Ekonomi denilince İnşaat ,İnşaat denilince de Türk ekonomisinin lokomotifi akla gelir veya öyle algılatırlar bize.Toplumda öyle bir baskı oluşmuşki kimse eleştiremez,aksi yönde fikir beyan edemez ama sektörü masaya yatırıp incelediğimizde gerçeklerin hiçte öyle anlatıldığı gibi olmadığını görürüz.Nitekim Ekonomiden sorumlu Ali babacan'da sürekli bu konuda uyarı yapmaya başladı.
Peki inşaat setöründe reel durum ne, nasıl çalışıyor acaba..?
İnşaata başlayacaksın köşe noktarını çaktırıyım diyorsun Ölçüm alatleri yabancının.
Hafriyata başlıyorsun kepçe yabancının,kamyonlar yabancının.
Kazık çaktıracsın kazık makinesi yabancı,ankraj makinesi yabancının.
Beton dökeceksin beton santrali yabancının,beton mikseri yabancının.
Taşımada kullandığın kule vinç yabancının,asansör yabancının.
İnşaatın içini yapacaksın,boru makinesi yabancın,mermer kesme işleme makinesi yabancının.
İnşaat bitti vatandaş emlak satın alacak,parası yok mecburen bankaya gidiyor para yabancının.
Bir sektörün lokomotif olması için yan sektörleri de desteklemesi gerekir.
Mesela Türkiyede 10-15 yıl öncesine kadar otomobil sektörünün bir yan sanayi sektörü yarattığı,Dünyaya yedek parça ihraç eder duruma geldiğimiz gibi ama son yıllarda o sektörde can çekişir duruma geldi.
Biz inşaat sektörüne bu kadar ağırlık verirken bir tane beton santral markamızın oluşması gerekmezmiydi..?
Bir tane kamyon markamızın oluşması,gelişmesi gerekmezmiydi…?
Bir tane asansör markamızın oluşması gerekmezmiydi…?
Yokmuydu bu girişimler …?
Evet vardı.Beton santralı yapan,mikser yapan,asansör yapan fabrikalarımız vardı ama 2002 den sonra dövizin değerinin hızla düşürülmesi ile başlayan ithalat furyasında onlarda yok olup gitti.
Avrupa’nın lokomotifine bakın giderken arkasında bir makine sektörü,bir kimya sektörü,bir bankacılık sektörü yaratarak ilerliyor,birde bizim lokomotife bakın arkasında 390 Milyar dolar dış borç bırakıyor.
Dünyada hiç inşaat sektörü ile kalkınmış bir ülke varmıdır ki biz kalkınalım..?
Ama maalesef inşaat sektörden kazananlar lobisi bize bunu kendi istedikleri gibi yutturmayı başarıyorlar.
İnşaat sektörü sanayi,makine,kimya sektörlerin büyümesi, refah seviyesinin artmasından,insanların daha iyi yaşama arzusundan doğan bir sektördür.
İnşaat sektörünün sağlıklı büyüdüğünü söyliyebilmemiz için,makine sektörünün,tekstil sektörünün,patent sektörünün,bilişim sektörünün de aynı paralelde büyümesi gerekir. Ama 2013 te sayanide kullanılan krediler % 50 düşmüş,inşaatte kullanılan krediler %100 artmış.Bu da gösteriyor ki borç ile sağladığımız kaynaklar sanayi sektöründen uzaklaşmış,inşaat sektörüne yönelmiş.
Tüm bunları da geleceğimizi hiçe sayarak ,canımız pahasına yapıyoruz.Yılda binlerce işçi iş kazalarında hayatlarını kaybediyor,batının makine sektörünü,finans sektörünü,patent sektörünü canlı tutmak için.Nasıl dün ABD'nin çıkarlarını korumak için Güney Kore'de verdiğimiz şehitler gibi.
Biz taşa toprağa dayalı kalkınma modelinden ,sanayiye,bilişim teknolojileri gibi katma değeri yüksek sektörlere yönelmediğimiz sürece kalkınmamız hayal olur.Sadece batılıların iyi bir pazarı olmaya devam ederiz.
Taş devrinden ,(en azından) Tunç Devrine bir an önce geçmek dileğiyle sağlıcakla kalın.
İnş.Müh. Halim KÜÇÜKALİ
22 Eylül 2014-İstanbul
