doymuş yağ oranı düşük ,doymamış yağ oranı yüksek yağlar) fazla olacak şekilde öğünlere bölmek,asitli , şekerli, kafeinli yiyecek içeceklerden uzak durmak,öğün atlamamak, öğünlerin saatlerine dikkat etmek en temel olanları denilebilir.
Sağlıklı beslenme sonucu vücudun pH dengesi 7,36 ila 7,44 arasında alkali seviyesinde yer alır. Asit oluşumuna neden olan gıdalarla beslenme sonucu bu denge bozulur ve vücut tekrar denge sağlayacağım derken hayati önem taşıyan bazı minerallerin (potasyum, magnezyum,kalsiyum, sodyum) kaybı meydana gelir. Bu dengesizlik asidoza (asidik pH seviyesi) yol açar ve asidoz da ölümle sonuçlanabilecek pek çok hastalığa neden olur. Yediğimiz yemeklerin pek çoğu (hazır gıdalar, fastfood vs) asidoza neden olacak kadar fazla asit içerir. Bunlar pH dengesini bozup kronik hastalıklara davetiye çıkarır.
Alkali beslenme, yüksek protein, yüksek yağ ve düşük karbonhidrat diyetlerinin tam tersidir. Diyetin nerdeyse yüzde sekseni alkali besin tüketimine ve yüzde yirmisi de, pH dengesini kuracak kadar asitli besin yemeye dayanır.
Meyvelerin çoğu alkali besinlerdir. Kalsiyum, magnezyum ve potasyum bol miktarda yeşil sebzelerde bulunur. Alkali diyetin en önemli faktörü düzenli ama alkali su tüketimidir. Organlarımız çoğu, özellikle de böbrekler düzgün bir pH için önemli rol oynar. Bunun için ise doğru besinlere ihtiyaç duyarlar. Asit fazlalaştığı zaman, vücut dışarıdan alkali takviyesiyle bunu dengelemek ister. Alkali zaten kanda bulunan bir maddedir ancak pH seviyesindeki karmaşaya kan çok fazla tolerans gösteremez, o yüzden alkalinin alınacağı kaynak kan olamaz. En iyi alkali kaynakları iç organlar ve dokulardır. Bunlar yeterli pH seviyesine gelebilmek için gerekli toleransı gösterirler.
Alkali beslenme ipuçları:
Tercihen organik olmak üzere bol bol sebze ve meyve yiyin.
Ara öğünlerde en iyi içecek sudur unutmayın hazır meyve suyu ve asitli içecekler tüketmeyin.
Günde en az kilogram başına 40 ml su için.
Kırmızı et yerine beyaz et ya da balık tercih edin. Et ve diğer hayvansal gıdalarla birlikte alkali olan sebzeyi bol tüketin.
Zeytinyağı kullanın.
Alkali yönünden zengin besinler yiyin.(Sebze, Meyve)
Fastfood’dan, işlenmiş gıdalardan, GDO’lu gıdalardan, hazır meyve sularından, asit oluşumuna neden olan gıdalardan kaçının.
Pozitif düşünün olumlu düşünceler vücudu alkali olumsuz düşünceler asidik yapar.
Stresten uzak durun.
Açık ve temiz havada yürüyüş yapın.
Kendinizle ve çevreyle barışık olun.
Vücuttaki Asidik Oluşumu..
Vücudumuzdaki bütün canlı hücreler atık üretirler. Tüm besinler hücrelere vücudumuzdaki sıvılar yardımıyla taşınırlar ve oksijen ile yanarak enerji haline dönüşürler. Yediğimiz ne olursa olsun bir atık ortaya çıkar. Bu atıklar idrar ve ter yoluyla atılır. Atıklar temel olarak asidiktir. Bunun sonucunda idrarımız düşük bir pH dengesine sahip olur. Bahsi geçen atıkların hepsini vücudun atması mümkün değildir. Yaşam ve beslenme tarzı, besin türleri ve tüm çevresel koşullar bu atıkların oluşumunu hızlandırır.
Bir besinin asidik veya alkali olduğunun belirlenebilmesi için; besinin tüketiminden sonra vücuda yaptığı etki dikkate alınmalıdır. Yiyecekler içindeki alkali mineraller, sindirim sonrasında alkali atığa dönüşür. Yiyecekler içindeki asidik mineraller ise sindirim sonrasında asidik atık halini alır. Asidik atıklar insan vücudundan idrar veya terleme yoluyla atılır. Ancak bu atıkların tamamı vücudumuzu terk etmez.
Vücuttan atılamayan bu asidik atıklar, kana karışarak dolaşım sistemine dahil olur. Zamanla bu atıklar damarlarda toplanır ve yavaş yavaş birikerek, tıkanmalara yol açar. Kanın, damarlardan gerektiği hız ve yoğunlukta akmaması sonucunda, vücudumuzdaki hücreler ihtiyaç duyduğu yeterli oksijen ve gıdadan yoksun kalarak artık fonksiyonlarını tam olarak yerine getiremeyen hücreler haline gelir.
Asidik gıdaların sık tüketimi bedeni zehirler. Asitli yiyecekler sık olarak tüketildiğinde vücudun pH dengesi bozulacak ve stres toksinlerin artması gibi sorunların yanı sıra bağışıklık sisteminin ve hücrelerin ihtiyaç duyduğu oksijen seviyesinin azalması gibi sıkıntılar baş gösterecektir. Asitli yiyecekler ayrıca minerallerin emilimini yavaşlatıp enerji üretimini ve hasarlı hücrelerin yenilenmesi işlemini azaltabilir. Bu da yenilemeyen hücrelerin kötü huylu kanser hücrelerine dönüşme ihtimalini artırmaktadır. Yapay tatlandırıcılar, gazlı içecekler ve meşrubatlar, ilaçlar, konsantre olan her şey yüksek oranda asit içeren asidik gıdalardır. En alkali olan sebzelerin başında kırmızı pancar ve siyah turp gelir.
Vücuttaki asidite göstergeleri nelerdir?
• Kronik yorgunluk hissi
• Fazla mukus üretimi
• Burun tıkanıklığı
• Enfeksiyonlara yatkınlık
• Heyecanlı, sinirli, irite ruh hali
• Kuru saç, güçsüz saçlar
• Baş ağrısı
• Eklem ağrıları
• Kas ağrıları
• Sık uçuk oluşumu
Atılamayan Asidik Atıklara Ne Olur?
Bu atıklar katılaşmış atıklara dönüşürler, örneğin; kolesterol, yağ asidi, böbrek taşı v.b gibi ve bilemeyeceğimiz başka bir şekilde vücudun içinde herhangi bir yerde birikip yerleşirler. Vücuttan atılamayan ve biriken bu asidik atıkların toplanması yaşlanma sürecini hızlandırır.
Alkali besinler ve su, asidik atıkların atılmasını kolaylaştırarak vücudumuza yardımcı olur. İnsan vücudu mükemmel bir mekanizmadır. Gittikçe artan asidin yaşamsal organlarımıza hasar vermesini engellemek üzere vücudumuz savunma mekanizmalarını düzenlemeye başlar. Asidin yağ hücreleri içinde depolandığı bilinmektedir. Bütün bunlara rağmen asit herhangi bir organla temas edecek olursa, dokuyu içinden çürütebileceği bir delik açma şansı da bulur. Bu durum hücrenin mutasyona uğramasına neden olabilir. Bu asidik ortamda oksijen seviyesi düşer ve kalsiyum tüketilmeye başlar. Bu nedenle savunma mekanizması olarak, vücudunuz gerçekte sizi aşırı asidiklikten korumak üzere şişmanlatır/yağlandırır. Asitlerin toparlanıp paketlendiği tüm bu yağ hücreleri ve selüloit birikimleri yaşamsal organlardan güvenli uzaklıkta tutulmaya çalışılır. Bu açıdan şişmanlık yaşamsal organlarınızı zarar görmekten koruyabilir.
Birçok insan artık kendisini hiç iyi hissetmiyor. Birçokları da kendilerini soğuk algınlıkları veya çevredeki herhangi bir mikroptan çok daha kolay etkilenir halde buluyorlar. Bundan daha ciddi olan ise lupus, romatoit arterit, multipl skleroz, kronik yorgunluk sendromu ve fibromiyalji sendromu gibi bağışıklık sistemi rahatsızlıklarındaki artışlardır. Özellikle de genç yaşlarda….
Alkali-Asit Dengesinin Bozulması:
Vücudun mineral ve diğer besinleri alma kapasitesini düşürür.
Hücrelerdeki enerji üretimini olumsuz etkiler.
Hasarlı hücrelerin onarılma yeteneğini düşürür.
Vücudun detoks yeteneğini azaltır.
Vücudu bitkin ve hastalıklara açık hale getirir.
Asit Ne Yapar?
Atardamarların yüzeylerini erozyona uğratıp kardiyovasküler yapıları zayıflatır.
Serbest radikallerin ortalığa saçılmasına neden olur, yaşlanmayı hızlandırır.
Kilo almaya, diabete ve obezliğe neden olur.
Kollestrol plakaların oluşmasına neden olur.
Kan basıncını bozar, düzensizleştirir.
Kritik lipid ve yağ asidi metabolizmasını bozar, karıştırır.
Hücrelere dağıtılan oksijen miktarında azalmaya neden olur.
Asit Hangi Hastalıklara Yol Açar?
Kardiyovasküler damar setliği, kalp krizi, yüksek kan basıncı
Obezite
MS, MD, ALS
Karaciğer, böbrek sorunları
Bunama
Bağışıklık sistemi yetersizlikleri
Osteoporoz
Erken yaşlanma
Erkeklerde prostat problemleri
Duygu ve düşüncelerimiz de vücudumuzun asid ve alkali seviyesine etki etmektedir.
Asit oluşturan duygu ve düşünceler…
Öfke
Kıskançlık
Stres
Korku ve endişe
Şüphe, kaygı, sinir
Acı, keder
Uykusuzluk, aşırı yorgunluk
Aşırı hırs
Akciğerden nefes almak
Hareketsizlik
Huzursuzluk
Düşmanlık, kin, nefret
Umutsuzluk
Yalnızlık duygusu
Her türlü olumsuz düşünce
Alkali oluşturan duygu ve düşünceler…
Kahkaha
Huzur,
Güven, sadakat, şükran
Neşe, sevinç
Meditasyon
Diyaframdan nefes alma
Dostluk, arkadaşlık, kabul görme
Egzersiz
Affetme
İbadet, dua
Doğayla münasebet
Umut
Sevdiğin şeyleri yapmak, şimdiyi yaşamak
Tensel zevk
Her türlü olumlu düşünce
Vücudumuzda %80 alkali %20 asit dengesi kabul görmektedir . Bu yüzden asit içermesine rağmen birçok meyveyi de tüketmeliyiz.
Toksik Duygular için Alkali Diyeti
Kendinizi en son ne zaman çaresiz ve ümitsiz hissettiniz, hatırlıyor musunuz? Kendinize acıdığınız, yaptıklarınızdan pişmanlık duyduğunuz anlar oldu mu? Ya da korkularınızdan ötürü hayatı tam anlamıyla kucaklayamadığınız, yaşadığınızı zannedip aslında endişelerinizden, yalnızlık hissinizden ötürü aslında yaşamadığınız anlar… Bütün bu negatif duygulardan kaçmak için yemeğe sarıldığınız, kötü duyguları yastığın altına gizlemek için televizyon dizileri karşısında saatler geçirdiğiniz ya da kendi kendinize yalnız düşüncelerinizle kalmamak için size hiç hitap etmeyen insanlarla ya da aktivitelerle vakit geçirdiğiniz anlar oldu mu?
Olumsuz duygular, toksik düşünceler zaman zaman hepimizi etkisi altına alırlar. Takdir edilme, sevilme, beğenilme gibi pozitif duyguların nasıl tatmin edilmesi gerekiyorsa, korku, endişe, suçluluk, yalnızlık, çaresizlik gibi olumsuz duyguların da tatmin edilmesi gerekir. Bizler genellikle olumlu duygularımızın tatmini için çalışırız. İş yerimizde başarılı olmak için çabalar takdir edilmek isteriz. Arkadaşlarımız bizi daha çok sevsinler diye onları hoş tutmaya çalışırız ya da erkek arkadaşımız, eşimiz tarafından sevilmek için ne gerekiyorsa yaparız. Ya negatif duygularımız, onları tatmin etmek için ne yaparız? Genellikle kolayına kaçarız. Çünkü en temel güdümüz acıdan mümkün olduğunca en kısa sürede uzaklaşmak ve mutluluğu yakalamaktır. O an için bize hızlı mutluluğu ne getiriyorsa onu tercih ederiz.
Kendimize acımaya başladığımızda, yalnızlığımızla baş başa kaldığımızda, suçluluk duyduğumuzda yemeğe, alkole, internette gezinmeye, alışveriş yapmaya, televizyon karşısında paralize olmaya yöneliriz. Çünkü bunlar sayesinde olumsuz duygularımızı anında gömer ve mutluluğu yakaladığımızı zannederiz. Ancak bu tarz duygular ruhsal sağlığımız ve bedenimiz için toksiktir. Nasıl şeker, trans yağlar, işlenmiş ürünler beden için asidik ise ve cbedenimize ve aynı zamanda dolaylı olarak duygusal durumumuza zarar veriyorsa, olumsuz duygular da bedenimiz ve duygusal sağlığımız için asidiktir. Bu duygular bizi hasta ettiği gibi bu hayatta ölü dolaşmamıza neden olurlar. Tam olarak kendimiz olamayız, ruhumuzu ifade edemeyiz, bu dünyada varoluş amacımızı gerçekleştiremez, içimizdeki potansiyeli ortaya koyamayız. Her şeyden öte biz olamayız. Biz bu duyguları bastırmaya çalıştıkça onlar daha da güçlenir, biz onlarla olamadıkça o duygular da bizim “Biz” olmamıza izin vermezler.
Olayları hiçbir kendini kandırma, yanıltma olmaksızın, oldukları gibi karşılayabilme cesaretimiz olduğunda, bizi başarıya götürecek yolu tanımamızı sağlayacak ışık belirir.
Değerli Okurlarım; İnsanlar ağaçlardan ders almalıdırlar. Ne üzerinde barınan kuşların, ne gölgesinde yatan insanların, ne de verdikleri yemişlerin hesabını tutarlar…
Alkali ya da Asidik olmak, pH değeri nedir?
“Potansiyel Hidrojen“ sözcüklerinin kısaltması olan pH, herhangi bir sıvı ortam içerisindeki hidrojen iyon yoğunluğunu ifade eder. 1 ile14 arasında bir değer olan pH skalasında 7 nötr (yüksüz) kabul edilir. pH değeri 7’ nin altında ise asidik, 7’nin üzerinde bazik bir ortamdan söz edilir.
Hücrelerin enerji üretebilmeleri oksijen ile karbonhidratların parçalanmasına-yakılmasına bağlıdır. Hücre içine Magnezyum varlığında Potasyum (K) girip, Sodyum (Na) atılarak bu enerji döngüsü sağlanmaktadır. Bu süreçte hücre pH değerini 7.35 olarak sabit tutar.
İnsan vücudu normal durumlarda, sindirim ve boşaltım sistemleri dışındaki tüm organlarında alkali düzeyde bulunur. İnsan kanındaki değerler çok dar bir pH yelpazesinde (7,3) yer alır. Hastalıkla mücadele ettiği ya da stres altında bulunduğu durumlarda ise asidik özellikler belirir. Bu değerlerin altında ya da “fazla üzerinde” yer almak hastalıklara davetiye çıkarır. pH raydan çıkarsa yapıcı enzimler yıkıcı olmaya başlar. Hücrelere yeteri kadar oksijen taşınamaz.
Vücudun asitlenmesi hangi sonuçları doğurur?
Besinlerin parçalanması sırasında açığa çıkan asit yükü günlük harcanabilecekten fazla ise yağ depolarında toplanır. Özellikle vücudun ter, idrar, dışkı, nefesle vs ile atabileceğinden fazla asidik artık varsa bunlar bel, kalça bölgelerinde yağ dokusu içine hapsedilmektedir. Yağlanma bir tür vücudu oluşan bu asite karşı koruma önlemidir.
Sürekli asidik gıda tüketiminin kısa sürede ortaya çıkabilen etkileri arasında; uyuşukluk, yorgunluk, baş ağrıları, mide bulantısı, sinirlilik, depresyon eğilimi, midede yanma ve asit artışı, kronik yorgunluk sayılabilir. Serbest radikal oluşumunu arttırması aynı zamanda yaşlanmayı da hızlandırır. Yüksek tansiyona neden olabilir.
Yine günlük atılabilenden daha fazla asit eklemlerde birikebilir. Gut dediğimiz ürik asit yüksekliğine eşlik eden bir hastalık meydana gelebilir. Böbrekte fazla biriken asitler böbrek taşına sebep olabilir. Osteoporoz’da asit atılımında kullanılan alkali mineral kalsiyumun beslenme ile temin edilememesi nedeniyle kemiklerden çalınmasıyla oluşur.
Beslenme bozukluğu bağışıklık sisteminin de düzgün çalışmamasına yol açar, vücudu koruyan hücrelerin üremesi yeterli hammadde olmadığı için yavaşlar. Vücutta zaman zaman dış etkenlerle oluşan bozuk genetikli hücreler sekteye uğramış bu bağışıklık sistemi tarafından yok edilemez.
Yakın zamana kadar kanser oluşumunda kalıtsal faktörlerin etken olduğuna inanılmaktaydı. Son yıllarda yapılan çalışmalar mevcut kanserlerin yarısına yakınının yanlış beslenme gibi dış etkenlerden kaynaklandığını ortaya koymaktadır. Özellikle sindirim sistemi ile doğrudan ilgili olan mide ve barsak kanserlerinde bu oran çok daha fazladır.
Bu konuda çağımızdaki en büyük tehlike olarak “şeker” üzerine dikkatler çekiliyor. Bundan 100 sene önce yılda 1kg şeker tüketirken şu an kişi başı tüketim 72 kg olmuş. İnsan vücudu buna alışkın değil, vücuda giren bu kadar şekere karşı ne yapacağını bilmiyor. Obezite, MS ve kanserin gelişmesi için ortam hazırlayan da bu fazla şeker nedeniyle artan asit yükü.
Hangi gıdalar vücudu asidik yapar?
Kömürde pişirilmiş (mangal) etler, işlenmiş etler. Basit karbonhidratlardaki şeker; masa şekeri, bal şekeri, mısır şekeri, meyve şekeri ve bunlarla yapılmış gıdalar; şekerli içecekler, gazlı içecekler (maden suyu hariç). Masa tuzu, malt içecekler. İnek sütü, inek peyniri, doymuş yağlar, kızartmalar, kızartma yağları. Buğday, arpa, çavdar ve yulaf, beyaz pirinç, mısır ve bunlardan yapılan kahvaltı gevrekleri, cipsler, börekler, pastalar, patates kızartmaları vs. Tüm ketçap, mayonez, soya sosu gibi hazır soslar, mayalı gıdalar. Fermente ürünler, alkol, kafein, çikolata, siyah çay, mikrodalgaya girmiş yiyecekler, suni tatlandırıcılar vb. bu liste böylece uzayıp gidiyor. Ayrıca uykusuzluk ve hareketsizlik de vücudu asidik yapmaktadır.
Hangi gıdalar vücudu alkali yapar?
Limon, yeşil limon, ıspanak, soğan, sarımsak, maydanoz, brokoli, kırmızıbiber, salatalık, fasulye, tatlı patates, fındık, badem, susam, keten tohumu, zeytin, zeytinyağı, balık yağı, zerdeçal, kavun, incir, hurma, siyah turp, kuşburnu, karpuz, kırmızı pancar, armut, siyah erik, elma, kuşkonmaz, karnabahar, şalgam, pırasa, dereotu, havuç, mercimek, kereviz, erik, bezelye, patlıcan, ceviz, kahverengi pirinç, karabuğday, darı, buğday çimi, hurma, nane, kekik, karbonat, işlenmemiş doğal tuz, keçi sütü ve lor peyniri.
Sağlıklı beslenme için nelere dikkat etmeliyiz?
• Yüksek pH dereceli su içmek; Günde 1,5-2 litre ve yüksek pH değerine sahip su içmek. Doğal sular (maden suları) genellikle yüksek pH değerine sahiptir.
• Aşırı hayvansal gıdadan uzak durmak; Et, süt, peynir ve şarküteri ürünleri içeriğindeki yağ, tuz ve pişirme yöntemleri ile daha da zararlı hale gelebilmektedir.
• İşlenmiş, hazır gıdalardan kaçınmak; Yapay malzemeler, tatlandırıcılar, koruyucular, ekstra hidrojen ve asidik iyonlar eklenmiş, katkı maddeleri çok olan hazır gıdalardan uzak durmakta yarar var.
• Kola, enerji içecekleri, gazlı tüm diğer içecekler sağlıksızdır; Bu ürünlerden tamamen vazgeçmek en idealidir.
• Rafine şeker, beyaz un ve doymuş yağlı ürünlerden sakınmak; Bizim mutfağımız özellikle beyaz unla yapılan ekmekler, börekler, kekler, tatlılardan yana çok zengin ve tümüyle bu lezzetlerden vazgeçebilmek zor görünmekte. Onun için az miktar tüketmeye dikkat etmeliyiz.
Sonuç olarak; Bilim insanları besinlerin parçalanması sırasında vücutta oluşan serbest radikallerin, hücrelere az giden oksijenin, bozulan enzim, mineral, tuz dengelerinin sağlık üzerine zararları konusunda hem fikirler. Ancak aşırı kilo ve yanlış beslenmenin katkıda bulunduğu hastalıklardan korunma ve tedavi süresince beslenme konusunda görüş ayrılıkları söz konusu. Birkaç ana noktaya dikkat ederek vücudumuzdaki asit-alkali dengesini koruyabiliriz. Böylelikle katı diyetler, vejetaryen olmak veya tamamen çiğ beslenmeye geçmek gibi ilave bir stres de yaratmamış oluruz.
Günlük yiyeceklerin %20’sini asit yapan, %80’ini de alkali yapan gruplardan seçmek; Et ve şarküteri ürünlerine daha az yer vermek, olabildiğince endüstriyel işlemden geçmemiş -mümkünse organik- yiyecekler tüketmek; Daha çok çiğ sebze, meyve tüketerek ve bol su içerek daha sağlıklı olmamız mümkün görünüyor. Beslenmenin yanı sıra fiziksel hareketliliği artırmak ve ruhsal olarak da daha olumlu bir insan olabilmenin yollarını öğrenmek ve uygulamak sağlıklı bir yaşam için önemli görülmektedir.
Asitler ve Alkaliler Hangi Özellikleri Gösterirler?
Asitler, bulundukları çözeltiye hidrojen iyonu bırakan bileşiklerdir. Bütün asitler hidrojen (H+) içerir. Bunlar ekşi bir tada sahiptir. İndikatör denilen özel bileşiklerde kırmızı renk verirler. Alkaliler ise bulundukları çözeltiye hidroksit iyonu (OH-) bırakan bileşiklerdir ve bunlar acı bir tada sahiptir. İndikatörlerle mavi renk oluştururlar. Asitler ve alkaliler birbirleriyle reaksiyona girdiklerinde tuz ve su meydana gelir.
Bir maddenin asit veya alkali olduğu nasıl anlaşılır? pH Nedir?
pH, 7′den aşağı indikçe asitlik, yukarı çıktıkça alkalilik derecesi artar.
Bir maddenin asit veya alkali değerini anlamak için kullandığımız ölçüye pH (potansiyel hidrojen) denir. Maddenin içindeki asit nitelikli hidrojen iyonlarının yoğunluğuna göre ölçüm yapılır. pH değerleri, 0-14 numaraları arasında sınıflandırılır. Ne asit, ne alkali, yani nötr olan maddeler 7 pH derecesi gösterirler. 7’den aşağı doğru indikçe maddenin asitlik derecesi, 7’den yukarı doğru çıktıkça da alkalilik derecesi artar.
Alkali Olmanın Özellikleri…
Alkali formdaki mineraller 5 adettir, bunlar, Kalsiyum, Potasyum, Sodyum, Magnezyum ve Demir mineralleridir. Bütün bu mineraller sağlıklı alkali bir çevre yaratmak için çok önemlidir. Bu mineraller asitik minerallerle birleşerek toksin maddeleri vücuttan atarlar.
Alkali yiyecekler ve Alkali Su, bize yapışkan sümüksü maddelerden temizlenmiş bir bünye kazandırır. Sümüksü maddelerden arınmış bünyenin manası; sinüs tıkanıklıkları, kronik lenfatik tıkanıklıklar ve şişlikler, akciğerlerde sıvı birikimi sorunları, mafsal kireçlenmeleri, kalsiyum eksikliği vs gibi sorunlardan uzak kalmaktır.
Vücutlarının pH'ını etkin biçimde kontrol altında tutan kişiler, hafif Alkali derecedeki vücutlarının herhangi bir yerinde ağrı veya adale krampı ile karşılaşmaz, duygusal ve zihinsel olarak pozitif ve berraktırlar. Sonuç mükemmeldir. Çünkü hücreler olması icap ettiği gibi sağlıklı Alkali bir ortam içindedirler (tıpkı ana karnında alkali-su kesesi içinde gelişen bebek gibi).
Düşünceler ve duygular, vücut kimyamızı değiştiren güçlü etkinliklerdir.
Mutlu insanlar daha sağlıklı ve uzun yaşarlar çünkü pozitif davranışlar Alkali bir ortam yaratılmasına sebep olur, negatif düşünceler ve duygular ise vücudumuzda asidik artıklar oluştururlar.
Yapılan gözlemlere göre uygun beslenme diyeti yaparak sağlıklı yaşayan insanların görünümleri hoş davranışları neşeli olmaktadır Bunun tersine, pesimist düşünceli ve agresif duygulu insanlar sağlıkları için iyi beslenseler dahi,negatif duygulardan arınmadıkça yeterince sağlıklı olamamaktadırlar.
Zihinsel ve duygusal enerji nin pozitif olması taze sebze ve meyve kadar etkin olup vücut pH ı üzerinde de güçlü biçimde etkindir.
Güneş ışığı da insan vücudunun asiditesinde önemli derecede etkindir. Alkalite güneş ışığının tam spektrumu ile etkinlik kazanır. Tersi de doğru olup güneş ışığının yokluğunda, karanlıkta vücut hücrelerimizde asit oluşur.
Bağışıklık sistemi, deri ve cildin diri kalması, vitamin D üretimi gibi süreçler Alkalite ile çok yakın ilgilidir. Unutmamalıdır ki uzun süreli sağlık ve iyilik için çabucak bir çare bulunamaz.
Peki Besinler Neye Göre Asidik Ya Da Bazik Olarak Değerlendirilir?
Besinlerin içindeki mineraller onların asidik ya da alkali olmasını sağlar. İyot(I), klor(Cl),kükürt(S) ve fosfor(P) asidik etki gösterirken, magnezyum (Mg), potasyum(K), kalsiyum(Ca), sodyum (Na) ,d emir (Fe) ve manganez (Mn) alkali etkiye sahiptir.
Yeşil yapraklı sebzeler başta olmak üzere birkaç istisna dışında tüm sebzeler ve meyveler alkali besinlerdir. Protein içeren besinler, beyaz un, hazır meyve suları, kahve ve çay asitli besinlere örnek olarak verilebilir. Günlük beslenmenizde asit/baz dengesinin 30/70 oranında olması gerekir. Bu bağlamda asidik besinler zararlıdır şeklinde algılanmamalı. Vücudumuza aldığımız asidik bazik besin ögeleri dengelenmeli. Pek çok meyve ve sebze özellikle C vitamini içerenler asidiktir ancak tahmin edilenin aksine örneğin kali etki gösterir.
Sindirimle birlikte asidik ve alkali atıklar oluşur. Asidik atıklar idrar, böbrek ve terlemeyle atılır. Ancak asidik açıdan yoğun beslenme sebebiyle tüm asidik atıklar vücuttan atılamaz ve kana karışır. Kan, pH dengesini 7.35 te tutabilmek için nötürleştirilememiş bu asitleri farklı organlara ve eklemlere sevk ederek kandan uzaklaştırmaya ve pH dengesini sağlamaya çalışır.
Genelde et ve ürünlerini fazla tüketen kişilerde görülen GUT hastalığı da eklemler limon (C vitamini içermesi sebebiyle askorbik asit yapısındadır) asidik tat olmasına rağmen içeriğinde bulunan potasyum ve magnezyum sayesinde vücutta alde biriken ürat kristalleri sebebiyle vücudun asidik olmasına bağlı olarak gelişen bir hastalıktır. Bol su içmek de bu noktada çok önemli çünkü daha öncede belirttiğim gibi asitli atıklar böbrek ve idrar yolu ile vücuttan atılır. Akciğerler ise alkali olan oksijeni alır ve asidik olan karbondioksidi vücuttan atar.
Asi - Baz Dengesi Sağlanmazsa Vücutta Oluşan Sağlık Problemleri Neler?
Vücuttan uzaklaştırılmaya çalışılan bu asitlerin bir bölümü organ ve eklemlerde birikerek çeşitli sağlık sorunlarına neden olurlar. Buradan anlaşılacağı üzere vücuttaki asit oranı arttığında hücrelerin oksijenlenmesi azaldığı için hücrede formasyonları artarak kanser oluşma riski çok daha yüksek bir düzeye gelir.
Aynı şeklide vücut asidik oldukça paratiroid hormonu yükselir ve kemiklerden kalsiyum çekilimi artar osteoporoz riski yükselir. Genel olarak toplarsak vücutta ciddi deformasyonlar ve inflamasyonlara bağlı olarak iltihaplı enfeksiyon hastalıkları, kanser, alerji, kas ve eklem hastalıkları, yüksek tansiyon ve kronik yorgunluk bunlardan sadece bazıları.
Günümüzün beslenme alışkanlıkları gittikçe asit yoğun olmaya başladı. “Kanser yüzdesinin de gittikçe artmasının sebebi bahsettiğimiz bu sebep olabilir mi ?” ; sorusu ister istemez insanın aklına geliyor. Hazır gıdalar ve fast food tüketimi artarken, vücudun alkali olmasını sağlayan sebze ve meyve tüketiminde azalış söz konusu. Su, yerini gazlı ve kafeinli içeceklere bırakmış durumda. Bir yandan da sigara,alkol ve stresin vücutta asit oluşumuna katkıda bulunduğunu düşünürsek vücudumuz pH dengesini korumakta çok zorlanıyor. Hatta sizin bu hiç mümkün değil galiba dediğinizi duyar gibiyim.
Bazı hastalıklar da vücuttaki asit-baz dengesinin bozulmasına neden olabilir. Örneğin ishal sebebiyle vücut bazik iyonları kaybeder ve bu durum asidoza neden olur. Bu yüzden ishal durumunda alkali beslenmeye daha çok dikkat etmek gereklidir.
Alkali diyetin temel prensipleri nelerdir?
Öncelikle alkali ve asit kavramlarını açıklayayım. Basit lise kimya bilgisinden hatırlayacağımız üzere, asitler alkalilerle nötralize olurlar. Yani alkali, asidin zıddıdır. Bunları ölçme derecesi pH'tır. pH, 1-7 arasında ise sıvı asittir ve pH, 7-14 arasında ise sıvı alkalidir. Vücudumuzun içindeki sıvıların neredeyse hepsi alkalidir (yüzde 72'mizin su olduğunu hatırlayalım). Vücudumuzdan attığımız ter ve idrar sıvısıysa yüksek oranda asidik sıvılardır. Bu sıvılar her gün atılır çünkü vücut alkali olmak ister. Temel işleyiş bu kadar basit bir prensibe dayanır. Vücudun asit yükünü artıran besinlerin alkali besinlerle beraber alınması alkali diyetin temel prensibidir.
Asit ve alkali besinler hangileridir?
Hazır gıdalar, işlenmiş etler, basit şekerli besinler, şekerli, kolalı içecekler, kızartmalar, cipsler, kömür ateşinde pişirilmiş yiyecekler, beyaz undan yapılmış besinler, tüm işlenmiş unlar, sağlıksız yağlar, katkı maddeleri, hormonlu ürünler... Asitli besinler listesi böyle uzayıp gidiyor. Alkali besinler olan taze sebzeler, çoğu taze meyve, tohumlar (badem vs.), tohum yağları, diğer sağlıklı yağlar (zeytinyağı, balık yağı, avokado yağı, keten tohumu yağı gibi), baharatlar, su. Bu besinler sağlıklı çünkü vücudu alkali yapıyorlar. Vücuttan asit atılım işini kolaylaştırıyorlar. Sağlıklı kalmanın ve kalıcı kilo vermenin en kestirme yoluysa her öğünde tüketilen alkali olan besinlerin miktarlarını asitlen-diren gıdalardan 3 kat fazla tutmak.
Alkali diyet uygulaması zor mudur?
Alkali diyet, aslında şimdiye kadar doğru bildiklerimizin toplamı olarak tanımlanabilir. Alkali diyet yeni bir kavram ya da trend değil. Zaten tüm hekimlerin bildiği vücudun normal çalışma süreçleriyle ilgili bilgilerin toplamı. Yeni olansa, vücudun istediği alkali seviyesini doğru besin seçimlerimizle yapabileceğimiz bilgisi. Ayrıca şunu özellikle vurgulamalıyım ki alkali diyet, diyet sözcüğünün çağrıştırdığı gibi bir kısıtlama değil. Aksine, vücuda alınan alkali oluşturan besinlerin miktarının asit oluşturanlardan daha fazla olmasını sağlayan bir "ekleme ve dengeleme" diyeti. Örneğin bir öğünde sadece et yiyen bir kişiyle, aynı öğünde et ve yanında et miktarının en az 3 katı sebze yiyen kişinin kalp-damar sağlığı aynı olamaz. Aynı şekilde sebze ekleyerek daha fazla yiyen kişide kilo problemleri (beklediğinizin aksine) daha az görünür. Çünkü sadece asitli gıdaları tüketerek asitlenen bir bünye daha kolay yağ depolar.
Neden asitli diyet içecekler de kilo yapıyor?
Aslında çoğu kişi fazla yemekten değil, öğünlerindeki özellikle de sadece akşam yemeğindeki yanlış seçimler yüzünden kilo alıyor. Çünkü mesele kalori veya protein hesapları değil; mesele modern yaşamdaki beslenme şeklimizde asitlendiren besinlerin alkali besinlere göre fazla tüketilmesidir. Ve tabii öte yandan asıl mesele kilo da değil; kilo maskesi altında yanlış besinlerin vücutta yarattığı asitlemenin tüm sağlığımızı olumsuz etkilemesi. Kabul etmek zorundayız: Ne yiyorsak oyuz!
Alkali diyeti takip edenler kısa ve uzun vadede sağlık durumlarında ne gibi değişiklikler gözlemleyecekler…
Alkali beslenen kişiler, vücuttaki atılacak asit miktarını anında azaltacakları için idrarlarının rengi açılacak ve kokusu hafifleyecek. Alkali beslenen kişini deodorant kullanması gerekmeyecek çünkü ter kokusu azalacak. Yüksek protein diyetleri yapanlarda olan ağız kokusu olmayacaktır. Dışkılama daha düzenli ve sorunsuz olacak, gaz ve hazımsızlık problemleri azalacaktır. Mide yanması, reflü şikayetleri azalacak, kilo kayıpları bel bölgesinden olacaktır. Alkali beslenen bireyler daha dinlemiş uyanacaklar ve daha enerjik olacaklardır.
Uzun vadedeyse: kan testlerinde olumlu değişiklikler görülecek, kolesterol, şeker, insülin değerleri düşecek, tiroit fonksiyonları daha düzgün çalışmaya başlayacak, azalan damar plakları ve azalan karaciğer yağlanması, yavaşlayan kemik erimesi gibi olumlu sağlık durumları yaşama ihtimalleri fazlalaşacaktır. Kısaca alkali beslenme kilodan kansere kadar her türlü sağlık sorunun azalmasına yardımcıdır.
Akşam Yemeklerinde Bu Kurallara Dikkat !
• Daima aldığınız protein miktarının dört katı kadar çiğ sebze tüketmeye çalışın.
• Çiğ sebze yeterince tüketemiyorsanız sebze suyu için.
• Kırmızı et yediğinizde sebze desteği normalden daha fazla olsun.
• Aksam yemeği lokmalarınızı en az 15 kez çiğnenerek yutun hatta tek tek sayın.
• Yemekle beraber alkol, ayran, meyve suyu ve benzeri içecekleri içmeyin.
• Yemekten iki saat sonra bir bardak suya bir yemek kaşığı limon veya doğal elma sirkesi ekleyip için.
• Televizyon karşısında atıştırmalık olarak bolca limonlu salatalık yiyebilirsiniz.
• Mideniz kazınırsa yatmadan hemen önce bile olsa, bir katı yumurta yemeniz mümkün.
• Yatmadan önce bir bardak karbonatlı su içmeyi unutmayın. (1 litreye yarım çay kaşığı karbonat ekleyerek hazırlayabilirsiniz.)
• Karbonatlı sudan tüm güne yayılmış olarak en az 1,5 litre tüketmelisiniz.
10 Adımda Alkali Beslenmeye Geçiş…
* İdrarınızı takip edin, koyu olmasına izin vermeyin. pH’ını ölçemeseniz bile koku ve renk takibi yapın.
*Alkali su için. Karbonat katarsanız suyun pH’ı alkaliye yükselir. Günlük olarak en az 3 litre su için. Sabah ilk iş, gece son iş olarak alkali su için.
*Sebze suyu içmeye alışın. Bunu alışkanlık haline getirirseniz asitlenmeyi çok kolay çözersiniz. Alkali su ve sebze suyu yağlarınızı çözer.
*Sofra tuzunu bırakın. Deniz ve Himalaya tuzu kullanın. Hem ödemlerinizi çözersiniz hem daha hızlı kilo verirsiniz.
*Oranlamayı öğrenin. Alkali olmak için besinleri seçerken iç ortamınızın asit oranına göre miktar belirleyin. Bunun için sabah ilk idrar pH’ını ölçün.
*Kaçamaklarınızı alkaliyle dengeleyin. Kaçamak yapıp sevdiğiniz asitli besinlerden yediğinizde, bunları çiğ sebzelerle beraber tüketin. Meyve şekerinin cildimizi en çok yaşlandıran besin maddesi olduğunu unutmamalısınız.
* Balık ve iyi yağların tüketimini artırın. Kabuklular hariç tüm deniz ürünleri iyidir. Yemek pişirmede zeytinyağını, ayçiçek ve mısır yağına tercih edin.
*Akşam yemeğinizi doğru seçin. Bel bölgesini inceltmek isteyen birinin yapacağı ilk şey erken saatte karbonhidratsız akşam yemeğidir.
*Doğru kalsiyum kaynaklarını öğrenin. Salatalık: 25 ml/gr, marul: 35 ml/gr, nohut: 150 ml/gr.
*Alkali yapan besinleri öğrenin. Market ve bakkallarda paketlenmiş halde satılan ürünler yerine pazardan taze alışveriş yapın.
Alkali Beslenme Yaşam Tarzıdır…
Artık beslenmeyi kilo almak veya vermek yada karın doyurmak olarak görmek yerine sağlığın ta kendisi olduğunu kabul etmeliyiz. Konuyu hücre düzeyinde düşünüp hücremizin en sağlıklı ortamda yaşamsal faaliyetlerini sürdürmesini sağlamak zorundayız. Çünkü hem sağlık hem hastalık hücrenin içinde başlar. İster böbrek hücreleri ister zamanla sertleşip kalınlaşan damar duvarı hücreleri ister gitgide yaşlanan kırışan cilt hücreleri ister yaşamı yöneten beyin hücreleri ister büyüyen ve erimeyen yağ hücreleri olsun hepsinin felsefesi aynıdır. Hücrelerin dokuları dokuların organları organların sistemleri oluşturduğunu düşünürsek hücrenin sağlığı tüm sistemin sağlığıdır.
Hücrenin sağlık kaynağı da alkali ortamdır. Alkali ortam ise asit yükü azalmış alkali rezervi artmış ortam demektir. Eğer vücudun asitliği artarsa basta kanser riski, osteoporoz (kemik erimesi), kolesterol oksitlenmesine bağlı oluşan kalsiyum plakları, diş çürükleri, tiroid fonksiyon bozuklukları, eklem hasarları oluşmaya başlar.
Vücudumuzda hücre düzeyinde alkali ortam sağlamak ise ancak alkali beslenmeyle gerçekleşebilir. Gelin minik adımlarla alkali beslenmeye geçiş yapalım,
Alkali beslenmenin ilk adımı olarak vücudumuzun yüzde 75’ini oluşturduğu için suyla başlamalıyız. Günde 2,5 litre su içmeliyiz. İlk uyandığımızda ve yatmadan önce mutlaka su içilmiş olmalı ve alkali bir su olmalı. Aldığınız suyun üzerinde yazılan Ph değerinin de 7’nin üzerinde olmasına dikkat etmelisiniz. Suya limon ekleyip ya da elma sirkesi ya da karbonat karıştırıp alkali değerini 10 - 20 kat artırabilirsiniz.
Sofra tuzunu bırakmak da bir o kadar önemli. Deniz tuzu hatta daha iyisi kaya ya da Himalaya tuzu kullanmaya özen gösterin.
Gün içinde yaptığınız her türlü beslenme hatasını sebzelerle sossuz bol limonlu salatalarla çiğ koyu yapraklı sebzelerle ya da sebze sularıyla nötrlemeye çabalayın.
Besinlerin hangisinin asit hangisinin alkali olduğunu öğrenmeye ve bunlarla beslenme dengesi kurmaya çalısın. Burada bir asit besine karşılık iki alkali besin seçmeyi unutmayın. Alkali besinlere örnek limon, ıspanak, soğan, sarımsak, maydanoz, brokoli, salatalık, fasulye, fındık, badem, susam, keten tohumu, nar, üzüm ve çekirdekleri aynı zamanda yağları, avokado, zerdeçal, kavun, incir, hurma, turp, kuşburnu, pancar, şalgam, pırasa, armut, elma, erik, dereotu, havuç, mercimek, kereviz, lahana, karabuğday, kahverengi pirinç, keçi ürünleri, ceviz en yaygın ve kolay bulanan besinlerdir.
Asit besinlere örnek ketçap mayonez alkol kola kahve çay kafein kızartmalar salata sosları işlenmiş etler şarküteri ürünleri cips bisküviler beyaz un ve ürünleri sofra tuzu seker pirinç inek sütü inek peyniri ızgara kömürde pişirilmiş etler et ve ürünleri mayalı gıdalar hazır meyve suları tatlandırıcılı besinlerdir.
Balık etini bol bol yemeye çalışın kabuklular hariç tüm deniz ürünleri iyidir.
Soğuk sıkım zeytin yağı fındık yağı ve keten tohumu ya da kabak çekirdeği yağını salatalarınıza ekleyin.
Akşamları geç yemekten ve gece meyve dahil karbonhidrat tüketmekten vazgeçin.
Hayatınıza doğru kalsiyum kaynakları katmaya çalışın inek sütü peyniri yerine kefir koyun ya da keçi sütü veya peyniri gibi. Hatta susam ya da badem maydanoz tere nohut da olabilir.
Size durumu kolaylaştırmak için hayatınıza acil katmanız gerekenleri hemen hatırlatalım.
En alkali içecekler alkali su, limonlu veya sirkeli su veya sodadır, en asit içecek ise koladır.
En alkali baharat zerdeçal ve tarçındır. Soya sosu ve hazır soslar ve balzemik sirke asittir.
En alkali yağ zeytin balık çörekotu ve keten tohumu yağı, en asit yağ trans yağ ve kızarmış yağdır.
En iyi alkali tahıl kara buğday ve kinoadır, en asidik beyaz undur.
Alkali kurubaklagil nohut ve mercimekken beyaz pirinç asidiktir.
En değerli alkali tohum badem ve çörekotu maalesef fıstık asittir.
Meyvelerden avokado incir mürdüm eriği hurma alkaliyken meyve suları ve şekerlemeleri asidiktir
En alkali protein yumurta beyazı somon ve balıkken sığır eti ve işlenmiş et ürünleri asidiktir.
Badem sütü koyun sütü peynirleri ve kefir alkali diyetin temel bileşenleri hazır inek ürünleri ilk uzak durulması gerekenlerdir..
Asit – Alkali (pH derecesi) nedir?
Vücut sıvılarının Hidrojen (H) iyonu konsantrasyonu asit veya alkali derecesini belirler…Hidrojen iyonu azaldıkça vücut alkali olur. İstenen budur.
Yani Hidrojen iyonu konsantrasyonu vucudun iy 0-7 arası deger asit pH, 7-14 arası deger alkali pH dır.
Hidrojen pozitif , oksijen negatif iyondur..Vucudumuzda oksijenin yeterli düzeyde olması fazla Hidrojeni tamponlayacak ,yani tutacaktır.
Kanın ve dokuların yeterli oksijenlenmesi işte bu yüzden çok önemlidir..Alkali olmak için!
Asit tarafa kayması yaşamla bağdaşmayacağından kanın pH sı değişmez (ideali 7,35 – 7,45)..Değişen diğer vücut sıvılarının pH sıdır..
Yani idrar, ter, tükürük, hücre içi sıvı, hücrelerarası sıvı ve tüm dokulardaki sıvılardır söz konusu olan..
Asit ortam çokluğunda vücut için bu dengeyi korumanın faturası ağırdır ve ne yazık ki sonuçlarını hemen görmeyiz.
Genç vücut ilk zamanlarda sinyal vermezken asit yükü birikip yaş da ilerledikçe problemler kaçınılmaz olur..
Sonuç mu?
Osteoporoz(kemik erimesi), insülin duyarsızlığı(yağlanma bonusuyla!), kireçlenme,çeşitli metabolik hastalıklar, ve hiç kuşkusuz KANSER!!
Asit yükü artarak oksijenlenmesi azalan hücrelerde kanser gelişme olasılığı çok çok yüksektir.
Vücutta Asit yükü artınca organizma sıvıları alkali duruma çevirme, yani TAMPONLAMA yolunda bazı mekanizmalara başvurur..
Tamponlamayı yapan (asit temizleyen) organlarımız böbrekler, akciğer ve cilttir..
Böbrekler, asitleri;
- Kandaki bikarbonatla
- Kemiklerdeki kalsiyum ve magnezyumla
- Kaslardaki glutaminle (kas proteini) tamponlayıp idrarla atar.
Gaz şeklindeki asitler akciğerlerden, nefes verme yoluyla karbondioksit olarak atılır. Asitlenmeyle yetersiz oksijen paralel gider,
Doğru nefes alarak da kandaki oksijen miktarının arttırılması alkali olmak için çok önemlidir.
Tüm bu mekanizmalar belli sınırlarda yeterli alkali ortamı yaratarak saglıklı bir organizma devamlılığı sağlarlar.. Ancak, vücudun beslenmeyle kazanılan alkali rezervleri yetersizse vücut asit seviyesi yine artacaktır.
Atılamayan asit vücutta birikecek, başta düzgün hücre çalışması engelleneceğinden pek çok sağlık sorunu baş gösterecektir…
Asit – Alkali Dengesi nedir?
Vücudumuz alkali olmak ister, asitler ise atmak istedikleridir. Alkali asidin zıddıdır. Asitlerle kastedilen vücuttaki toksinler, artıklardır. Mesela idrarımız asittir. Terle, idrarla, dışkı ve nefesle hep asit artıkları dışarı atarız. Vücuttaki hücreler için en ideal ortam asit artıklardan arınmış, hafif alkali bir ortamdır. Vücutta daima asit ve alkali dengesi olmalıdır ve bu denge her zaman alkali tarafa kaymış değerde olmalıdır.
Asit – Alkali Dengesinin olmaması bizim için ne gibi sorunları gün ışığına çıkarır?
Eğer vücuttaki asit birikimi fazlalaşır, vücudun alkali rezervi azalırsa hücreler sağlıklı fonksiyon gösteremez. Hücre içinde artık çöpler birikir ve denge asit tarafa kayar. Vücudun asitlenmesi tüm hastalıklardaki ortak nedenlerden biridir.
Şimdiye kadar kimse bize böyle bir dengeden bahsetmemişti. Diyet yapan herkes ne yediğine önem gösterirdi tabi ki ama asit alkali açısından değil protein, yağ vs. bakımından… Şimdi beslenmemizde bu dengeyi nasıl kuracağız?
Şimdiye kadar yapılan diyet önerilerinde eksik olan nokta asit-alkali dengesinin ne kadar önemli olduğuydu. Alkali diyet bu eksik noktayı tamamlamak için yazdığım bir kitaptır. Alkali diyetin prensibi asit yapan yiyeceklerle alkali yapanları 1 e 3 oranında tutmaktır. Yani günlük menümüzün en fazla %30 asitlendiren yiyeceklerden oluşmalı, % 70 alkali yiyeceklerden oluşmalıdır.
Kilo ile vücudumuzun asitlenmesi arasında nasıl bir ilişki var?
Asitlenmiş bir bünye az yemek yense dahi kilo kaybetmemeye direnir veya kaybedilen kiloyu çok hızlı geri alır. O sebepten kilo kaybetmek isteyen bir kişi %20 asitlendiren yiyecekleri, %80 alkali yapan yiyecekler tüketilmelidir. Alkali yiyecek oranını artırarak daha hızlı, sağlıklı ve kalıcı kilo vermek mümkündür.
Peki, asit yapan yiyecekleri tamamen hayatımızdan çıkarmamız mı lazım? Hangi yiyecekler asit yapar?
Vücudu asitlendiren yitecekler hepimizin zararlı olduğunu bildiği yiyeceklerdir. Örneklersek, hayvansal gıdalar, doymuş yağlar, beyaz unlular, şekerliler, kolalı içecekler, hazır gıdalar, işlenmiş etler, şekerli içecekler, alkol, cipsler, kızartmalar, şekerlemeler… Vs. bu liste böyle uzayıp gider. Ki biz bunların hepsinin sağlığa zararlı olduğunu biliyoruz ve şimdi öğrendik ki bu zararın sebebi, bu yiyeceklerin vücudumuzu asitlendirmesidir. İşte bu tür yiyeceklerden bahsettiğim orandan daha fazlasını tüketmemek gerekir. Geri kalan miktarlar alkali yiyeceklerden olmalıdır.
Alkali olan yiyecekler nelerdir?
Sağlığımız için iyi olduğunu bildiğimiz yiyecekler de alkali yiyeceklerdir. Tüm sebzeler, meyveler, baharatlar, tohumlar, tohum yağları, zeytinyağı, su içmek, balık, hindi gibi iyi proteinler, baklagiller, işlenmemiş tahıllar gibi.
Asitli yiyeceklerle beslenmenin sağlığımız açısından ne gibi zararları var?
Tüm hastalıkların ve esasında inatçı bel bölgesi kilolarının temelinde, vücuttaki fazla asit yükünün atılamamış olması yatar.
Aşırı asitlenme farkında olmadığımız en büyük gizli tehlikedir diyorsunuz. Vücudun aşırı asitlenmesi ne gibi olumsuzluklara ya da hastalıklara yol açar?
Vücutta asit-toksin birikmesi pek çok hastalıkta etkendir. Damarlardaki plaklar, damar sertliği, insulin duyarsızlığı, osteoporoz, böbrek taşları, diş çürükleri, spastik kolon, reflü, gut hastalığı asitlenmenin etkili olduğu hastalılardan sadece birkaçıdır.
Vücudumuzda
