Bugun...
ÇILGIN PİŞMANLIKLAR KAN TER İÇİNDE KALMALAR


Misafir Yazar Alıntı makaleler
fatihten@gmail.com
 
 
facebook-paylas
Tarih: 14-05-2020 10:32

ÇILGIN PİŞMANLIKLAR KAN TER İÇİNDE KALMALAR, KİMSE BİLMEZ BUNU BENDEN İYİ
Tam yukarıda Sultan Selim Tepesi var, İstanbul’un 7 tepesinden biri.
“İstanbul’un 7 Harikası” başlıklı bir yarışma yapılsa ilk 7 içinde olmaya aday mimarisiyle ‘kırmızı mektep’ bir yıldız örneği parlıyor anılarımızda.
Yokuştan-aşağıya karlı bir kış gününde -bir kızak üstünde kaysanız, düz, dümdüz bir çizgiyle İsmet Bakkal’ın tam önüne kadar geliyorsunuz;


-Küçük bir meydan burası.-
Bahse konu ettiğim İsmet bakkalın mekânı, Yüz Akı TV dizilerinin ‘Yedi Tepe İstanbul’ projesinde Berber Dükkânı olarak kullanılmıştı, hatırlıyorum.
Beşi amcaoğlu, tam 10 erkek çocuğu tarafından hakları müdafaa edilmeyen, bana karşılık kimseye pabuç bırakmayan biriydi babam.
Astar gibi bezleri önemsemeyen, her türlü güç koşulda 06.00-22.00 arasında “yılın 363 günü mücadeleye devam” diyen bir müthiş esnaftan söz ediyoruz;
Tüm yaşamı boyunca Ahilik prensiplerine önem veren biri bu.
Vodina caddesini Ayan caddesine bağlayan köşedeki manav Selman’ın babası onu karşısında gördüğünde “Bakkal İsmet, geldi kısmet” diyormuş.
Başlayalım bakalım neler çıkacak?


YENİ GÜN BAKKALİYESİ
Kahveci İbrahim Ağabeyin çocuklarına verdiği öğüt* bir güzel ipucu gibi görünse de türlü, çeşitli huyları olan, belki de doksan dokuz, farklı bakış açısıyla anlatmaya çalışmamız gereken bir bakkaliye burası.
Sol tarafta ekmeklerin konulduğu ahşap dolap, hemen ön tarafında mahalle sakinleri için çok önemli bir Gâvur icadı var.
Graham Bell sevgili olan Alessandro Lolita Osvaldo’ya ‘Alo’ diyebilmek için icat etmişti hani.
Umumi Telefonun üzerine konulduğu bölümde kahvaltı ediyorum.
Şimdilerde böyle bir besleme rejimi olduğunu öğrendiğimde neredeyse küçük dilimi yutacaktım ama o sıralar iştahlı bir sporcu olarak parmaklarınızı yiyebileceğiniz lezzette kaşar peyniri ve sucuklar üretiliyordu, biliyorsunuz.
Sevgili babama kalacak olursa iki çeşitten fazla sunulan kahvaltı, gerek mideyi gerekse cüzdanı...
Günümüz gerçekliğinde 99 farklı çeşit kahvaltılık sunan Brunch anlayışını düşünecek olursanız babama ‘cimri’ diyebilirsiniz ancak birkaç dakika sonra -işim bittiğinde- cebime para verip, özgür bıraktığında ‘bu paha biçilmez hediye’ karşısında ne diyeceğimi bilemiyorum inanın.
“İnsan kendini yalnızca insanda tanır” görüyorsunuz.


KAHRAMAN BAKKAL SÜPER MARKETLERE KARŞI
Günümüz gerçekliğinde ‘Hiper’ ‘Gross’ isimlerini alan o zamanki süper marketler tek tek kendilerini göstermeye başlamış, daha çok Fatih-Eminönü örneği ilçe merkezlerinde, bilhassa ana caddelerde faaliyet göstermeye başlamışlardı.
Sevgili babamın “iflas ettik, sermayeyi kediye yükledik.” dediği bu süreç sırasını bekleyedursun, ben size, Balat’tan arkadaşım Talha’nın* “Sinekli Bakkal” dediği mekânı anlatayım.
Girişte solda, dışarıya bakan bir buzdolabı, karşısında pirinç, kuru fasulye örneği bakliyatın konulduğu ahşap dolaplar var.
Babam girişin tam karşısında, müşteriyi karşılıyor, Kahveci İbrahim Ağabeyin oğlu Ali Kemal’in söylediği şekilde önce elindeki parasını alıp, sonra siparişini dinliyor.
Arkasında dolaptaki cam bölümü çıkartıp, bacak kaslarını dayadığı bakliyat dolaplarının keskin kenar bölümleri varislerine zarar verecek ama bilmiyor henüz.
Tezgâhın altına süpürüyor tozları, bize kalıyor mahallenin bütün kızları.
“Dertlerin en iyisi kişinin alıştığı derttir.”


DERTLERİ ZEVK EDİNDİM BENDE NEŞE NE ARAR?
O zamanlar Çiçek Sinemasında yapılan bir kongreyle Fener Nahiyesinden alınıp, Balat muhitine getirilen Haliç kulübünde yer alıyorum.
Fener ve Balat kahvecileri arasında bir husumet var, hissediyorum.
-Faturanın bize çıkmasından çekiniyoruz bir süre-
Benden önceki yıllarda babama mal alma konusunda yardımcı olan “On dönüm Bostan, Yan Gel yat Osman” lakaplı ağabeyim askere gitmiş, askere gidene kadar geçici bir görevle burada olduğunu biliyorum.
Kahraman Bakkal, “nam-ı diğer Bakkal İsmet”, beşi amcaoğlu, tam 10 erkek çocuğa babalık yaptığı halde hiçbirimizin bakkal olmasını istemeyerek, öngörüsü yüksek biri olduğunu kanıtlıyor, bize kıyamayıp kendini feda ediyor bu kısımda.
Bize verdiği nasihatler arasında biri var ki bu gün dahi her daim hatırımdadır.
“Evinizi geçindirebileceğiniz bir meslek sahibi olun, diğer işlemleri -tamirat vs.- esnaflara yaptırın…”
Belki de bu yüzden elimiz kalem tutana kadar, tornavida, kerpeten tutamayan, “elinden pek iş gelmeyen çocuklar” olarak anılıyorduk.
“Her derdin devası zaman kazanılarak bulunur.”
BU GÜN PAZAR BENİ İLK DEFA OLARAK GÜNEŞE ÇIKARDILAR
Nazım’ın bu şiiri ne zaman zihnime düşecek olsa, yalnızca Pazar günleri izin yapan sevgili babamı hatırlarım.
Her Pazar günü kamyon tutup -sokağımızın sakinleriyle birlikte- Sultan suyu Mesire yerine gitmemize sebep oluyor, bu sayede Belgrad Ormanı civarını seven çocuklar oluyoruz.
O zamanlar mangal yakılmayan bu pikniklerde, şu hayatın farklı zevkleri de olabileceğini fark edip, Pazar günlerini iple çekiyoruz bir süreliğine.
Kahvaltı sonrası bir maç, öğle yemeği sonrası bir maç ve akşam yemeğinden sonra bir maç daha olmak üzere üç öğün mutlu oluyoruz, hem mideyi hem de ruhumuzu doyuruyoruz.
O zamanlar Boğa burcu doğumlu olduğumu bilmiyorum, tüm hayatım boyunca en büyük ihtiyacımın tabiat ananın ışığı olacağının farkında bile değilim.
Kadınlar tam üç gün boyunca bu piknikler için ter döküyor, Erkekler haftada bir gün olan dinlenme günlerini ağaç altı bir gölgede şarkılar söyleyip, rakı içerek değerlendiriyorlar.
“Hikmet ve felsefe geçmiş ve gelecek dertlerin kolaylıkla üstesinden gelir, ama bu günün dertleri de onun hakkından gelir.”

Erhan Çipa
Görsel Hikaye Anlatıcı





YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



YORUM YAZ

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
SON YORUMLANANLAR HABERLER
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
GÜNDEMDEN BAŞLIKLAR
YUKARI