Benim bildiğim MONŞER tabiri vardı.
Bir ara da TAKKELİ’si çıkmıştı.
Halâ var mıdır bilmiyorum;
bir zamanlar, yabancı dilde eğitim görmüş,
batılı yaşam tarzını benimsemiş,
halktan kopuk olmakla kalmayıp,
halka tepeden bakan görevliler varmış.
Bunlar, memur olduğunu unutarak,
Millet adına hareket eden,
bürokrat ya da aydın bir zümreymiş.
İşte bunlara denirmiş MONŞER.
Okudukça ilginç bir beşeri coğrafyamız
olduğunu öğreniyoruz, değil mi?
Pakradüni, Sabataist, Monşer derken
Bir de pek fazla duymadığımız
LEVANTEN kavramı var.
16 yüzyılın sonlarına doğru
Fransızcaya giren bu Kavramı da,
Ana Britannica şöyle tanımlıyor:
“Osmanlı döneminde, özellikle
Tanzimat sonrasında İstanbul’da
ve büyük liman kentlerinde yoğunlaşan
ve ticaretle uğraşan,
Müslüman olmayan azınlıklardır.”
Bunlar, Tanzimat ve sonrasında genellikle,
deniz ticareti yapmak için Haçlı Devletleri'nden
(Venedik, Genova, Ragusa) gelip,
liman şehirlerine ve özellikle de,
İzmir ve İstanbul'a yerleşmişlerdir.
Mersin’de; (Çamlıbel, Uray) ve Antalya (Konyaaltı),
önemli ölçüde Levanten bulunmaktaymış.
Levantenler, bu ülkede yaşamışlar,
bu ülkede servet edinmişler;
ama ÇİFT DİNLİ, ÇİFT KÜLTÜRLÜ
olma ihtiyacı duymamışlardır.
“Sakarya Türküsü”ünden
iki mısra okuyalım mı?
“Her şey akar, su, tarih, yıldız, insan ve fikir:
Oluklar çift, birinden nur akar, birinden kir.”
“Takunyalı”, “gerici”, “yobaz” tabirlerinden sonra,
bu “Takkeli Monşer” tabirinin açıklamasını
ben beceremedim. Sizler ne dersiniz bilmiyorum.
Şerif Simavi
