Bugun...
"EKÜMENİK MESELESİ KONUSUNDA ÇOK DEĞERLİ YAZILARI BURADA SİZİNLE PAYLAŞIYORUM


Misafir Yazar Alıntı makaleler
fatihten@gmail.com
 
 
facebook-paylas
Tarih: 12-06-2019 14:53

DEĞERLİ FATİHLİ HEMŞERİLERİM BİR FORUMDA TARTIŞILAN "EKÜMENİK MESELESİ KONUSUNDA ÇOK DEĞERLİ YAZILARI BURADA SİZİNLE PAYLAŞIYORUM

Sayın hocalarıma ve bu konuda ilgililere sormak istiyorum.
Nedir bu Ruhban Okulu tartışması?
Bu konuda çetin bir ayrım var gibi. Bir kısım "Senede 100 papaz yetişirse ülke elden mi gider" diye düşünürken kimisi de bu konuyu bir "egemenlik" konusu olarak görüp çok net olarak karşı çıkıyor...

Ben bu konunun önemini kavrayamamış "liboş" biri olarak bazen "Ne olur ki o okul açılsa, heriflerin papazları bizim ülkede yetişse bize reklam olmaz mı?" diye düşünüyorum. Ama diğer yandan da "Yav bir okul için neden bize bu kadar baskı yapıyorlar, başka bir yerde açıverseler ya var bu işin içinde bir çapanoğlu var" diye düşünerek arada kalıyorum.

Kaynak: http://www.birlikteforum.com/forum/patrikhanenin_ekumeniklik_planlari_ve_ruhban_okulu_kavgasi-t22480.0.html#ixzz1JsAiRzuP

Dostlar,
Ruhban Okulunun açılması konusu meselenin bütünlüğü içerisinde küçük bir LEGO PARÇASI hükmünü taşımaktadır.

AYASOFYA halen kontrolden çıkmış Patrikhane tarafından teslim alınacak,İstanbul'da Vatikan benzeri KİLİSE Devletçiği oluşturulacak,işler çığırından çıkacak, Bizans kartalı bastonuyla AB parlamentosunda, yeni durum tüm dünyaya deklare edilecek, ANADOLU ilk aşamada kilise devletçikleriyle donanacaktır.

Meseleyi kimse çarpıtmaya kalkışmasın; 
Türkiye Cumhuriyeti Devleti,Heybeli ada Ruhban okulunun açılmasına karşı çıkmamaktadır.
Burada asıl sorun bu okulun Patrikhane tarafından,YÖK veya Milli Eğitim Bakanlığından bağımsız olmasında ısrarlı olmasıdır.
Mesele romantik ve omurgasız DİN ÖZGÜRLÜĞÜ teraneleriyle sınırlı değildir,dibi-başı çok derindir.
Ruhban okulunun açılması meselesi,koca bir maymunun kırmızı rengiyle endam eyleyen açıkta temaş edilen HEYBETLİ KIÇ kısmını teşkil etmektedir.
Bu ülke Devletsiz değildir.
Milletin istikbali SİCİLİ PİSLİKTEN geçilmeyen kimi ATOMİZE toplulukların inisiyatifine teslim edilecek de değildir.
Topik altında ağırca ve sabırla,icab eden çerçevesi dahilinde konuyu işlemeye çalışacağız.
Bu arada forumun Avukat üyesi sayın Lütfi Bey'in " (Azınlık) Vakıflar Yasası " hususundaki katkıları değerli olacaktır.
Konuyla da ilgilidir.
Acelemiz yok,ağırca ve hep beraber çalışırız.

Konstantin şehrinden müşrikler ( Müslümanlar ) kovulacaktır.Bizans kartalı semalara yine hakim olacaktır.Yarıda kalan Ayasofya'daki ayin tamamlanıncaya kadar bu kapı kapalı kalsın.

" Ey Ruh-ül Kudüs !.Sesimi duy!."
Ruh-ül Kudüs, Grigoris'in sesini duyar mı,duymaz mı ? onu bilemeyiz..

Ancak;
Bizler bu işte bir türlü ESAS KARAR ve FİKRE varamamış Türk-İslam çocuklarına seslenip,tınımızı,tonumuzu duyurmak zorundayız. 
Yetkili olup da,bugüne dek işin aslını nesillerine hakkıyla anlatmamış,anlatamamış olanlara yazıklar olsun..

Özellikle felsefe kitaplarından okuyup,tanıdığınız Aristo,Cicero,Eflatun gibi safkan Yunanlı bir ırk yeryüzünde yaşamamaktadır.Kutsal Roma İmparatorluğu MS 
146 yılında Korent'i işgal ve tahrip edip bunları yeryüzünden silmişlerdir.

Yunanlılar Milli bir birlik olmaktan ziyade " Helen Birliği "olarak kabul edilirler.

Bunlar,şimdiki Makedonyalıların atası sayılan Büyük İskender'in Makedon imparatorluğunun,sonra da Romalıların,Bizanslıların vilayeti olmuşlar,o süreçte 
buraları başta Slavlar olmak üzere çok çeşitli,kalabalık göçmenler istila etmişlerdir.

Tarih 1024 yılını gösterdiğinde yarımada toprakları HAÇLILARCA parçalara bölünmüş,tam 250 sene Avrupalı Kontlar tarafından yönetilmişlerdir.

1453 yılında İstanbul'un Sultan II Mehmet hazretleri tarafından alınmasıyla,Mora yarımadası Osmanlı Devletinin denetimine girmiş,400 yıl boyunca Türk'ler 
tarafından idare edilmiştir.

Her türlü ırk ve farklı etnisitelerin karıştığı bu yarımadanın sakinleri,eski GREK medeniyetlerinin yaşamış oldukları topraklarda ikamet ettikleri için kendilerini 
Yunanlı olarak kabul etmektedirler. 

Yunanlı tarihçi Paparigopulos'un yukarıda ortaya koyduklarını bir okuyalım ve şimdiki Yunan'lıların ANTİK ÇAĞLARDA yaşamış eski Yunan'la bir ilgisi 
olmadığını güzelce notlayalım.. 

Hülasa öncelikle karşımızda SOKRATES'in sülbundan gelmiş,EFLATUN'un torunlarından hasıl olan bir millet bulunmadığını bilelim..
II Mehmet han,İstanbul'u aldıktan sonra Edirne'de ikamet etmeye başladı.O sırada kendisine İstanbul Rumlarının İtalya'ya göç ettiği haberi ulaşınca,bunun 
sebebini araştırdı.Onların göç nedeninin Dini liderden mahrum kalmaları olduğunu anlayınca, Gennadios'u İstanbul'a getirerek Patrik ilan etti.Ona asa 
verdi,hediye ettiği atla patrikhaneye gönderdi.

Tarih 1476' yı gösterirken yeni patrik Maksimos'du.II Mehmet'in onunla da güzel diyalogları olmuştu.

Bunlara zamanla büyük özgürlükler ve giderek artan selahiyetler bahşedildi.Osmanlı Devletinin sınırları genişledikçe,doğru orantılı olarak patrikhanenin 
nüfuzu,eskiden olmadığı kadar genişledi,arttı.Devlet-i Ali'nin sağladığı ayrıcalıklar inanılmazdı.

Nüfuslarının ağırlıklı olduğu yerlere sadece bir Vali atıyor,buraları PAPAZLAR dilediklerince yönetiyorlardı..

İş bununla sınırlı kalmadı.Özellikle İstanbul Fener'de ikamet eden Rumlar'a DIŞİŞLERİ BAKANLIĞI kadroları ve Divan-ı Hümayun tercümanlıkları gibi stratejik 
noktalar teslim etti..

Bu da yetmedi..Eflak,Boğdan gibi önemli eyaletlerin idaresi de Fenerli Rumlara verildi..

Hülasa,kiliselerinin nüfuzu artırılıp evrenselleştirildiği gibi, Devlet İdari Teşkilatının kilit mevkileri de bunlara emanet edildi.


Üzerlerinde hiç bir baskı bulunmayan Rumlar,kendi kültür,sanat,dil ve edebiyatlarını rahatlıkla geliştiriyorlardı.Avrupalılarla özgürce etkileşim kuran 
Rumlar,Fransız ihtilalinin MİLLİYETÇİLİK düşüncesinden etkilendiler, fikirsel hareketler ivme kazanmaya başladı.( Nasyonalist fikir akımların yayılmasında 
Osmanlı idaresinin umursamaz ve LAKAYT tavrıda kolaylık sağlamıştır.) 

İlk olarak 1768-1774 Osmanlı-Rus savaşı sırasında Rum'lar,II Katerina'nın gönderdiği ajanlar tarafından kışkırtıldılar.İsyan çıkarıldı,3 ay içerisinde bastırılan 
isyan sonrasında,Rus donanması Pire,Atina boğazlarına kadar geldi..

İşte bu noktadan sonra,problem giderek büyüdü,uluslararası mahiyet kazandı.
İşin içine Fransa,İngiltere ve Avusturya'da dahil oldu.Kangrene döndü.Süreç on yıllarca devam etti.Sonunda 1830 yılında Yunan'lılar bağımsızlıklarına 
kavuştular.
İşin ilginci bunu kendi silahlı güçleri ve kuvvetleri sayesinde gerçekleştirmiş değillerdi.Navarin'de Rusların yaktığı Osmanlı donanması,İngiltere ve Fransa'nın 
askeri müdahaleleri,diplomasisi bu sonucu doğuruyordu.
Yani ortada kahraman YUNANLILARIN kazandığı BAĞIMSIZLIK savaşı yok.
Yazılı kaynaklardan 60 küsur yıl süren bu vakayı okuanlar,ne demek istediğimi rahatlıkla anlayacaklardır..Çünkü Mora ayaklanması OSMANLI DEVLETİNİN 
yıkılmasında BATININ sahneye koyduğu en mühim OPERASYONDUR..

Nitekim,1830 yılında Rusya,İngiltere,Fransa 3 devlet Londra'da bir araya gelerek imza altına aldıkları protokolle,Yunanistan'ın bağımsız bir devlet olması 
kararını aldılar.Bunu Osmanlı'ya deklare ettiler.
Arkasından,yine bu üç Devlet,1832 yılında yine İngiltere'de imzaladıkları protokolle,kendi uyruklarının dışında olmak üzere,YUNANİSTAN'ın BAŞINA ( ALMAN 
) BAVYERA KRALI'nın oğlu PRENS OTTO'yu tayin ettiler.

Yine bu üç Devlet aynı yıl Osmanlıyla İstanbul konvansiyelini imza altına alıp,YUNANİSTAN SINIRLARINI KENDİ ELLERİYLE tekrar çizdiler.Ardından 
OTTO'nun yerine DANİMARKA KRALI Christian'ın oğlu GEORGE'yi Yunanistan TAHTININ BAŞINA geçirdiler..
Yunan ayaklanması !.Yani ayaklandırılması...Tamam burası doğru..
Ama Yunanlıların Osmanlıya karşı KAHRAMANCA yürüttüğü bağımsızlık savaşı..
Peh...
Git sen o palavrayı HRİSTO'ya itekle.. 
BATI'nın kendi elleriyle kurduğu,TETİKÇİ ÜLKE.. Çıkar çatışmalarının ürünü..
Batı tarafından her an HİLAL'e karşı kullanılan,Avrupa'nın PEPELEDİĞİ şımarık,üvey evladı..
BATI eliyle çok uzun vadeli stratejik hedefleri,operasyonları gerçekleştirmek maksatlı tesis edilen,kara ve deniz sınırlarının genişletilmesine şiddetle ihtiyaç 
duyulup,desteklenen otorite..

Bir önceki mesajda bağımsız Yunanistan'ın kurulmasının,onların Devlet-i Ali'ye karşı direnişleri,ayaklanmalarla gerçekleşmediği,bilakis o dönemin en güçlü 
ülkelerinin ( Düvel-i Muazzama ) ittifak ederek SAHNEYE KOYDUKLARINI anlatmaya çalıştık.(Yazılı kaynakları okuyanlar ayrıntılarıyla yüzleşecektir.)

Malesef...Malesef...Malesef.....
Yunanistan kurulduğu günden beri tam 3 kez Türkiye'den toprak kopartmış,Türkiyenin aleyhine genişlemiştir.Bunu başarmıştır.
Kırım,I ve II Balkan harpleri,I ve II Dünya savaşlarında bunu gerçekleştirmiştir.
Türkiye aleyhine genişlemek Yunanistan'ın resmi-milli siyasetidir.O ülkede değişen hiç bir rejim,anlayış,politika bu temel parametrenin sapmasına sebeb 
olmaz.

Papazı, faşisti, komünisti, delisi, zillisi, zırrıkısı 7 kısmı tekmili birden Megal-o İdea'nın neferidir.Örneğin Sosyalist ve de HÜMANİST Andreas Papandreu 
" Kıbrısın Yunan adası,Egenin Yunan gölü " olduğunu açıkca deklare eder..

Yunanistan," KUZEY HİLAL'i " olarak nitelediği Türkiye ile olan ilişkilerini hiç bir zaman ikili bağlamda değerlendirmemiş,
İSLAM--HRİSTİYAN
BARBAR--MEDENİ
DOĞU--BATI
ASYA--AVRUPA 

Düzleminde ele almıştır..Türkiye aleyhine genişlemenin MİLLİ SİYASET olduğu Yunanistan,Türkiye'nin Ege,Kıbrıs ve Akdenizden ilk aşamada 
çekilmesini arzulamaktadır.

Ancak bunlar yeterli değildir.Halen Marmara,Karadeniz,Ege dahil Türkiye'den 210.000 kilometre kare toprak alma hayallerine sahip olan bu UZAKTAN 
KUMANDALI TETİKÇİ otorite,Büyük YUNANİSTAN emellerinden vazgeçecek değildir.

Bunu gerçekleştirmek için Türkiye'nin zayıflatılması,iç kargaşalar çıkarma,siyasi-askeri krizler çıkarmak,EKONOMİK KUŞATMA ( bu çok önemli) 
taktiklerinin dışında MUAZZAM BİR SİLAHLANMA operasyonu gerçekleştirmekte,uluslararası anlaşmaların hilafına, adalara ASKERİ YIĞINAKLAR 
YAPMAKTADIR.


Türkiye devleti aleyhine faaliyetlerde bulunan her türlü unsurun destekçisi olan bu ülke,PKK'yı desteklemekte,bugün dahi TSK'nın operasyon yaptığı 
anlarda,hava ve deniz sahalarımızda taciz harekatları gerçekleştirmektedirler.

TERÖRİST BAŞI KENYA'da YUNAN BÜYÜKELÇİLİĞİNDEN HAVA ALANINA giderken KIBRIS RUM PASAPORTU ile yakalanmış,İMRALI'da 
yapılan mahkemesinde YUNANİSTAN-PKK ilişkilerini açıkca itiraf etmiştir..

O dönemde TERÖRİST ÜLKE ilan edilme tehlikesiyle karşı karşıya kalan Yunanistan,kurnazlık yapıp İSTANBUL DEPREMİ duygusallığından 
istifade etmiş,o yıl (1999) Helsinki'de AB toplantısında Türkiye'nin AB üyelik görüşmelerinde engel çıkarmayarak,karşı karşıya kaldığı tehlikeli durumdan 
korunma başarısını göstermiştir.
Bizim;

Kimi tarih bilmez kısa donlu ZOTTİRİK,kimi saf,kimi LEYLA sarhoşu SİRTAKİCİ güruh konuyu HAYALCİ düzlemde tartışmayı yeğlemekte,gerçekleri 
kamuoyundan saklama uğraşı içerisinde bocalamaktadırlar.

Meselemiz,elbette Akdenizin sıcak kanlı ,sıradan Yunan yurttaşlarıyla değildir..

Onlar ne kadar iyi,hoş,rakıları leziz ise,bizimkiler en az onlardan daha iyi,hoş ve lezizdir.

Üstüne üstlük bizden ÇALMAYA çalıştıkları TÜRK KAHVESİ,LOKUM,BAKLAVA türündeki mili mutfağımız onlarınkinden çok daha 
zengindir.İnsanımız da misafirperverdir. 

Efendi,

Hikayeleri bırakalım..Emperyalizmin Yunanistan üzerinden sürdürdüğü ve 1999 yılı itibarıyla yeniden formülize ettiği,yeni BALKANLAR politikası 
FENER PATRİKHANESİ'nin devreye sokulmasını gerekli kılmıştır.Bu politika Türkiye ve RUSYA Federasyonun ulusal çıkarlarını tehdit etmektedir..

Asli konu FENER PATRİKHANESİ ve EKÜMENİKLİKTİR..
Öte yandan;

GREK YAYILMACILIĞININ HARP OKULU HEYBELİ ADA RUHBAN OKULUDUR !.....

Bu kadarlık egzersizden sonra,biz sonraki mesajımızda I.ci Dünya savaşı yıllarına,SEVR,Milli Mücadele ve LOZAN'a dönüp,konuyu 
bugüne,TOPİĞİN içeriğine getirmeye çalışacağız.

Türk tarihinin en karanlık günleriydi.Devlet-i Ali öncü savaşlarda Rumeli ve Kafkasya topraklarını kaybetmiş,Türk milleti yüzyıllarca efendiliğini yaptığı 
mıntıkalardan KAN ve gözyaşıyla koparılmıştı..

5.5 milyon TÜRK -İSLAM her şeylerini ardında bırakıp,kadın-yaşlı-çocuk kafileler halinde yürüyerek ANA YURDUNA sığınırken,yollarda yüzbinlercesi 
hastalık,açlıktan ölüyor,öte yandan silah altına alınan 2.608.000 Anadolu evladı,son gücüyle BÜYÜK HARBİN 4 ANA CEPHESİNDE varlık savaşları 
yürütüyordu.

Bir kısmı Allah-u Ekber dağlarında donarak yok oluyor,ötekileri Arabistan çöllerinde PİÇ LAWRENCE ve onun devşirdiklerinin hançerleriyle 
biçiliyor,kavruluyor,bir kısmı Çanakkale de ÖLÜME MUKABİL Hilal'in bedelini,kefensizce tediye ediyordu.

ŞEREFLİ TÜRK HALKI tam 10 cephede (** ) birden çarpışıyor,öte taraftan da İHANETÇİ ERMENİLERİN isyanıyla boğuşuyordu..

( TAŞNAK güruhu Anadolu'daki BÜYÜK isyanı ÇANAKKALE HARBİNİN başladığı gün eş zamanlı olarak başlatmıştı,ne kadar tesadüf değil mi.?) 

Açlık,MUHACİRLİK,yoksulluk,ümitsizlik manzarayı tamamlıyordu..
İstanbul Belediyesi arabaları her sabah viranhanelerde açlıktan ölmüş zavallıları toplarken;

Yine İstanbul,İzmir ve Büyükada'da bir kısmı sefahat,eğlenceli, diğerleri normal yaşamına devam eden OSMANLI vatandaşı RUM'ların, neşe ve 
beklentileri doruk noktadaydı.

Savaş Türkler içindi ve birilerine çok ama çok uzaktı..Oralara pek uğramamıştı.
İşin aslı;
Henüz onlara sıra gelmemişti..
Ama gelecekti..
Bunun zamanına çok az kaldığından emindiler..

Her neyse,sonuçta Osmanlı Devleti savaşı kaybetti.Mondros ateşkes anlaşması imza altına alındı,SEVR koşulları dayatıldı..
ANAYURDUNA sığınan MONGOLLAR'ın ( Türkler ) elinden ANADOLU teslim alınmalıydı.
Türkler'e burası da bırakılamazdı.
Emperyalizm,bu planı gerçekleştirmek için TETİKÇİ OTORİTEYE gereksinim duyuyordu.
Daha savaş yıllarında İngiliz-Fransız destekçisi Venizelos,Alman sempatizanı Krala karşı iç ayaklanma çıkardı.
Önce krala karşı Selanikte ayrı bir hükümet kurdu,sonra da İngiliz-Fransız ağırlıklı müttefik donanması YUNANİSTAN'ı ablukaya alarak VENİZELOS'a 
destek verdi..

Sonuçta Kral Konstantin ülkeyi terk etti,iktidar VENİZELOS tarafından teslim alındı..

Yani......................

YUNANİSTAN,tarihin en büyük TÜRK DÜŞMANI İngiltere Başbakanı LOYD GEORGE'un emri altına girmiş oldu..

İşlem tamamlanmıştı..
Artık Yunanlılar Anadolu topraklarında müttefikler tarafından kendilerine biçilen rolü yerine getirmek için kullanılmaya hazır durumdaydılar.
Onlara,tetikçilik hakkı olarak,sadece İzmir'i vermeyi taahhüt etmek yeterliydi.
İstanbul Rumları daha şimdiden,Bab-ı Ali'deki müttefik işgalcilerin en önemli destekçileriydi.Her taraf Rumların çığlıklarıyla inliyordu. 
Fazla sürmedi;

15 Mayıs 1919 günü İzmir üzerinden de ANADOLU seferi başladı..Tüm RUMLUK bu günü de coşkuyla,destekle karşıladılar.

İzmir'in her tarafı MAVİ BEYAZDI..İngiliz,Amerikan,Fransız donanmasının koruması altında,Yunan'ın AVEROF isimli zırhlısı 
demirlemiş...Temistokles,Patris,Atroniyas Yunan savaş gemileri DÜDÜK SESLERİYLE körfezi inletiyor,bu uğultulara İZMİR KİLİSELERİNİn hiç durmayan ÇAN 
sesleri karışıyordu.

Kordon da toplanan Rumlar marşlarla,alkışlarla,giydikleri en güzel elbiseleriyle " ZİTO VENİZELOS " sloganlarıyla,İSLAMIN CELLATLARINI 
karşılamaya hazırlanmışlardı..

Metropolit HRİSOSTOMOS başta olmak üzere,ANADOLU'nun her tarafından gelen PAPAZLAR,Yunan ordusunu kutsamak ve TAKDİS etmek için 
limanda HAZİRUN durumdaydılar..Çok heyecanlı şekilde 1000 yıllık rüyanın gerçekleşmesini idrak ediyorlardı.

Biraz sonra,İZMİR'in yerlisi teğmen YANİ'nin sancağını taşıdığı EFZON alayı TÜRK İSLAM topraklarına ayağını bastı..
On binlerce Osmanlı vatandaşı yerli Rum,Yunan ordusuna PAPAZLARININ telkinleriyle gönüllü asker olmuşlardı.Doğal olarak bölgeyi iyi 
tanıyorlardı.Yüzyıllarca beraber yaşadıkları komşularını boğazlamaya gelmişlerdi..
Ölüm ve İhanet oyunu sahne alıyordu ve bir kaç dakika sonra Kemeraltı girişinde ilk silahlar patladı..

PERDE.... 

Not : Büyük harp genelde 4 cephede yürütülmüş savaşlar olarak algılanır.Ancak işin ayrıntısına bakılacak olunduğunda Osmanlı 10 ayrı cephede 
vuruşmuştur..

1-) Çanakkale Cephesi
2-) Sina-Filistin-Suriye cephesi
3-) Irak cephesi
4-) Galiçya cephesi
5-) Romanya Cephesi
6-) Makedonya Cephesi
7-) Hicaz-Asir-Yemen cephesi 
8-) Libya Cephesi
9-) İran cephesi
10-) Kafkasya Cephesi...


Fatih'in fermanla büyük selahiyetler verdiği,millet başı ilan edilip, üstüne üstlük kendilerine muhafız birliği dahi tahsis edilen,İmparatorluk sınırları içerisinde 
Devlet desteğiyle etki sahaları artırılmış,EKÜMENİKLİĞİ BAHŞEDİLMİŞ,çift KARTAL BAŞLI bastonuyla huzura çıkmasına dahi müsaade buyurulmuş 
PATRİK.......Patrikhane....


RUMELİ bölgesinde diğer milletlere ait piskoposluk makamlarını RUMLARA tevdi ediyor,başta Bulgarca ve Slovence olmak üzere,diğer dillerde 
ibadet,kitaplar kilise tarafından yasaklatılıyor,yaktırılıyordu...

Osmanlı'nın lakayt ve umursamaz yaklaşımlarının katkısıyla, RUMCAYI'da tüm Balkanlara yayıyorlar,kendi inanç ve geleneklerini özgürce 
geliştirip,BAĞIMSIZLIK ve TÜRK aleyhtarlığını,en baştaki PAPAZINDAN,ZANGOÇUNA kadar sinsice geliştiriyorlardı. 

Onlara bu ihanet ve hainlik formülünü 1711 yılı itibarıyla BÜYÜK PETRO vermişti.

Osmanlının 1764 yılında imza attığı Küçük Kaynarca anlaşmasından sonra Patrikhane tarafından yönetilen okullarda İHTİLALCİ PAPAZLAR meramlarını 
ortaya açıktan koyabiliyorlardı.Önceki mesajlarda aktardığımız MORA ayaklanması ortodoks kilisesi ve rum mekteplerinin teşkilatlandırdığı bir harekattı.. 

Onlar sadece ayaklanmışlar gerisini NAVARİN'de İSLAM donanmasını yakanlar,MORA yarım adasına askeri güç sevkedenler halledip,YUNAN 
bağımsızlığını 1821 yılında,kendi uzun vadeli çıkarları için altın tepside sunmuşlardı.

İşte bahis konusu ettiğimiz süreçte Manuel Exanto,Nikolo İsnofo ve Atnos ÇAKALOF tarafından kurulmuş Etnik-i Eterya teşkilatı , Yunanistan 
Bağımsızlığı,Ege Adalarının ilhakı,batı Trakya,Selanik,12 Ada,Kıbrıs,Gökçe Ada,Bozca Ada,PONTUS Devletinin kurulması,İstanbul'un alınması gibi YÜKSEK 
HEDEFLERİ,yani BİZANSIN yeniden teşkil edilmesini DEKLARE ETMİŞLERDİ..


Üstüne üstlük yine o yıllarda OSMANLI SARAYINDAKİ etkili RUM yöneticiler sayesinde AYVALIK hakkında özel imtiyaz almışlar,Türk ailelerinin buraya 
yerleşmesine yasak koymuşlar,30 binin üzerinde İSLAMI katletmişler,civar adalarda yaşayan Rumları buralara iskan etmişler,bir de AKADEMİ kurmuşlardı.


İmtiyazlı AYVALIK RUM DEVLETÇİĞİ eylemci cani militanlar yetiştirirken,FENER RUM OKULU,HEYBELİ ADA RUHBAN OKULU,KURUÇEŞME RUM 
ÜNİVERSİTESİ,ETNİK MİLLİYETÇİ siyasi kadrolar üretiyordu.

Sonunda büyük bir silahlı gerilla kuvvetini idare eden Başpiskopos GERMANOS ile İLİŞİKLİ OLDUĞU tesbit edilen FENER RUM PATRİĞİ 
GRİGORYAS,Kayseri,Tarabya,Edirne,Edremit Başpiskoposları İDAM edildi..

Meselenin ayrıntıları çok fazla,hepsini buraya taşımak gibi bir niyetimiz yok..

Biz hızlı bir şekilde;
Milli Mücadele dönemine gelelim...
Hatırlarsanız,önceki mesajda İZMİR işgalinden bahsederken ne demiştik......

PERDE.................

Sömürgeciler Yunanistan'a bağımsızlıklarını BAHŞETMELERİNDEN sonra OSMANLI DEVLETİ daha da zayıflamaya başladı.
Faaliyetlerini aynısıyla sürdürdüler..Kiliselerinin dışında binlerle ifade edilen mekteplerinde toplumlarının MİLLİ ve ŞAHSİ BİLİNÇLERİNİ geliştirdiler.Zaman 
zaman DEVLET-İ ALİ'ye kafa tuttular.

Bağımsızlığını ilan etmiş Yunanistan müfredatını örnek alarak,orada okutulan ders kitaplarıyla,gizli yollardan getirilen matbuatlarla eğitim yapılmaya 
başlandı.

Ayrıca bu okullarda karşı çıkılmasına rağmen,değişik yollarla YUNAN öğretmenleri istihdam ettiler.
Osmanlıya başkaldırmış komitacılar ve onların öğretileri,resimleri,YUNAN bayraklarıyla bezenmiş mekteplerde tedris yapılıyor,PİKNİK ve SEYAHATLERE 
dahi PONTUS-YUNAN bayraklarıyla kortejler halinde intikal ediliyordu.

DEVLET 1910-1912 yıllarında tüm bunları yasaklamak istemesine rağmen,PATRİKHANE YASAĞI TINMADI...

Takmadı...Sallamadı..
Hani derler ya !...Sallamadı...İşte ondan...
Herşeyin arkasında PATRİKHANE vardı...


Bütün öğretmenler FENER RUM PATRİKHANE AKADEMİSİNDE uygulamadan ( Oryantasyon) geçmek zorundaydı..Kendi başına açılmış bağımsız RUM 
OKULLARI dahi KİLİSENİN BASKISIYLA kapatılıyordu..

O dönemde en kıdemsiz RUM ÖĞRETMENLER,Devlet-i Ali'nin KAYMAKAMINDAN bile daha fazla maaş alıyorlardı.
Üstüne üstlük DEVLET bu okulların DENETİMİNİ yapamıyordu..
( Ara Not : Bu okulların yıllık DERS PLANI belgeleri elimizde,BİRLİKTEFORUM'da bunu nakletmemiz mümkün olamazsa da,dehşet verici olduğunu 
söylemeliyiz....)

Diğer taraftan II Meşrutiyet döneminde iyice AZGINLAŞAN Rumlar,Osmanlı meclisine;
"BİZ ANCAK OSMANLI BANKASI KADAR TÜRKÜZ " diyen mebuslarını da sokmuşlardı..Her şey koordinasyon dahilinde yürüyordu.

Hülasa........Hülasa.........

I.ci Dünya savaşını kaybeden OSMANLI Mondros ateşkes anlaşmasına imza attıktan 3 ay sonra,PATRİKHANE kendine bağlı tüm kurumlarında 
TÜRKÇEYİ yasaklattı,İSTANBUL'un FETİH tarihini 3.GÜN SÜREYLE (yas ) TATİL ilan ettiler..

SEVR dayatıldı...İstanbul işgal edildi....İstanbul'a demirleyen gemilerin 4'ü Yunanistan'a aitti..İstanbul RUMLARI sevinçten çıldırmışlardı.Yunan 
konsolosluğunun önünden geçen Türklere fesleri çıkarttırılarak,tehditle VİTO VENİZELOS sloganları attırılıyordu.
Türkiye içerisine ŞİLE üzerinden silah,cephane sevkiyatı başlattılar.
Karadenizde 30.000 silahlı RUM,PONTUS Devletini kurmak için ortalığı kasıp kavurmaya başladı.( O günleri yaşamış olan Karadenizlilerin anlattıklarını 
dinleme şansımız oldu..)

Anadolunun yerli Rumlarının gönüllü yazıldığı,katıldığı YUNAN ORDUSU İzmir'e ayak basmıştı..Kan döküyordu.

Rum Patrik vekili MAMELİS,işgalcilerden tüm Türkiyenin alınmasını talep ediyordu.Kemal PAŞA hazretlerinin uzun uzun bahsettiği,ileriki mesajlarda 
bizimde anlatacağımız ATHENAGORAS !!!!!!.... arz-ı endam eylemişti..

Efendi !..aşağıdakileri iyi oku efendi !...
HEYBELİ ADA RUHBAN OKULU yetiştirmesi....ATHENAGORAS.....................


Ne okul ama !.......
Milli mücadele döneminde düşman ordularına tam destek veren Fener Patrikhanesinden DOROTEOS MAMELİS.....
Karadeniz'in PONTUSCU Trabzon metropoliti HRİSANTOS.....Samsun Metropoliti GERMANOS..
Edirne metropoliti HALİKARYOS....

Ve.....Ve....Ve.....Önceki mesajda naklettiğimiz,tecavüz ettikleri Türk-İslam kadınlarının memelerini kesen,katliamci,ANADOLUYU AŞAĞILIK 
MEZALİMLERİYLE KİRLETEN,Yunan ordusunu etrafındaki PAPAZLARLA TAKDİS eden....

CELLAT TAKDİSCİSİ İzmir Metropoliti HRİSOSTOMOS....
Yakın tarihte ABD'ye kaçıp,yurttaşlıktan atılan meşhur YAKOVAS.....( Aşk başlıklarıyla fazla iştigal etmeyenler bilir..)
EMİLYANOS....
MERİTON........


Ayriyeten,1970'li yıllarda KIBRISTA MÜSLÜMAN TÜRKLERİN,analarını ağlatan,başpiskopos MAKARİOS.....
7 kısmı tekmili birden..
Heybeli ADA RUHBAN OKULUNDA yetişmişlerdir..

 

Anlayacağınız MİRİM;
Bu okul sizin bildiğiniz başka okullara benzemez...
Süper ADAMLAR yetiştirir....
Çünkü hocaları kuvvetli.....
Bu okulun öğretim kadroları LOZAN'a kadar,çoğunlukla FENER PATRİKHANESİ'nin SEN SİNOD meclisi üyesidirler...
Sen eğer ARİFSEN,işin bu tarafını anlarsın..

Arkadaşlar,

Daha konuya tam girmiş değiliz..Devam edeceğiz...Savaş dönemi İngiltere siyaseti,Lozan ve sonrası..Stalin dönemi ve ABD ile başlayan,şimdiler de AB 
ile devam eden süreç..Anayasamız ve Yargıtay kararları..BATI TRAKYA meselesi...Heybeli Ada RUHBAN okulu...Azınlık vakıfları yasası...

Ekümeniklik arzusunun,ABD-AB dayatmalarının STRATEJİK ve TEOPOLİTİK çözümlemesi...
Türkiye'nin yapması gerekenin ne olduğu ? konusunu...


Sohbetimize devam ediyoruz..

Yazdıklarımız önceki mesajlarla bütünlük sağlamakta ve ağır ateşte pişmiş kuru fasulye ve pirinç pilavı yemesini seven,yanında da soğan kıran,ardından 
sahibi olan RABBA verdiği nimetler için hamd eden Türk-İslam çocuklarınadır.

Yazılmış olanlar Bolkar'ın kendisine ait olmayıp,hepimizin ve sıkılmadan okuma zahmetine katlananların mülkiyetine aittir.

Sadece genel çerçevesini çizmek imkanına sahip olduğumuz bu hususların ayrıntılarını yazılı kaynaklardan okuyup öğrenmek TÜRK İSLAM evladıyım 
diyenlere,özellikle de ileride çocuk doğurup,Ana olacak ( hayırlısıyla ),evlat yetiştirecek genç bayanlara VACİP hükmündedir..

Mesajımızın sonuna doğru OSMAN GAZİ ALP hazretlerinin Bursa'da ki kabrinin nasıl PİSLETİLDİĞİNİ tevatür değil,doğru haliyle nakletmeye çalışacağız.. 
Önceki yazımlarda,meseleyi Mondros mütakeresi ve SEVR dönemine kadar getirmiş,CELLAT TAKDİSCİLERİ ve PATRİKHANE icraatlarından 
bahsetmiştik..

Yunan bağımsızlığından sonra sürekli olarak Türkiye aleyhine genişleme başarısını gösteren ELENLER,yüzyıllar sonra BİZANSI yeniden ihya etmek ve 
kendilerine tevdi edilen İNGİLİZ BAŞÇAVUŞLUĞU vazifesini ifa etmek için Anadoluya ABD,İngiliz,Fransız müttefik gemileri desteğinde askerlerini 
çıkarmışlardı..

Hani demiştik ya !..
PERDE................


Bu işin arkasında İngiltere vardı.Taşın altına başkalarının kollarını sokma siyasetini her daim ustalıkla yürüten İngiltere,şimdi de SEVR koşullarını kabul 
ettirebilmek için YUNAN KUKLASINI Anadoluya sevk ediyordu.
Karşılığında İzmir ve Trakya'yı söz veriyordu.Alan memnun satan memnundu..
Bakınız !...Dawid Walder "The Chanack Affair " isimli eserinde neler yazmış..

" Bu durum müttefikleri,isteklerini zorla kabul ettirmeye vardıracaktı ve bunu yapacak gibi görünen bir tek ordu vardı:Yunan ordusu....Müttefikler 
girişecekleri son derece kirli ve karanlık işlerini yaptırmak için bu ulusu ve orduyu seçtiler.." 
Lafı uzatmaya ne gerek var,siz hepiniz susun ! Lloyd GEORGE konuşsun..

" Yunanlılar Türk barbarlığı karşısında Hristiyan medeniyetini müdafaa ediyorlar.Büyük Yunanistan İngiltere imparatorluğu için büyük bir kazanç 
olacaktır.Doğu Akdeniz'in en önemli adaları onlarındır.
Bunlar Süveyş kanalı ile bizim Hindistan,Uzak Doğuya giden su yolarımız üzerinde bulunan doğal denizaltı üsleridir.
Eğer Yunanlılara ,ulusal yayılışları döneminde sağlam bir dostluk gösterirsek, İmparatorluğumuzun birliğini sağlayan ,büyük deniz yolunun başlıca 
koruyucusu olurlar.."

İşte bu dönemde,CELLAT ORDULARINI TAKDİS eden Fener RUM Patrikhanesi,Ermeni patriği ile beraberce müttefiklere sesleniyorlar " Türkiye'yi 
tamamen işgal edin !.." diyorlardı..

 

Ey !.....Osman Gazi torunu,BİRLİKTEFORUM mensubu aşağıdakileri iyi oku !..
Önceki mesajlarda bahsettiğimiz FENER PATRİKHANE vekili Dorotheos MAMELİS,Türkiye Rumları için TRAJİK bir karar alıyordu..
" ARTIK OSMANLI UYRUĞU OLMADIKLARINI ve RUMLARIN HEPSİNİ VATANDAŞLIK HÜKÜMLERİNDEN MUAF TUTTUĞUNU " ilan ediyordu...


Bu dehşetli bir karardı..Rum'lara ve Rum çocuklarıne artık herşey muaftı..Zaten on binlercesi Yunan ordusuna gönüllü yazılmışlar,bundan kelli de 
KADIN-ERKEK külliyen,taraf pozisyonu alıyorlardı..Tabi ki arkalarında destek aldıları BATILI TOKMAKÇILARI vardı..

Çünkü,onlar TOKMAKÇILARINDAN güç almadan bunları göze alamazlardı..

Evet!.Biz konumuza devam ediyoruz..
Bunlara kulak veren Rum PALİKARYALAR ve çeteler o kadar şımarmışlardı ki..Ege ve Karadeniz bölgesinde her türlü adi cinayetleri 
işliyorlar,işbirlikçilik yapıyorlar,İngiliz işgali altındaki İstanbul'da Türklerin feslerini çıkarttırıp " VİTO VENİZELOS " sloganları attırıyorlar,bunların BEYOĞLU 
GENELEVLERİNDE SANAT İCRA EYLEYEN yandaş KAHPELERİ dahi,işgalcilere VAZİFE ifa ediyorlardı..


Zavallı Mehmetler,KAVRUK Ahmetler..Hasanlar,Hüseyinler..
Anadolu'nun iffetli kadınlarının doğurduğu SEFİL garipler..
KERBELA benzeri EMPERYALİST zulmü altında dağlarda donup,çöllerde susuzluktan kavrularak şehit olanlardan ARTA KALAN,yaralı ASLANLAR..

İşte bunlar;

Parasız,yorgun,SAKAT,hasta.....Kimi kolsuz,kimi kör,kimi tek bacaklı aç GAZİLER..
İstanbul' da cami avlularına sığınmış,dilenmek zorunda kalmış SEFİL yiğitler..
DAMAT Ferit denen ZIRTO'nun dönüp bakmadığı....
Çaresiz FEDAİLER..Yakalandıkları ve görüldükleri yerde;
Bacağının,kolunun olup olmadığına bakılmaksızın;
İhanetçi ALLAHSIZLAR tarafından ve de hassaten RUM PALİKARYALARI tarafından dövülüyordu...Gazilerimize dayak atılıyor,pataklanıyorlardı..

 

Her neyse,biz devam ediyoruz..Bu daha ne ki...
Dirisinden vazgeçtik,ölüsüne ne demeli...Tıpkı daha yakın tarihlerde SIRPLARIN yaptığı misal..
Bu nasıl bir kindi..Bu nasıl tarih bilinciydi...
Bu ülkenin çocuklarına tarihini,edebiyatını hakkıyla öğretmeyenlere yazıklar olsun.
İşte DEHŞETLİ bir TARİH sahnesi..

OSMAN GAZİ Hazretlerinin menkıbelerini uzun uzun anlatıp,gözlerini kapatarak mistik tefekkürlere dalmak tek başına yetmiyor..

O tarihlerde Yunan ordusu Bursa'ya girdiğinde,VENİZELOS'un oğlu SOFOKLES,Tophane'de bulunan Osman Gazi hazretlerinin türbesini 
açtırıp,sanduka üzerindeki ipek örtüyü yere atıyor,ayağını sandukaya dayayarak,ordu fotoğrafçısına poz veriyordu.

( Osman Gazinin kutsal kabrini ayaklarıyla tepelediği ) Fotoğraf üç gün sonra Atina'daki gazetelerde,şu alt yazıyla yayımlanıyordu..
Ordularımız BURSA'ya girdiler.OSMAN GÖRÜYORSUNUZ,AYAKLARIMIN ALTINDA SEFİL VE HAKİR YATMAKTADIR !.... 

Bursa işgalinde OSMAN GAZİ ALP hazretlerinin türbesi defaeten kurşunlanmış, KALK DA MİLLETİNİ,DEVLETİNİ KURTAR ! naralarına muhatap 
olmuştur..


Durum böyleydi...
Yapacak bir şey yok gibiydi...
Denizli Müftüsü Hulusi Efendi;

" Ben FETVA veriyorum.Her ne pahasına olursa olsun Yunanlılara karşı koymak gerekir.Hiç bir müdafaa vasıtası olmayan Müslüman dahi, yerden 3 
taş alarak,düşmana atmakla mükelleftir " derken...

GAZİ KEMAL PAŞA Hazretleri,İzmir işgal edilip,PAPAZLARIN TAKDİS merasimi düzenledikleri gün SAMSUN'a hareket ediyordu..
Namus mücadelesi başlamıştı..

Yarım çarıklı askerlerle,süngüsü ve askısı dahi olmayan tüfeklerle,kütüklüklerden yoksun,el dokuması bembeyaz " TIRLIK " denen 
şalvarlarının,KALIN ANADOLU BEZİNDEN yapılmış pantalonlarının ceplerinde mermilerini,yedek şarjörlerini taşıyan Aslanlarla kavga başlamıştı..

Yarım TAYINLA idare ediyorlardı..En büyük sıkıntıları düşmandan çok,kayaların parçaladığı çıplak ayaklarının kangrene çeviren yaralarıydı..

Süvariler tüm ağırlıklarını,CEFAKEŞ...Orta Asya bozkırlarından bu yana "AT,AVRAT,SİLAH " töremizde, kadından evel zikredilen,minyon fakat 
dayanıklı ASİL ANADOLU ATLARININ terkisindeki,NAKIŞLI HEYBELERİYLE taşıyorlardı..

Tüm cephane şalvar ceplerinde ve atın terkisinde heybelerin taşıdığı kadardı..Lojistik ve cephane sevkiyatı kafileleleri henüz yoktu..Ama,Aslanlar 
bu haliyle tehlikeden,tehlikeye atılıyorlardı..

ONLAR BEDİR'in ASLANLARI...
MUHAMMET MUSTAFA'nın ümmeti,OSMAN GAZİ ALP'in Türk çocuklarıydı.
Onlar İslam'ın kılıcı,FUKARA ama ŞEREFLİ MİLLETİN,sırtından bıçaklanmış SON ORDUSUYDU..


Topların kamaları şimendifer fabrikasından çıkmış,tecrübe edilmemiş el işi imalat ürünleriydi..İNGİLİZLERCE teslim alınmış toplardan arta 
kalanlara,eski lokomotif dingillerinden KAMA yapılmaya çalışılıyordu..


İşte şartlar böyleydi..
Ama yırttık...Yırttık...SAKARYA'da yırttık..
Parça parça ettik..SEVR'i PAÇAVRAYA çevirdik..
Sen SAKARYA'yı bilir misin ? Bilip bilmediğini hiç sorguladın mı ?

Sakarya,Endülüs'te çarpışmadan düşmadan kaçan ABDULLAH'ın annesinin yüzüne tükürdüğü değil,yine onun tarif ettiği ERKEKLER meydanıydı..

Ama ERKEKTEN,erkeklikten daha fazlası vardı..

Bu meydan..
ŞEREFLİ ANADOLU kadının erkeğiyle beraber yazdığı,Emperyalist oyunların ocağına İNCİR AĞACI dikildiği meydandı.. 
Büyük zaferin arefesinde,bir HİLAL uğruna yitirdiğimiz onbinlerce güneşin,Allah tarafından milletimize tekrar BAHŞEDİLDİĞİ,doğurulduğu bir 
savaştı..
Sakarya....................
Kıvrım kıvrım akar ya...

Topik konumuz başka,yazılanlar meselemizle ilgili olsa da burada kesiyoruz..

ATEŞTEN İMTİHAN olduğumuz o günlerde yüzyıllarca beraber ekmek yedikleri komşularına CELLAT olanlar ,kendilerine ekümeniklik ve 
patrikhane tahsis etmiş,güvenmiş Devletine ihanet edip,fesatlık yapanlar,TİRAN'ların işbirlikçileri MEZALİME ortak oldular..

Zaferi kazandığımız da büyük bir hayal kırıklığı ve sönen hayallerin çöküntüsü,UTANCI içerisinde kendiliklerinden terk-i diyar ediyorlardı..
Çünkü büyük kumar oynamışlardı.
Daha doğrusu oynatılmışlardı..İ
İngilizler adına,HRİSTİYANLIK adına oynatılmışlardı..

Başkomutanlık Meydan Muharebesinde Yunanistan'dan gelenler cepheleri terk edip kaçarken,PATRİKLERİNİN talimatlarıyla YUNAN ordusuna 
katılmış,komşularını boğazlayan ANADOLU YERLİ RUM kökenli askerler,kaçmıyor,Türk askerine ölene kadar direnmeye çalışıyordu..Çünkü kaybederlerse 
kendilerine yolun göründüğünü biliyorlardı..

Ne de olsa oynadıkları kanlı bir kumardı ve kaybediyorlardı..
Kaybetmişlerdi..
Yazık ettiler..Yanlış ettiler..Günah ettiler..
Oyuna geldiler....

Bir sonraki mesajda sözü,bu durumu açıkca anlatan GAZİ KEMAL PAŞA hazretlerine bırakıp,LOZAN'daki görüşmelerle,HEYBELİ ADAYA 
doğru gezintiye çıkacağız..

Bolkar bunu yazarken mehtaba bakmayı tabi ki ihmal etmeyecek..

Biz HEYBELİDE her gece..Mehtaba çıkardık..

Sandallarımız neşeyle dolar..Zevke dalardık....Şarkısını sanat adına dinlerken,OSMAN GAZİ ALP Hazretlerinin türbesini pisletenleri de 
unutmayacak..

Unutmayacak...Hiç ama hiç unutmayacak..

Gayet mahrem tutulacaktır..

Erzurum.22.8.1919..


" Pek mevsuk elde edilen malumata göre Rum Patrikhanesinde MAVRİ MİRA isminde bir heyet teşekkül etmiştir.Bu heyetin reisi Patrik Vekili Droteos,azaları Athenagoras..Heyet doğrudan doğruya Venizelos'tan talimat alıyor."

Mustafa KEMAL......

Milli Mücadele zaferle sonuçlandıktan sonra,MAREŞAL Kemal Paşa hazretleri ve silah arkadaşları ,FENER PATRİKHANESİNİN TÜRKİYE TOPRAKLARINDAN ÇIKARILMASINI istemişlerdir..

Ancak,LOZAN görüşmelerinde bu mesele HİLAL-HAÇLI çatışmasına dönüşmüş,görüşmelere katılan tüm ülkeler ittifakla PATRİKHANE'nin İstanbul'da kalması konusunda, ŞİDDETLE TARAF olmuşlardır..

 

Lozan görüşmeleri devam ederken GAZİ PAŞA,25 Aralık 1922 tarihinde Le Journal gazetesi muhabiri Paul Harriot'a,Patrikhane hakkında ÇANKAYA'da aşağıdaki beyanatı veriyordu..

" Azınlıklara gelince bu konuda mübadele görüşünü ileri sürmüştük.Diğer Devletlerin temsilcileri de bu konuda bizim fikrimizi izlemişler ve onaylamışlardı.

Ama bir fesad ve hıyanet ocağı olan ve memleketimizde nifak tohumlarını eken,uyuşmazlıklar hasıl eden,Hristiyan hemşehrilerimizin huzur ve refahı için de uğursuzluğa ve felakete sebeb olan Rum Patrikhanesini artık topraklarımızda bırakamayız..

Bu tehlikeli teşkilatı memleketimizde muhafazaya bizi mecbur etmek için ne gibi vesile ve sebebler gösterilebilir ?

Türkiye'nin Rum Patrikhanesi için arazi üzerinde sığınılacak yer göstermeye ne mecburiyeti var ?

Bu FESAT OCAĞININ hakiki yeri YUNANİSTAN değilmidir ? "

 

GAZİ PAŞA ve silah arkadaşlarının görüşleri yukarıdaki gibiydi .Konu LOZAN'da müzakere ediliyor ve Avrupalılarca HRİSTİYANLIĞA saldırı şeklinde telakki ediliyordu..

Peki LOZAN'da ne oldu ?..İsmet Paşa ve Lord Curzon neler konuştu ?

Lozan heyetinde hangi delegemizin yaptığı gereksiz muhabbet,bu işin karışmasına sebebiyet verdi ? 

Patrikhane Türkiye'de nasıl kaldı ?..Hangi koşullara uyacağının sözünü verdi..Kaç yıl hareketsiz ve ağırbaşlı kaldı ?

Daha sonra neler oldu ?

Arkadaşlar; 

Lozan müzakerelerinde patrikhane konusunun en hararetli tartışıldığı dönemde,bir sabah vakti RIZA NUR'un ziyaretine Lord CURZON'un katibi Nicholson gelmiş.Patrikhane konusunda Türk tarafının verdiği mücadeleden şikayet ederek,özetle şunları söylemişti ;

1-) Patrikhane konusundaki tutumunuz bizi HRİSTİYAN alemine karşı zor duruma düşürmekte ve bizi yaralamaktadır..

2-) İngiliz halkı uyuyan aslan gibidir.Siz bu meselede durmadan eziyet,tahrik etmektesiniz.Hayvan dürtüle,dürtüle sonunda uyanacaktır..Uyandığı zaman artık gözü bir şey görmeyecektir.Niçin böyle yapıyorsunuz ?


RIZA NUR,bu şikayetleri dinledikten sonra İngiliz delegesine;

" Bu İsmet Paşa meselesidir,bizzat kendisi meşgul oluyor,o bilir,biz karışmayız,ona söylemek lazımdır." deme yanlışını yapıyor..Daha sonra da yaptığı bu görüşme hakkında İsmet Paşa'ya bilgi veriyor..

 

Gerisini İsmet Paşa'nın kendisinden dinleyelim..

" O anda başımda odanın döndüğünü hissetim.Rıza Nur'un Nicholsan'a söylediği sözlerin tamirinin mümkün olamayacağı büyük bir noksan,yanılma olarak gördüm.."

Rıza Nur'a dönerek..

-- Ne yaptın ? Patrikhane için yaptığımız bütün mücadeleyi sıfıra indirdin.Sen de benim gibi burada bir murahhassın.Demek ki Patrikhane meselesi murahhasları bağlayan bir mesele değildir..Hükümetin politikası değildir.İSMET PAŞA'nın şahsi arzusundan ibarettir,o uğraşmaktadır,anlamı çıkıyor..(devamı var..)..Çok fena yapmışsın" diyor..

İsmet Paşa vakit kaybetmeden;

Derhal Lord Curzon'dan randevu alıyor ve kendisine gidiyor..Curzon onu neşeyle karşılıyor..Orada bu mesele tekrar açıldığında;

Lord Curzon ona ;

" Patrikhanenin dünya işleriyle uğraşması yoktur.Hiç bir şeye karışmayacaktır.Karışmamalıdır.Ama İstanbul'dan Patrikhaneyi kaldırıp da bütün Hristiyan alemini örseleyecek bir muameleyi niye istiyorsun ?

İş döndü dolaştı,meselenin mahiyeti anlaşıldı.Ne Hükümetinin talimatı var,ne arkadaşlarının haberi var.Bu yalnızca senin arzun..Nereden çıkardın böyle bir meseleyi ? Sabahleyin katibimle görüştüm ( Nicholson ) bana bu neticeyi getirdi.."diyor..


İsmet Paşa çok uğraşmasına rağmen konuyu halledemiyor...

Paşa'nın itirazlarına CURZON ;

" Nafile uğraşma,tamir edemezsin " cevabını veriyor..

 

İşte bu noktadan sonra Lozan'da Patrikhane meselesi önemsiz bir mevzu haline geldi ve gündemden düştü..

İleriki günlerde VENİZELOS işin PERDE ARKASINI,İsmet PAŞA'ya anlattığında,yapılmış dikkatsizlik ve hatanın faturası ortaya çıktı..

Meğer,karşı taraf ters bir durum olması halinde PATRİKHANE'nin İstanbul'dan taşınarak AYNAROZ'a götürülmesi kararına çoktan varmışlar..Hazırlıklarını dahi yapmışlar..


Geçmiş olsun...

Olan ve ölene çare yok..

 


Dostlar,

Netice itibarıyla LOZAN'da Fener Patrikhanesinin ekümenikliğine son verilerek,ulusal bir kurum haline getirildi.

Kemal Paşa hazretleri tarafından " Fitne yuvası " olarak nitelenen Patrikhane,LOZAN görüşmelerinde " SADECE İSTANBUL RUMLARINA HİZMET eden,yalnızca DİNİ HİZMETLER ifasıyla iştigal eden müessese olmak " kaydıyla ve de bunun sözünü alınmakla,TÜRKİYE'de kalmalarına izin verilmişti.

Patrikhane,EYÜP KAYMAKAMLIĞINA bağlı bir dini kurum olarak faaliyetine devam edecekti.Yani, Müslümanların dini hizmet veren herhangi bir Müftülüğünden farkı olmayacaktı..

Nitekim GAZİ PAŞA'nın 1923 ve 1936 yılında bizzat kendisinin İSTANBUL Valiliğine verdiği özel direktifleriyle,bu müessese hakkında düzenlemeler yapılmış,patrikhane ulusal dini kurum düzlemine çekilmiştir..

Yine Paşa hazretleri döneminde Patrikhane'ye bağlı 40 metropolitliğin sayısı 7 taneye düşürülmüştü.

Gazi döneminde,Patrikhane çok sıkı bir takibat,denetim altına alınmış,o yıllarda kapatılmış MASON LOCALARININ yanı sıra,bu müessese de son derece sessiz,ağırbaşlı faaliyetler sürdürmek durumunda kalmıştır..

LOZAN'da alınmış söz SENET hükmünde değerlendirilmiş,bunlara uyulması hususunda son derece kıskanç davranılmıştır..

 

Efendi,

Güncele gelmemize az kaldı..

Yukarıdaki bahsettiğimiz SESSİZ POZİSYONLARDAN;

Şİmdiki zamanlarda,AB parlamentosunda ekümeniklik nutukları atılan,OBAMA'nın ağzından ekümeniklik taleplerini dillendiren,ÇİFT KARTAL BAŞLIKLI BİZANS bastonunun gözlerimizin içerisine sokma CÜRETİNİN gösterildiği,SÜPER ÖĞRENCİ YETİŞTİRME makinası Heybeli Ada Ruhban okulunun BATI TRAKYA'dan dem vurulmadan açılması taleplerinin haykırılması vaziyetlerine,ne şekilde VASIL OLDUĞUMUZUN polemiklerine gireceğiz..

 

Sen ekümenik olacaksın..

Kendi Patriğini,Sen Sinod'unu kendin seçeceksin..

Batı Trakya'da benim soydaşıma Müftü seçme hakkı vermeyeceksin..

Onların her türlü mal,mülk edinme haklarına temlik koyacaksın..

Sonra karşıma meşhur bastonunla geçip,dini özgürlüklerden bahisle;

Tarih boyunca,milletime HAİNLİK etmiş SÜPER MAN'lar yetiştiren,Heybeli Ada Ruhban Okulunun açılması lakırdılarını dillendireceksin..


Hay !..MaşAllah,maşAllah...Nazar değmez inşAllah..

Ohh..Ohh..Yeme yanında yat..

Yastığı kuş tüyünden..

Ekşisi koruk suyundan olsun..

 

Meselenin dibini başını iyice anlayıp,bellemek,hakkıyla polemik yapmak için,öncelikle en yukarıdaki yazılanları iyice okuyacağız..

Devam ediyoruz..Acelemiz yok..


Mümkün olduğu kadar hafifletmeye,SIZMA zeytinyağı yemeyenler için RİVERİA,Light haline getirmeye çalıştığımız yazıların tamamı okunmadıkça konuya müttali olunamaz..

O zaman ara toparlama yapalım..


1-) Patrikhane Osmanlı tarafından tesis edilmiş,etkinlik sınırları genişletilmiş,KATOLİK hristiyanlığına karşı desteklenerek ekümenik yapılmış,her türlü özgürlük-hürriyetler kendilerine bahşedilmiştir.

2-) 1711 yılı itibarıyla patrikhane Osmanlı aleyhinde faaliyetlerine başlamış,Mora ayaklanmasına karışmış,sonrasında Osmanlı aleyhinde her türlü faaliyetin merkezinde olmuştur.

3-) Bu durum Milli Mücadele döneminde zirveye çıkmış,Patrikhane ve yerli RUM destekli YUNAN ORDUSU ülkemizi işgal etmiştir.Türkiye'ye savaş açmışlar ve kaybetmişlerdir.

4-) Lozan'da patrikhane her türlü gayrete rağmen Türkiye'den çıkarılamamış.Ekümenikliği Türkiye tarafından tanınmamış,LOZAN'da alınan senet hükmündeki sözlere mukabil EYÜP Belediyesine bağlı,yalnızca dini vazifeler ifa eden müesse olarak faaliyetine müsaade edilmiştir..


Şimdi yukarıdaki 4 maddenin ayrıntılarını önceki mesajlarda yazdık.Alakalı olanlar okurlar,anlarlar..

 

Bundan sonraki mesajlarda ,Gazi Paşa döneminde HALİM-SELİM kendi halinde duran,EYÜP Belediyesine bağlı patrikhanenin 2009 yılına geldiğimiz günümüzde nasıl KAFASINI kaldırdığı,bunun ne vakitten beri başladığı,niye başladığı vesair hususlarını anlatmaya çalışacağız..

HEYBELİ ADA RUHBAN OKULU meselesi bir ayrıntıdır.Hadisenin ana kaynağı EKÜMENİKLİKTİR.Bu okul zaten 1970 yılına kadar faaliyetteydi.

Türkiye bu okulu niye açmıyor ?

Açacak olursa nasıl açmalı ?

Bunlardan önce sürecin tahlilini yapmak gerekiyor.Mesele BASİT bir OKUL açma konusu değildir.

Peki nedir ?

 

********************************


TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEVLETİ YARGISININ 2007 YILINDA;

FENER PATRİKHANESİNİN ,BULGAR KİLİSESİNDE PAPAZ OLAN KONSTANTİN KOSTOFF İLE ALAKALI VERDİĞİ KARAR NEDENİYLE ,ortaya KOYDUĞU GEREKÇELİ YÜKSEK MAHKEME İÇTİHATI aşağıdadır..


Buyurun........Çok sağlam incelemeye çalışalım derim.Aşağıdakiler konuya vakıf olabilme açısından hayati derecede mühim..


Saygıyla.................. 

 

Fener Patriğine soğuk duş......

(http://www.internethaber.com/news_detail.php?id=91296)


Fener Rum Patriği'nin ekümenik iddiasına Yargıtay gerekçeli kararla cevap verdi.

 

Yargıtay, Türkiye topraklarında kalmasına izin verilen Partikhane'nin, tamamen Türk hukukuna tabi olduğuna işaret ederek, egemen bir devletin, kendi topraklarında yaşayan azınlıklara kendi vatandaşlarından farklı bir hukuk uygulayarak çoğunluğa dahi tanımadığı bir takım ayrıcalıkları onlara tanımak suretiyle özel bir statü vermesinin, Anayasa'da gösterilen eşitlik ilkesine açıkça aykırılık oluşturacağından kabul edilemeyeceğini vurguladı. 


Yüksek Mahkeme, bu nedenle Patrikhane'nin ekümenik olduğu iddiasının yasal bir dayanağı bulunmadığına dikkati çekti. Fener Rum Patrikhanesi görevlileri, Vasil Yuanidi, Dimitri Bartalomeos Arhondon, Apostol Daniilidis, Yanaki Atanasyadis, Kostandinos Harisiyadi, Yorgi Diragun, Mihal Roka, Hirisostos Emilyos Konstandinidis, Dimitri Savaidis, Haralambos Sofronıadis, Hiristomo Kalaycı, Dimitro Komatas, Iakovas Fenerli hakkında,''dinlerden birine ait ibadet ve ayinden başkalarını men etmek'' iddiasıyla kamu davası açıldı. 


Sanıkların, görev yaptıkları Fener Rum Patrikhanesinin, Bulgar ortodoks Kilisesi üzerinde ruhani üstünlüğü olduğu düşüncesinden hareketle Bulgar kilisesinde papaz olarak görev yapan Konstantin Kostoff'un ''ruhanilik sıfatının kaldırılmasına karar alarak'' adı geçenin din özgürlüğünü ihlal ettikleri'' iddia edildi. 


Fatih 3. Asliye Ceza Mahkemesi, sanık Mihal Roka'nın ölümü nedeniyle kamu davasının düşmesine, diğer sanıklar Arhondoni, Harisiyadi, Sofroniadis, Daniilidis, Kalaycı, Yuanidi, Atanasyadis, Diragun, Savaidis, Komatas, Konstandinidis ve Fenerli hakkında ise beraat kararı verdi. 


Davaya katılanlar Konstantin Kostoff ve Bujidar Cipof vekili ile Cumhuriyet Savcısının kararı temyiz etmesi üzerine dosya Yargıtay 4. Ceza Dairesi'ne geldi. AA muhabirinin aldığı bilgiye göre, Daire, sanıkların eylemlerini ''din özgürlüğünü ihlal'' niteliğinde bulumadı ve onama istemli tebliğnameye uygun olarak Fatih 3. Asliye Ceza Mahkemesi'nin, sanık Mihal Roka hakkında ölüm nedeniyle davanın düşmesi, diğer sanıklar yönünden beraat kararını oybirliğiyle onadı. 

 

RUHANİ YETKİNİN KALDIRILMASI


Dairenin gerekçesinde, Rum azınlığa mensup Fener Rum Patriği ve Sen Sinod (Kutsal Meclis) üyeleri olan sanıkların, diğer bir Ortodoks azınlık olan Bulgar kökenli Türk vatandaşlarının dini ayin ve işlerini yürüten Bulgar Kilisesi üzerinde dini ve hukuki açıdan hiç bir yetkileri bulunmadığı halde, İstanbul Haliç'te bulunan Sen Stefan Kilisesi'nde (Demir Kilise) Bulgar Kilise Vakfı ile yapılmış iş akdine dayalı olarak papazlık görevi yürüten ve kilisedeki ayinleri yöneten Konstantin Kostoff'un ayinlerde ''Fener Patriğine karşı itaatsiz davrandığı, ayin sırasında Patriğin adını anması gerekirken anmadığı'' gerekçeleriyle ''ruhani yetkisinin kaldırılmasına'' karar aldıkları belirtildi. 

Gerekçede, sanıkların, bu kararı Bulgar Kilisesi Vakfına ve dünyada çeşitli yerlerde bulunan Ortodoks kiliselerine bildirdikleri, ''bunun sonucunda baskılara dayanamayan Bulgar Kilisesi Vakfı Yönetim Kurulunun katılanın iş akdini fesh ederek kilisedeki görevini sona erdirdiği'' kaydedildi.

 

PATRİKHANE'NİN HUKUKİ DURUMU


Patrikhanenin Türkiye'deki hukuki durumunun irdelendiği gerekçede, Türkiye'deki azınlıklar konusunun Lozan Antlaşması ile düzenlendiği anımsatıldı. Lozan Antlaşması'nın müzakereleri sırasında azınlıkların varlığı ve hakları görüşülürken, antlaşma metninde Fener Patrikhanesi ile ilgili bir hükme yer verilmediğine işaret edilen gerekçede, antlaşmanın sonuç metninde ve konvansiyonun eklerinde, Fener Rum Patrikhanesi'nin ismen dahi zikredilmediği, sadece bir azınlığın kilisesi olarak belirtildiği vurgulandı. Bu nedenle statü olarak bir azınlık kilisesi olduğu kaydedilen gerekçede, anlaşma metninde Patrikhanenin hukuki durumuyla ilgili hiç bir hükme yer verilmediğinden, durumun Lozan müzakerelerinin görüşme kayıtlarının esas alınması suretiyle tamamen Türk iç hukukuna göre belirlenmesi gerektiği ifade edildi. 

 

LOZAN KONFERANSI'NIN MÜZAKERE KAYITLARI


Dairenin gerekçesinde, Lozan Konferansı'nın müzakere kayıtları incelendiğinde, görüşmeler sırasında Türk heyeti tarafından Patrikhanenin yurt dışına çıkarılması konusunda ısrar edildiği, müttefik temsilci heyetinin de resmi konuşmalarda, ''patrikhanenin siyasi veya yönetime ilişkin işlerle asla uğraşmayacağı, sadece din alanına giren işlerle yetineceği'' konusunda garanti verdikleri ifade edildi. 


Bu garantilerin 10 Ocak 1923'te görüşme kayıtlarına geçirilen sözlü anlaşma olduğu belirtilen gerekçede, bu garantilerin, Türk temsil heyetince ''sözlü senet'' sayıldığı ve yalnızca Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarından Rum kökenli Ortodokslar'ın dini işlerini (ayin, nikah, boşanma, vaftiz...) yürütmek koşuluyla siyasi ve yönetsel bütün hak ve yetkilerinden arındırılarak İstanbul'da kalmasına izin verildiği kaydedildi. 


Gerekçede, Lozan Antlaşması'nın müzakereleri sırasında uzun süren tartışmalar sonunda belirginleşen Patrikhane'nin, Osmanlı İmparatorluğu döneminde elde ettiği bütün ayrıcalıkları yitirdiği ve Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşu ile yeni bir statüye dönüştürüldüğü vurgulandı. Dairenin gerekçesinde, bu durum çerçevesinde Patrikhane'nin, ''Türkiye'deki Rum azınlığın bir kilisesi olarak sadece dini yetkileri haiz bir kilise niteliğinde ve antlaşmanın Azınlıkların Korunması başlıklı 35-45. maddeleri çerçevesinde mütalaa edilmesi gereken dini bir kurum'' olduğuna işaret edildi. 

Mustafa Kemal Paşa'nın yaşadığı yıllarda Mason locaları kapatıldığı gibi,Fener Patrikhanesi dikkatle takip edildi.Kemal Paşa bu konuda son derece hassasiyet içerisindeydi.

Gazi'nin ölümünden sonra patlayan II Dünya savaşı ve STALİN döneminde RUSLAR Türkiye'ye karşı gerginlik siyaseti izleyerek,Kars,Ardahan ve Boğazlar üzerinde taleplerde bulundular.

Türkiye NATO ve ABD'nin müttefikliğine sığındı.Stalin'in Komünist olmasına rağmen Patrikhane üzerinden yürütmek istediği bir siyaset vardı..( Bunun detaylarını ve günümüzde de devam etmekte olan Fener-Moskova konusunu başka bir mesajda aktaracağız..) 

Sonuçta,MİLLİ MÜCADELE yıllarında FESAT faaliyetlerin içerisinde olan,bizzat Mustafa Kemal tarafından " Venizelos'tan emir aldığı " açıkca belirtilen,TÜRK ZAFERİNDEN sonra Türkiye'den kaçan,MEŞHUR Türk düşmanı Papaz ATHENAGORAS'ın Fener Patriği olması konusunda ABD devreye girdi,onun kendi adayları olduğunu belirtti.

Türkiye Rusya tehdidi nedeniyle,ABD'nin eline düşmüştü..

PAPAZ daha ABD'de iken Fener Patriği seçildi..

ATHENAGORAS,ABD Başkanı Truman'ın özel uçağıyla 1949 yılının ocak ayında İstanbul'a gönderildi..Her şey yasa dışı ve LOZAN ilkelerine aykırıydı.

Bu PAPAZ Milli Mücadeleden sonra,yürüttüğü faaliyetler nedeniyle yurt dışına kaçmak durumunda kalmış,vatandaşlıktan atılmış birisiydi.Bu nedenle ortaya konan icraat yasadışı ve gaflet niteliğindeydi..

Hemen 1 gün sonra merasimle TAÇ giyen PAPAZ,Trene binerek yanına aldığı Rum kökenli İstanbul mebusu Moskes ve Kadıköy,KONYA,Bozcaada metropolitleriyle Ankara'ya hareket etti..

Ankara'da Devlet zevatı tarafından törenle karşılandı,aynı gün Cumhurbaşkanlığı köşkünde kabul edildi.

Athenogaras'ın asıl ismi Aristokles SPİRU olup,1903 yılında İstanbul'a gelip HEYBELİ RUHBAN okuluna kaydolmuş,1910 yılında bu okuldan mezun olduktan sonra,MAVRİ MİRA örgütünü kurarak malum faaliyetlerini gerçekleştirmiş,bunda da Mustafa Kemal PAŞA'nın söylemlerine konu olacak kadar başarılı olmuştu..

Ayrıca,Bebek Metropoliti iken ABD'ye kaçtığında,Bakanlar Kurulu tarafından " Türkiye aleyhtarı faaliyeti " nedeniyle yurtaşlıktan çıkarılmıştı..

Bu PAPAZ yıllar sonra ABD'den Türkiye'ye dönüyor,Patrik oluyordu..

Athenagoras Patrik olduktan sonra,nufüz alanını hızla genişletmeye başladı.Kemal Paşa'nın 7'ye indirdiği metropolitlik sayısını hemen 20'ye çıkardı.Bunların BİZANS dönemindeki isimlerini kullanmaya başladı..

Yunanistan'ın desteğiyle AYNAROZ ve GİRİT'i de kendisine bağladı.Bu türde faaliyetlerin tamamı LOZAN'a aykırıydı..

Üstelik ihanetleri nedeniyle yurttaşlıktan atılmış Zaharopulos,(meşhur) YAKOVAS gibi yurt dışına çıkarılmış,ayriyeten YUNAN UYRUKLU bir çok PAPAZ,Bakanlar Kurulu kararıyla Athenagoras'ın gayretleriyle tekrar vatandaşlığa alınıyorlardı.

Bir kere ABD'nin kucağına oturulmuştu..Bu olanlar AVİL AVİL seyrediliyordu. 

ABD ekümeniklik konusu içinde baskı yapmaya başlamıştı.

Athenagoras iyi çalışıyordu..Hükümet nezdinde yaptığı girişimlerle HEYBELİ ADA RUHBAN okulunda yabancı öğrenci yasağını kaldırttı.Burayı 1951 yılında yüksek okul statüsüne aldırmaya muvaffak oldu..

Halbuki bu okulda 1939 yılında CASUSLUK FAALİYETLERİ gerekçesiyle YABANCI ÖĞRENCİ alımı konusunda yasak vardı..İşte PAPAZ bu yasağı kaldırtmaya muvaffak oldu..

Ancak ne demişler...

Can çıkar,huy çıkmaz..


Patrikhanede de başka bir CASUSLUK olayı patladı..ATHENAGORAS'ın vekili,Sinod Üyesi EMİLYANOS,Metropolit CANAVALİS yaptıkları eylemlerden dolayı Türkiye'den kovuldular.,

Bu karar 1964 yılında alınmıştı.Aynı günlerde 3 ADET RAHİP ( Konstantin-Panayot-Anastas isimli ) ve yine İzmir Yunan konsolosluğunun görevli rahibi Dimeteos Emonnit aynı şekilde KOVULUYORLARDI..

Patrikhaneye bağlı SÜPER ADAMLAR yetiştiren HEYBELİ OKUL,heybesinden gene çıkaracaklarını çıkarmıştı..

Ama olan olmuştu bir kere..

1949 yılı itibarıyla defalarca seyrettiğimiz oyun tekrar sahneye konuyordu..Metropolitler kostümlerini giyiyorlardı..

7 kısım tekmili birden...

PERDE...

Seyret,seyret dur..

AVİL tarafından....

Birazcık nefeslenip,ARA PARANTEZ açalım.. 

 

1951 yılından tekrar 1940'lı yıllara dönelim...Athenagoras'ın ABD tarafından Fener Patriği seçilmesinde ve ABD'nin FENER'e alaka göstermesinde o dönemin şartlarında başkaca sebeblerde vardı.

STALİN Komünist ideolojiye bağlı olmasına rağmen,II Dünya savaşı yıllarında Ortadoğu ve Balkanlardaki ORTODOKSLARA sempatik görünmek istemişti,önce 1943 yılında MOSKOVA Patrikliğini aktif hale getirdi,buranın başına önce Sergei isimli bir komünisti,2 sene sonra da ALEKSİ'yi atadı..

Bununla yetinmeyip Fener Patrikhanesi'ne el atmaya çalıştı..5.ci MAKSİMOS yeni patrik seçildi..

Devreye CIA ajanları girdi,onlar MAKSİMOS'un komünist olduğu düşüncesindeydiler..

Vaziyet PATRİK vasıtasıyla,aynı SSCB gibi Ortadoğu ve Balkanlarda etkinlik sağlamak isteyen ABD'nin aleyhine bir gelişmeydi.

İste bu dönemde STALİN'in Türkiye'ye yönelttiği tehditler onlara gerekli zemini sağladı..

MAKSİMOS Mart 1948'de görevi bırakmak durumunda kaldı.

Sonra da ;

Bir önceki mesajda anlattığımız şekilde MİLLİ MÜCADELE zaferimizden sonra ABD'ye kaçan,HEYBELİ mahsülü ATHENAGORAS,ABD Başkanı TRUMAN'ın özel uçağıyla Türkiye'ye gönderildi..

Athenagoras'ın TAÇ merasimi sonrasında gerçekleştirdiği icraatları yine bir önceki mesajda anlatıp,1964 yılına kadar geldik..

 


Dostlar;

Patrikhane ekümenikliği ve Ruhban Okulu meselesinde farklı hedeflere sahip 3 BÜYÜK oyuncu vardır..

ABD.....RUSYA.....AB...

Bu 3 güç merkezinin hedeflediği,TEOPOLİTİK stratejiler YUNAN Mİlli çıkarlarının lehine sonuçlar doğurururken,TÜRKİYE'nin temel menfaatlerinin aleyhine neticelere sebebiyet vermekte,milli çıkarlarımızla çelişecek potansiyelleri taşımaktadır..

Bu konuya tekrar dönmek kaydıyla,biz 1964 yılından itibaren yaşanmış gelişmelerin sohbetine devam edip,ABD-AB ve Rusya'nın patrikhane ve Ortodoks dünyası üzerindeki rekabeti,siyasetlerini konuşmaya çalışacağız,çünkü soğuk SAVAŞIN bitmesi yeni şartları doğurmuştur..

ATHENAGORAS döneminden, kaldığımız yerden devam ediyoruz.

Onun 1951 yılında GREK YAYILMACILIĞININ HARP OKULU,Heybeli Ada Ruhban mektebini TC Hükümeti nezdinde yaptığı girişimlerle Yüksek Okul statüsüne kavuşturduğu,vatandaşlıktan atılmış bir çok sabıkalı Papaz ve Yunan yurttaşının TC tabiyetine alınmasındaki gayretlerinden,diğerlerinden bahsetmiştik..( 15 nolu mesaj)


HEYBELİADA PAPAZ okulu 809 yılında DESPOTLAR MANASTIRI adıyla kurulmuş,860-862 tarihlerinde Karadeniz üzerinden akın yapan KAZAKLAR tarafından yıkılmış,yağmalanmış,1270'li yıllarda tekrar onartılmıştı.

Burası 18.ci yüzyıla kadar manastır olarak hizmet verdi,sonra 1722 yılında okul haline getirildi.1821 yılında manastırıyla beraber yanan bu okul,1844 yılında yeni binasıyla inşa edildi..Faaliyete başladı..

PAPAZ yetiştirmeye başladı..

Bu okul Teolojik eğitiminin dışında,İDEOLOJİK-SİYASİ tedrisata,ELENİZM bilinçlendirmesine ehemmiyet vermiş,son derece ŞÖHRETE HAİZ olmuş, SÜPER TÜRK DOSTU şahsiyetler yetiştirmiştir..

Her biri,her daim HAZİRUN olmuşlar,tarihe geçmiş SÜPER İCRAATLARINI,Patrik GRİGORYAS'tan,Başpiskopos MAKARİOS'a kadar açıkca sergilemişlerdir.

Bunların neredeyse tamamı HEYBELİ ADA'da,ilim ve de bilim tahsil etmişler..

Buradan yetişmişler;

Mora,İstanbul,İzmir Kordonu,Rumeli,Anadolu ve daha yakın zamanlarda Kıbrıs'a kadar,bir çok mıntıkada CELLAT TAKDİS etmişler,akıtılmış KAN TEMAŞI'nın haricinde,arkalarından KİN KAPISI nevi MİRASLAR bırakmaktan imtina etmemişlerdir..


Heybeli Ada Ruhban okulunun,öğretim üyeleri çoğunlukla FENER RUM Patrikhanesinin,SEN SİNOD meclisi üyeleridir.

Tam 127 yıl boyunca bu okul,PATRİKHANE ödeneğiyle finanse edilmiştir..

Athenagoras döneminde yabancı öğrenci alma imtiyazını elde eden bu okulda,1952 yılında 70 adet öğrenci,20 adet öğretim üyesi vardı..Bunların arasında YUNANLILAR'da vardı..

Öğrencilerden sadece 10 tanesi Türk uyruklu olup,gerisi Yunan,Girit,muhtelif Yunan adaları, Kıbrıs, Habeş,İskenderiye ( Mısır) , Suriye,Afrika menşeiliydi..

(13 nolu mesajda bu süreçte yaşanmış bazı olayları aktarmıştık..)

Bu okul,TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEVLETİ ANAYASA MAHKEMESİ TARAFINDAN 1971 yılı, Ocak ayının 12'sinde KAPATILMIŞTIR..

Emperyalist küresel kapitalizmin koç başı misyonunu yüklenmiş,HAÇLI BAŞLARININ aşkları, Birlikteforum





YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
SON YORUMLANANLAR HABERLER
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
GÜNDEMDEN BAŞLIKLAR
YUKARI