Bugun...
İhanet belgesi ve Patrikhanede “Kin Kapısı”


Misafir Yazar Alıntı makaleler
fatihten@gmail.com
 
 
facebook-paylas
Tarih: 12-06-2019 16:52

Yazacağım konu netameli bir konudur. Bu yüzden peşin peşin belirteyim ki, hiçbir inanca ve hiçbir ibadethaneye karşı değilim…

İnançlarıma saldırılmadığı, ibadetlerim engellenmediği müddetçe, hangi inanç mensubunun ne yaptığına karışmam…

İlgilenmem…

Dert etmem…

Ülkemde tüm inançların serbestçe yaşanmasını isterim.

Ancak bir “ibadethane”nin kapısı, hiçbir mecburiyet ve devlet baskısı olmadığı halde, ısrarla ve inatla kapalı tutuluyor ve vahim iddialara rağmen açılmıyorsa, sorma hakkını kendimde görürüm:

“Neden o kapıyı 195 yıldan beri kapalı tutuyorsunuz?..”

Bahsettiğim kapı, Fener Rum Patrikhanesi’nin orta kapısı…

195 senedir kapalı tutulan bu kapıya, Fener Rum Patrikhanesi sakinleri kendi aralarında “Kin Kapısı” diyorlarmış.

İstanbul fethinin öncesinde ve sonrasında, içinde özgürce “dini âyin”ler yapılan Fener Rum Partikhânesi’nin her kapısı “Din Kapısı” olmalı iken, birine “Kin Kapısı” denmesi nedendir?

Girişler sürekli kapalı tutulan orta kapının solundaki küçük kapıdan yapılıyor. Bu kapının neden sürekli kapalı tutulduğunu soruyorsunuz, mantıklı bir gerekçe söyleyemiyorlar. Çok ısrar ederseniz, şöyle bir mazeret duyuyorsunuz:

“Patrik Gregorius, bu kapının önünde idam edildi ve hemen kapının önüne gömüldü, mezarının üzerinden geçilmesini istemiyoruz.”

Oysa Osmanlı kaynaklarında; Patrik Gregorius’un burada gömüldüğüne ilişkin bir kayıt yok. Bu da çok normal: Zira asılarak öldürülenlerin, gömüldükleri yerlere ilişkin kayıt tutulmazdı. 

Ama Patrik Gregorius’un o kapının önünde idam edildiği bilinen bir gerçektir. Neden acaba? Osmanlı her daim inançlara saygılı davranmışken, Fatih Sultan Mehmed, Rum Patriği’ni kendi protokolüne alıp saygı göstermişken, neden bir patrik asıldı?

Neden olacak, vatana ihanetten!..

Olay kısaca şöyle: Mora yarımadasında, büyük bir Rum isyanı (Patras Vakası) patlak verir (1820-1821 yılları). İsyancılar binlerce Türk’u katlederler. Bebekler ana karnında süngülenir. Kızlar, gelinler dağa kaldırılır.

O tarihte atalarının tahtında oturan Sultan II. Mahmud, Sadrazam Benderli Ali Paşa’yı isyanı bastırmakla görevlendirir. İsyan bastırıldıktan sonra tahkikat genişletilir. İsyana adı karışanlar bir bir yakalanıp yargılanır. Ele geçen belgeler arasında Fener Rum Patriği V. Gregorius’un Rus ÇarıII. Alexandr’a yazdığı “ihanet mektubu” da vardır (başka bir kayda göre, Patrik’in mektubu, Rus baskısından kaçarak İstanbul’a gelen Kırımlı Yunus Bey tarafından Sadrazam Benderli Ali Paşa’ya verilmiş, böylece Ali Paşa, gizli Rum Cemiyeti Etniki Eterya’nın varlığından ve plânlarından haberdar olmuştur).

Sadrazam’ın emriyle bir geceyarısı sonrası patrikhane basılır. Belgelere el konur. Patrikhane’nin o tarihte bir “Gerilla Merkezi” olarak çalıştığı ortaya çıkar.

Patrik başta olmak üzere sorumlu bulunanlar yargılanır ve suçları sabit görülenler çeşitli cezalara çarptırılır: Bu arada Patrik V. Gregorius idam cezası almıştır: Patrikhane’nin orta kapısının önünde infaz edilir (22 Nisan 1821).

Derler ki, orta kapı o gün bugün kapalıdır ve işte bu yüzden “Kin Kapısı” denmektedir. Türk büyüklerinden biri oracıkta asıldığında yahut İstanbul tekrar Rumların eline geçtiğinde kapı açılacaktır.

Bu arada, Patrikhane’nin bulunduğu sokağın adını unutmayalım: Sadrazam Ali Paşa Sokağı…

Bir de “Patrik Cenapları”nın sehpadaki son sözlerini unutmayalım:

 “Vazifemi yaptım!..” demişti.

Vazifesi Rus Çarı’na o mektubu yazmak mıydı?

Şuracığa bir “bilgi notu” sıkıştırayım izninizle: Osmanlı tarihi boyunca üç patrik idam edilmiştir. Bunlardan ilki Patrik I. Kiril (1638-Sultan IV. Murad zamanı, Ortodokslar arasına dini nifak sokmaktan); ikincisi, Patrik III. Parthenius (1657, Sadrazam Köprülü Mehmed Paşa emriyle, Osmanlı’ya isyan eden Eflak Voyvodası’nı desteklemek suretiyle vatana ihanetten); üçüncüsü ise PatrikV. Gregorius (1821-Mora isyanını plânlamak suretiyle yine vatana ihanetten) asıldı.

Patrik V. Gregorius’un, Rus Çarı II. Alexandr’a hitaben yazdığı, hayatına mal olan o mektupta, yani “ihanet belgesi”nde acaba neler vardı?
Yavuz Bahadıroğlu------------

Fener Patriği V. Gregorius’tan Rus Çarı II. Alexander’a mektup

Hatırlayacaksınız: Fener Patriği V. Gregorius’un, Rus Çarı II. Alexander’a yazdığı bir mektup (ki, Rusya’nın İstanbul Sefiri General İgnatiyef’in hatıralarında da yer alıyor) Osmanlı hükümetinin eline geçmiş ve Patrik “ihanet”ten yargılanarak idam edilmişti (22 Nisan 1821).

Peki ne vardı o mektupta?.. Giriş bölümünü geçip özetlemeye çalışalım...

“Türkleri maddeten ezmek ve yıkmak mümkün değildir. Çünkü Türkler çok sabırlı ve mukavemetli insanlardır. Gayet mağrurdurlar ve izzet-i nefis sahibidir.

“Bu hasletleri de dinlerine bağlılıklarından, kadere rıza göstermelerinden ananelerinin kuvvetinden, padişahlarına, kumandanlarına, büyüklerine olan itaatlerinden gelmektedir.

Türkler zekidirler ve kendilerini müspet yolda sevk ve idare edecek reislere sahip oldukları müddetçe de çalışkandırlar. Gayet kanaatkârdırlar. Onların bütün meziyetleri, hatta kahramanlık ve şecaat duyguları da ananelerine olan bağlılıklarından, ahlaklarının salâbetinden gelmektedir.”

Buraya kadar gayet iyi; “Patrik Cenapları”, bizi öve öve göklere çıkarıyor. Sanırsınız ki, Türkleri çok seviyor...

Kazın ayağı pek öyle değil, bakın ki mektubun gerisi nasıl geliyor?..

“Bu nedenle; Türklerde evvela itaat duygusunu kırmak ve manevi bağlarını yok etmek, dini metanetlerini zaafa uğratmak icap eder.” 

Hele hele, bu iş nasıl olacak peki?

“Bunun da en kısa yolu, milli ve manevi ananelerine uymayan harici fikirler ve davranışlara onları alıştırmaktır.”

Alıştık sanırım...

Yeni harflere, yeni aile yapısına, yeni musıkiye, yeni kılık kıyafete, yeni başlığa (şapka derler), yeni mimariye, yeni tarihe (devrim tarihi), yeni yıl kutlamalarına, kahvehane yerine “cafe”ye gitmeye, mahalle yerine “residence”da oturmaya, çay erine “cola” içmeye, kendimizi küçümseyip bize tuzak üstüne tuzak kuran Avrupa ve Amerika’yı büyütmeye iyice alıştık.

Neyse, devam edelim mektubu okumaya...

“Maneviyatları sarsıldığı gün, Türkleri zafere götüren asıl kudretleri sarsılacak ve maddi vasıtaların üstünlüğü ile yıkmak mümkün olabilecektir. 

Bu sebeple Osmanlı Devleti’ni tasfiye için mücerret (soyut) olarak harp meydanındaki zaferler kâfi değildir ve hatta sadece bu yolda yürümek, Türklerin haysiyet ve vakarını tahrik edeceğinden, hakikatlere nüfuz edebilmelerine sebep olabilir. 

Yapılacak olan Türklere hissettirilmeden bünyelerindeki bu tahribi tamamlamaktır.”

Hakkımızda elin Rus Çarı’na tüyo veren Patrik’i asmak yerine, keşke meziyetlerimizi artırabilseydik...

Hem adamı astık, hem de istediklerini bir bir yaptık. Oysa bakın Rum vatandaşlarımız geleneklerine nasıl sahip çıkıyor...

Patrik’in önünde asıldığı kapı hâlâ kapalı...

Aradan 195 yıl geçmiş olmasına rağmen, bir an bile açılmadı.

27 Mayıs 1996’da bir televizyon kanalına çıkan Patrik Bartolomeus’a sorulmuştu:

 “Önünde bir Türk büyüğü asılmadıkça asla açılmayacağı söylenen bu kapıyı, Türk halkına karşı bir jest olması ve bu tür iddiaların gerçeği yansıtmadığını gösterme adına sembolik de olsa birkaç dakikalığına şöyle bir aralayamaz mısınız?” 

Patriğin cevabı çok kısa ve çok kesin olmuştu:

“Bunu benden önceki patrikler yapamadıkları gibi, ben dahi yapamam. Böyle bir şey asla söz konusu olamaz...” 

El âlem kinini de dinini de olduğu gibi yaşıyor.

Yavuz Bahadıroğlu------------





YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
SON YORUMLANANLAR HABERLER
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
GÜNDEMDEN BAŞLIKLAR
YUKARI