O Vaazlarına Şöyle Başlardı
“Hepiniz Cennetliksiniz”
Gönül çok kıymetli bir şeydir, gönül adamı olmak da. Nedir gönül ? Niçin kıymetlidir? Bazen medyada yazarlardan, çizerlerden kimselerin "Gönül Adamı" yakıştırması yapılarak methedildiğine şahit olunuyor. Elbette insanlar değer verdikleri, sevdikleri kişileri en yüksek mertebelere lâyık görürler. Sevgileri onları bir anlamda haklı kılar. Fakat her gönül sahibi, gönül adamı mıdır?
Gönül adamı, öyle bir kimyanın ürünüdür ki, "Kulum bana nâfile ibadetlerle yaklaşır ve ben onu severim. Sevdiğim kulumun gören gözü, işiten kulağı, tutan eli, söyleyen dili olurum" kudsî hadisi ile işaret edilen tecelliye mazhar olmuş, nefsinin çirkin sıfatlarından, benlik ve bencillikten arınmıştır. Ondan tasarruf eden haktır. O, Allah'ın (cc.) velî kuludur.
Dikkat, düşünce, hayal gücü, hafıza ile ilgili işlevlerin aracı olan aklın mekânı gönüldür. Dr. Mehmet Remzi Sakarya (Allah rahmet eylesin.) "Gönül, aklın sarayıdır." buyurmuştu. Gönlün değeri, göklere ve yere sığmayan, aklın, idrâkin ve hiçbir şeyin ihata edemediği yüce Yaradan'ın "Mü'min kulumun gönlüne sığarım" tenezzülünden ileri gelir. Gönül yıkmak bu nedenle kötüdür. Böyle bir gönül sahibinin sözleri, şüphesiz birer hikmet incisidir. Vehimler, şaklabanlıklar, gevezelikler değildir.
Gönenli Mehmed Efendi, bir asıra yakın ömrünü Hakka adamış, Hak yoluna hizmeti kendine şiar edinmiş gerçek bir gönül eriydi. Memleketin hangi şehrinde bir din görevlisiyle karşılaşmazdınız ki, Gönenli Mehmed Efendi'nin tedrisâtında hâfız yetişmiş, ya da ondan feyz almış olmasın. Üniversiteye giderken kendisinden Kur'ân öğrendiğim, Fatih'te Hürrem Çavuş Camii müezzini de Gönenli'nin öğrenci'siydi. Çanakkale'den İstanbul'a gelmiş, onun himayesinde yatılı okuyarak Kur'ân-ı hıfzetmişti. Gönenli Mehmed Efendi'nin, öksüz, yetim, ya da fakir gençlerin elinden tutup, yetiştirdiği hâfızların sayısı hiç abartısız binleri geçer. Politikaya bulaşmamış, devlet adamlarını ve siyâsîleri ağzına almamış, böylece hocaların, vâizlerin sıkı tâkibe alındığı dönemlerde dahi selâmette kalabilmişti.
Bir tanıdık anlattı: "Tahsilimi tamamlayıp, İstanbul'da göreve başladığım yıllarda Gönenli Mehmed Efendi'nin davetlisi olarak evine gittim. Ağırlandığım odadaki bütün eşya, bir divân ile ortada bir halıdan ibâretti. Yirmi sene sonra, vefâtından bir süre önce tekrar ziyâret nâsib oldu. Eşyası yine bir divan ve bir halıydı. Mütevâzi hayatı hiç değişmemişti."
İstanbul'un Kadıköy yakası da dahil olmak üzere, her gün mü'minlere hizmet verdiği camilerin sayısı dördü, beşi bulurdu. Hanımlar saatler öncesinden camiyi doldururlardı. Diyebilirim ki cemaati en kalabalık vâiz idi. Camiye geldiğinde, müezzin mahfilinde cübbesini giyer, ayağa kalkan kalabalığın açtığı yoldan hızla geçerdi. Etrafını çeviren kadınlarla fazla konuşmazdı. Hatta biraz sert denecek tavırla muamele ederdi. Kürsüye yerleştikten sora, başlığını çantasından çıkardığı sarıkla değiştirirdi. Yaz günleri bej rengi cübbe ile sarığı başında olduğu halde, güzel yüzü ve beyaz sakalıyla gökten indirilmiş, ferahlık saçan ışık yumağı izlenimi yaratırdı. Kürsünün çevresine dizilmiş hatim sürecek hanımlar. Kur'an'dan kaldıkları yeri bulana kadar, Gönenli Mehmed Efendi cemaati selâmlar:
-Ne mutlu size! Buraya geldiniz ya, hepiniz Cennetliksiniz, derdi. Sonra; "Buyurun bir Salâvat getirelim" diye ilâve ederdi.
Çoğu hanımların "Gönenli Baba" diye bahsettikleri bu mübarek insan, Salavât-ı şerifeye besmeleyle başlar, cemaat de onunla birlikte kelime kelime tekrarlardı. Gönenli Babanın en çok okuttuğu salâvâtı şerife: "Allahümmesalli alâ Muhammedin mahtelefel-melevân..." diye başlayan ve "Allahümme salli alâ seyyidinâ ve mevlânâ Muhammedin şecereti’l-asli’n-nûrâniyye...." ile devam eden idi.
Ezbere okuduğu Kur'an âyetleri onun ağzından ruhlara akan bir pınar gibiydi. Âyetlerde "Allah" lafz-ı celâlini camiyi çınlatarak, ciğerlerinden kopan bir nârâ halinde salıverirdi. O an yaşaran gözlerine cemaatin vecd halindeki gözyaşları karşılık verirdi. Kur'an'ı Kerim'den yeterli miktarda okuduktan sonra, Allah (cc.) kelâmının temiz ağızdan, temiz gönülden nakli bitince, kendimi bütün sorunlarımdan, dünyevî sıkıntılardan arınmış, ruhumu yükselmiş ve temizlenmiş hissederdim. Mübarek günlerde cami ve televizyonda Kur'an'ı çok güzel okuyan hafızlar dinlemiştim. Fakat Gönenli Baba ile kıyaslandığında bir noksanlık seziliyordu. Sanırım onlardaki bu nâkısa, Gönenli Mehmed Efendi'nin aşkı idi. Kur'an-ı Kerim'i yedi usul üzere mükemmel okuduğundan ötürü ona ‘reîsü’l-kurrâ’ nâmı verilmişti. 80 yaşını geçtiği halde Suudi Arabistan'da açılan hafızlık yarışmasında birincilik kazandığını işitmiştim.
Vâaz ederken konuyu kısa ve sınırlı tutardı. Cemaati çok bilgiyle boğmak yerine, hatırlarında tutacakları kadar anlatırdı. Çünkü bilgiler uzun uzadıya verildiğinde, kalabalığın dikkatlerinin dağılması ve birçoklarının unutulması mümkündü. 15 yıl önce Topkapı Ahmet Paşa Camiindeki bir vâazında, namaza başlarken elleri "tekbirle" kulaklara değdirecek şekilde kaldırmanın anlamını açıklamıştı. "Bunun mânâsı, ben dünyayı ve dünya ile ilgili her şeyi arkama attım, demektir" buyurmuştu. Bazen namaza başlarken bu hususu, Gönenli Mehmed Efendiyle birlikte hatırlarım.
Gönenli Mehmed Efendi'nin önemli farklılıklarından biri de cemaate karşı tavrı idi. Vâazında herkesi Cennetlik sayar, kolaycacık Cennet'e koyuverirdi. O böyle hitâb ederken, Cennet'e nâil olmanın kolaylığı karşısında hayrete düşer, "Ya Rabbi! Bu senin veli kulundur, kıymetlindir. Onu elbette yalancı çıkarmazsın. Hem sen kullarından daha cömertsin." diye niyâz ederdim. Öyle hocalar tanıdım ki, onların indinde Cennet'e girmek ne mümkün. Cemaati azarlarlar, yerden yere çarparlar. İnsana Cehennem'de çatır çatır yanmaktan başka bir şeyi lâyık görmezler.
Gönenli Mehmet Efendi acılı günlerin dostuydu. İstanbul'da vefât eden çok sayıda kişi için hatim okumuş, dini görevlerini yüklenmişti. Yeni yetişen hâfızlardan sekiz, on kadar gençle zengin, fakir ayırımı yapmaksızın, Allah rızası için hizmete koşardı. Hatim ve dualara karşılık hediye edilen paradan kendisi almaz, beraberinde getirdiği hâfız gençlere paylaştırırdı. Mevlîd ve Hatim dualarında, pazarlık eden ve hediye edilen parayı az bulan mevlîdhân ve din adamlarıyla sık sık karşılaşılması yüzünden, bu dinî vecibelerin ifâsı için genellikle dar gelirli aileler Gönenli'ye başvururlardı. Rahmetli annem ile büyük ağabeyim için okunacak hatîmlerinin, AIlah'ın bu seçkin ve sâlih kuluna nâsib olması, bir nebze kederimizi hafifletmişti.
Fakirleri, muhtaçları ve ihtiyaç sahiplerini daima gözetirdi. Bu yardımları gerek kendi maaşından, gerekse zenginlerin onu emin bilerek, dağıtılmak üzere emânet ettikleri paradan sağlardı. Son yıllarına kadar İstanbul Sultan Ahmet Camii baş imamlığı görevini ifâ etmişti. Zâhire de önem verir, nereye ve kime ne verdiyse bunu belgelerdi. Tophane Kâdiri Dergâhı Şeyhi Misbah Efendi, onun hâfız talebelere aylık yardımları, bordro hazırlayarak, imza karşılığı ödediğine şahit olduğunu söylemişti.
Misbah Efendi anlattı: Sultan Ahmet Camii avlusunda, Cuma namazından sonra etrafına toplananlar Gönenli Mehmed Efendi'nin elini öpüyorlardı. Ben de onun yanındaydım. Bir genç bize yaklaştı, Gönenli'ye:
-Kiracısı olduğum evi boşaltmak zorunda kaldım. Eşyalar kapının önünde. Fakirim, başka ev tutacak gücüm yok. Size geldim, dedi.
Gönenli Mehmed Efendi bana dönerek,
-Ne dersin Şeyh, dedi.
-Sahibi bilir, diye karşılık verdim.
Gönenli ellerini kaldırarak,
-Ya Rabbi! duy! diye niyâz etti. Biz kalabalık ve o muhtaç gençle oyalanırken, gözlerim merdivenleri çıkarak büyük kapıdan avluya giren şık ve kibar bir kadına tıkıldı. Giyimi ve makyajı ile bu ortama hiç uygun görünmeyen kadın Gönenli'ye şöyle dedi:
-Efendim, ben Amerika'ya gidiyorum. İki yıl kalacağım. Eşyalarımı dairemin bir odasına topladım. İşte anahtar, şu da adresim. İstediğiniz birine verin, ben dönene kadar otursun. Sonra geldiği gibi süratle uzaklaştı. Gönenli Mehmet Efendi anahtarı hemen, kendisine hâcetini açıklayan gencin eline tutuşturdu.
Bu zâtın elinden tuttuğu kimselerin haddi hesabı yoktur. Kimsesiz dul kadınlara bir mekân temin etmek. yetimlere, gariplere Allah rızası için kol kanat germek, hayatının gayesi idi.
Gönenli Mehmed Efendi'nin cemâatinden Saadet Hanıma feyizli. çok coşkulu bir dindâr olduğu için. kendi aramızda "Yanık Ömer" adını takmıştık. Öyle ki, sadece ismi söylendiği zaman kimin kastedildiğini çıkaramıyorduk. Bu hanım Karagümrük Karabaş Baba Camiinde Gönenli'nin derslerini takip ederdi. Ona sevgisi o kadar derindir ki hâlâ bugün Gönenli Baba dediği zaman, bu sedâ kalplerinizde yankılanır. Yıllarca baktığı hasta eşini kaybedip dul ve yoksul ortada kalmıştı. Gönenli Mehmed Efendi'nin onu evlendirmeyi teklif ettiğini anlattı:
-Bundan sonra Allah'la arama kimsenin girmesini istemiyorum, diyerek bu teklifi reddettim. Bir miktar param olduğunu, ama bunun daire alıp kiradan kurtulmama yetmeyeceğini söyledim. Gönenli Babam :
-Sen o parayı bana ver dedi. Karabaş Camiine yakın yeni bir apartımanın giriş katını beğenmiş, beni götürüp gösterdi. Paramın üstünü tamamladı. O küçük daireyi bana satın alarak, beni oraya yerleştirdi. Allah ondan razı olsun. Gönenli Babamın iyilikleri saymakla bitmez. Şimdi eşimden kalan emekli aylığı ile geçinip gidiyorum, dedi.
Gönenli Mehmed Efendi, üzerimde daima heybet ve çekinme duyguları uyandırmıştır. Kendimi tanıtıp, hayır duasını almayı çok istemişimdir. Ezici bir tahakkümle nurlu varlığından yayılan heybet hâli, onunla konuşmama ve dua istememe hep mâni olmuştur. Annemin vefâtında küçük ağabeyimin "Mehmed Amca" hitâbıyla onunla rahat ve serbest konuşması kadar, onun da ağabeyimin subay olduğunu sivil giyindiği halde bilmesi beni şaşırtmıştır. Çocukluğumun Gönenli Babasıyla konuşmaktan ve duasını almaktan hemen hemen ümidimi kesmiştim ki, 1985 yılında Hâc fârizası esnasında Minâ'da karşılaştık. Onun sık sık Hacc’a gittiğinden haberimiz olur, İstanbul'da komşumuz olan kız kardeşi vâsıtasıyla bizden de Peygamber Efendimiz'e selâm götürmesini rica ederdik. Kâbe'de birlikte bulunacağımızı öğrendikten beri, arkasında bir tavaf yapmayı gönlüme koymuştum. Fakat o, Kâbe'de âdeta bir sır olmuş ve bütün çabalarıma rağmen bu muradıma erişememiştim. Bayram sabahı Minâ'ya yolun bir kısmını yaya tamamlayarak geldik. Türk kâfilesinin konakladığı kamp yerinde dinlenip, grubumuzdaki diğer hacıların da ulaşmasını beklerken kâfile başkanımız bize:
-İçinizde Gönenli Mehmed Efendi'nin cemaatinden olan var mı? Ziyâretine gidelim, dedi.
Ben, küçük ablam ve bir hacı hanım, Hoca Efendinin peşine takıldık. Gönenli Mehmed Efendi gölgede, beyaz havludan ihram giysileriyle bağdaş kurmuş oturuyordu. Etrafında bir, iki kişi vardı. Selâm verip yanına çömeldik. Saçları, sakalları, yüzü ve bütün görünüşüyle öyle göz alıcı ve parlak idi ki Arabistan gününün, güneş altındaki yaz aydınlığı sönük kalırdı.
O an, bir pastanın üzerindeki beyaz krema kadar tatlı ve yumuşak olduğu halde, yine de nutkum tutuldu, karşısında suspus kaldım. Kâfile başkanımızla tanıştıktan sonra biz hanımlara dönerek.
-Huzurunuza bu kıyafetle çıktığım için özür dilerim, dedi. Gerçekten de Gönenli Babayı ilk kez cübbesi ve başında sarığı olmaksızın görüyorduk. Bize böyle görünmekten mahcubiyet duymuş, yeni yetme kız çocuğu gibi utanmıştı. Onu utandırdığımız, güç durumda bıraktığımız için ben de utandım. Yanımızdaki Hacı Hanım,
-Şeytan taşlamaya ben mi gideyim, vekil mi göndereyim? diye sordu.
İzdiham, hınca hınç kalabalık aklıma gelince, "Gönenli Baba kesinlikle bizim o kalabalığa girmemizi istemez." diye düşündüm. Bize dönüp, epey ileri yaşta olan Hacı Hanıma,
-Sen vekil gönder, dedi. Ablamla bana ise, siz kendiniz taşlayın, buyurdu. Sonra bir bardağa ayran doldurup, bize ikrâm etti. Sırayla içtik. Bardağı tekrar tekrar doldurarak bize verince dayanamayarak,
-Feyz olsun diye verin efendim, dedim.
-Bütün kalbimle veriyorum, dedi.
Gönenli Baba'nın bu kez rahmet, cemâl ve cömertlik haline şahit oluyorduk. O sahne gözlerimde canlandığında, mutluluk, huzur ve ferahlık duyuyorum.
Velîlerin Hakla mahremiyetlerini, sırlarını ancak kendileri bilir. Bizim anlatmaya çalıştığımız yalnızca onların güzel ahlâkları, davranışlarıdır. Bu zât hakkında herkesin hemfikir olduğu ortak nokta, duasının geri çevrilmediği ve insanlara feyz, sükûnet ve ferahlık saçtığıdır. Ömrünün son günlerinde, yurdumuzu kasıp kavuran şiddetli kuraklığın giderilmesi için Fatih Camiinde on binlerce müslümanın katıldığı yağmur duasına, bazı ünlü hoca efendilerle birlikte öncülük etmiş, bir Sünnet-i seniyyenin yerine getirilmesine yardımcı olmuştur.
Halka maddî yardımları gibi, manevî yardımları da inkâr edilemez. Bunu bilen, bilir. Bizlere ahirette de şefaat buyurmasını niyâz ediyorum. 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı sırasında Topkapı Ahmet Paşa Camiinde Gönenli'ye "Düşman acaba İstanbul'a saldırır mı? diye sormuşlar. O halkın gerginlik ve tedirginliğini şu sözlerle teskin etmiş:
-Topkapı'dan Sultan Ahmed'e kadar şu yolun iki tarafında ne kadar evliyâ var, görmez misiniz? Korkmayın düşman buraya giremez, demiş.
Vefat gününde İETT grevde idi. Şehirde otobüs seferleri yapılamıyordu. Tanıdıklardan bazıları bunu, "İyi ki grev var, Kadıköy tarafından cemaatin tamamı gelseydi, izdiham, kalabalık çok büyük boyutlara varırdı." diye yorumladılar. Halbuki onu son yolculuğuna uğurlamak ve cenaze namazına katılmak üzere İstanbul'un bütün semtlerinden gelmiş, caddelere sığmayan muazzam bir kalabalık vardı. Farklı gerekçeyle ben de grevi iyi ve yerinde bulmuştum. Caddelerde trafik yarı yarıya hafiflediğinden, cenâzeyi teşyi kolaylaşmıştı. Cenâze namazı Fatih Camiinde kılındı. Aynı gün Fatih Camiinde yapılan hatim duasında, ruhuna elliden fazla hâtim bağışlandı. Nasıl yaşadıysa, öyle öldü. Hayatı da, memâtı da her türlü tâzime lâyıktı. Her yıl vefât gününde eksilmeyen sevgi, saygı ile anılıyor, mukaddes ruhu için çok sayıda hâtimler bağışlanıyor.
Doğum yeri olan Gönen'in kaplıcalara yakın en gözde semtinde, adına büyük ve güzel bir camii yapılmış ve ibadete açılmıştır. Bu, aziz milletimizin dinine, inançlarının ihyâsına ömrünü fedâ eden mübarek insana minnet ve şükranların ifadesidir. Edirnekapı şehitliğine defnedilmiş olan Gönenli Mehmet Öğütçü Hazretlerini minnet ve rahmetle anıyorum.
