Bugun...
FENER PATRİKHANESİ’ NDEN BALAT SOKAKLARINA


Misafir Yazar Alıntı makaleler
fatihten@gmail.com
 
 
facebook-paylas
Tarih: 14-08-2020 11:26

FENER PATRİKHANESİ’ NDEN 
BALAT SOKAKLARINA
TURGAY TUNA

İstanbul deryası içinde yer alan zenginliklerden biri de, şüphesiz Cibali’den Ayvansaray’a uzanan kıyı çizgisi üzerindeki; Haliç’in güney kıyılarını oluşturan mahallelerdir..Kıyı köşe, buram buram tarih kokan sur mazgallarında, kilise duvarlarında, çeşme kitabelerinde ve daha nice köhnemiş yapılar üzerinde Bizans’ tan Osmanlı‘ ya uzanıp giden derin izler gelen gezginleri, tarih tutkunlarını kendisine çeker..Cibali’den girip, günümüzde Has Üniversitesi olarak hizmet veren eski tütün fabrikasının önünden başladınız mı, Haliç sokaklarının içinde kaybolup gidersiniz.. İstanbul dünyanın en kozmopolit kentleri arasında başı çekenlerden bir tanesidir ama, söz konusu bu sokaklar da geçmişten günümüze İstanbul’un en kozmopolit sokakları arasında yer alırlar. Lazlar, Çingeneler, Rumlar, Museviler, Ermeniler, Kürtler, Çerkezler, Suriyeliler..Geçmişten günümüze göçler almış bu mahalleler artık günümüzde her ne kadar pecmürde, salaş bir görüntü sergilemiş olsalar da; ardı ardına, birbirlerine yaslanarak adeta ayakta kalabilmeyi başarabilmiş, her biri tarih kokan ahşap, kagir eski evlerle bezenmişlerdir. Genelde, Rum ve Ermeni mimarların elinden çıkmış bu evlerin en güzelleri, bir zamanların seçkin Rum ailelerini barındıran, Rum Ortodoks Patrikhanesi’nin de yer aldığı Fener’de yoğunlaşır; Haliç’in sembol yapısı haline dönüşmüş, Murat Belge’nin bir Disneyland şatosuna benzettiği “Kırmızı Mektep” le taçlanırlar... Cibali, Aya Kapı, Fener derken yolunuz, bugün hala kısmen eski kimliğini korumak için direnen: bir zamanlar, Doğu’ya açılan İstanbul kapısının en prestij Musevi yerleşimlerinden biri olan Balat’a gelir dayanır..Kimi evler arasında renk renk çamaşırların asılı olduğu; yanık lastik kokularına, kebap kokularının karıştığı, kedilerin cirit attığı Balat sokakları şirindir, neşelidir ama bir o kadar da hüzünlü ve gizemlidir. Çatılarını otların bürümüş olduğu kimi eski evlerin duvarlarında Mişonların, Avramların, Eleni teyzenin, Minasyan efendinin sesleri yapışıp kalmıştır sanki..Bu sokaklar, geçmişte ne kadar büyük göçler almışsa, bir o kadar da büyük göçler vermiştir…Haliç’in karşı kıyısındaki Hasköy gibi, İstanbul Musevilerinin en eski yerleşimleri arasında yer alan Balat, ya da geçmişteki adıyla Palatino, Rum, Ermeni kiliseleri gibi İstanbul’un en eski birkaç gözde sinagoguna ve de yine İstanbul’un yegane Musevi hastanesi Or-Ahayim’e ev sahipliği yapar..Tarihi 1427 yılına uzanan ve geçmişte Sabetaycıların ibadethanesi olarak bilinen Ahrida sinagogu, yine geçmişi 1453 yılına dek giden, günümüze yalnızca bahçe duvarlarıyla kapısı kalmış Kasturya sinagogu, bir zamanlar Hahambaşılığı sinagogu olarak bilinen Çana sinagogu, Osmanlı döneminden beri Çıfıt (Yahudi) çarşısı olarak bilinen Leblebiciler sokağının girişindeki, Bulgaristan’ın Yanbolu yerleşiminden göç eden Yahudilerin inşa etmiş oldukları Yanbol sinagogu, Surp Hıreştagabet Ermeni Kilisesi bu mozaik semtin yansıttığı zenginlikler arasındadır. Bir zamanlar çarşının girişindeki balıkçıların yerlerini bakkal, nalburiye, antikacı gibi dükkanlar almış; yine de balık satmaya devam eden bir iki dükkan kalmıştır. Ancak, bunların arasında bir yer vardır ki, o da İstanbul’un en eski meyhanelerinden biri olarak nam salmış Agora meyhanesidir. 1890 Yılında, Barba Asteri adında bir Rum tarafından açılan Agora uzun yıllar Bozcaada’dan getirttiği nefis şaraplarıyla ünlenir..Bir süre kapalı kaldıktan sonra da, kapısını yeniden açar, ancak o eski görüntüsünü çoktandır yitirmiştir..
Evet !.. Fener Haliç’in kalbidir, Balat’ta ciğerleri..Binlerce yıldan bu yana kıyısında köşesinde, bir bohçacı misali eskilerini saklar durur.. Turşucusu, işkembecisi, tatlıcısı, tarihi fırını, kiliseleri, camileri, tekkeleri, duvarları Davud yıldızlarıyla süslü eski evleriyle gizemli, şirin ama bir o kadar da hüzünlü bir tarih serilir gözler önüne. Aynen, arkasında hüzün bırakan şairimiz Behçet Baysan’ın dizelerindeki gibi :
“Al bir at gibi, derilmiş Haliç' e Balat, 
yorgun ve Karadenizli bir güvercin sürüsüyle. 
Aylasında aylak mazot nakışları paslı tenekelerde fesleğenler 
ve acının surları yıkık ev diplerinde. 
Nereye ey hem Hristiyan, nereye ey hem Müslüman 
org ve tamburla geceyi karşılayan yaşlı Balat. 
Bakarsın bir gün bu sisler biter sana gelirim yine kalbimi kanatarak 
Balat.. 
(Türsab Dergisi / Nisan 2019)





YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



YORUM YAZ

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
SON YORUMLANANLAR HABERLER
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
GÜNDEMDEN BAŞLIKLAR
YUKARI