Misafir Yazar

Misafir Yazar

Alıntı makaleler
fatihten@gmail.com

Herkes kendi anadilinde ibadet edebilir mi?

15 Ocak 2021 - 18:58

Merhaba, sevgili dostlarım; bir kaç gündür çeşitli kaynaklardan ve Kur'anın arapça lafzından faydalanarak bir araştırma yaptım.

Herkes kendi anadilinde ibadet edebilir mi? İslam'ın temel ibadeti olan namazı, içinde okunan dua ve ayetleri, herhangi bir dildeki tercümelerini okuyarak kılabilir mi ?

Bazı kimseler anadilde namaz kılınabilir derken bu görüşlerini Kuran'dan şu ayete dayandırmaktadırlar.

Nisa Suresi 43. Ayette

“Ey iman edenler, sarhoş iken, ne dediğinizi bilinceye kadar namaza yaklaşmayın.”

Ana dilde ibadeti savunanlar

“ne dediğinizi bilinceye kadar” ibaresine takılıp,

Demek ki Allah, huzurunda “ne dediğimizi bilmemizi” istiyor!
Diye bir mantık yürütüyorlar.

Öncelikle şunu belirtmek isterim ki , Kur'an'ı Kerim'deki bir ayet hakkında o ayetin iniş sebebi bilinmeden Arap diline hakim olunmadan, elimize bir meal alıp bir felsefe kitabı gibi kuran ayetlerini kafamıza göre yorumlayamayız.
Kur’an-ı kerimi tam olarak yalnız Resulullah anlamıştır. Onun için Allahü teâlâ buyuruyor ki:
(İnsanlara açıkla diye Kur’anı sana indirdik.) [Nahl 44]

Bu ayetten anlaşılıyor ki, Kur'anda herkesin anlayamayacağı ayetler de vardır.
Bir hadisi şerifte buyurulur;
(Kur’anda yedi şey bildirilir: Yasak, emir, helal, haram, muhkem, müteşabih ve misaller. Helali helal, haramı haram bilin, emredilenleri yapın! Yasak edilenlerden sakının! Misal ve hikaye olanlardan ibret alın! Muhkem(manası anlaşılan) olanlara uyun! Müteşabih( manâsı kapalı olan ) olanları ise sorup öğrenin iman edin) [Hakim]

Zaten Kur'an'ı herkes anlayabilseydi
Allahü teâlâ Peygamberine, sana vahy olunanları tebliğ et der, açıklamasını emretmezdi. Bu ve benzeri âyetlere rağmen, (Resulullah Kur’anı getirmekle işi bitmiştir, o bir postacı idi) diyenler vardır. Eshab-ı kiram, ana dilleri Arapça olduğu halde, bazı âyetleri anlayamayıp, Peygamber efendimize sorarlardı.
Şimdi, müteşabih ne demek biraz daha açtıktan sonra tekrar Türkçe ibadet konumuza geçeceğim, örneğin;
el, ayak, yön, yer ve bunlar gibi, Allah için caiz olmayan kelimelerin, âyet ve hadislerde bulunması, bizim anladığımız ve bildiğimiz manalarda değildir. Bunları kendi kafamıza göre yorumlayamayız,
mesela, (Allah’ın eli, onların ellerinin üstündedir) ve (Arş’ın üzerine istiva eden Allah, nerede olursanız olun, sizinle beraberdir) mealindeki âyetleri nasıl anlamalıyız, Allah'ın eli olur mu, Allah arşı istiva etmiş ne demek. Bakın sevgili dostlarım,
Allah’ın ilmi, bizim ilmimize, benzemez. Onun eli de, elimiz gibi değildir, istivası da bizim istivamıza benzemez, beraber olması bizim beraber olmamıza benzemez , kuranı yorumlamak herkesin harcı değildir, kuranı yorumlamak isteyenlerin Arapça ve Tefsir ilmini tahsil etmesi gerekir. Tıp ilmi gibi dini ilimler de ihtisas ister.

Şimdi tekrar konumuza dönecek olursak;
Sarhoşken ne söylediğinizi bilmedikçe namaza yaklaşmayın ayeti kerimesinin nüzul sebebi şudur;
Bilindiği üzere içki henüz tamamen yasaklanmadan önce sahabeler içki içip sarhoş oldukları halde namaz kılıyorlardı.Sahabeden
Abdurrahman b. Avf bir gün yemek hazırladı, arkadaşlarını davet etti. Yediler, içki içtiler ve sarhoş oldular. Namaz vakti gelince namaza durdular. İmam namazda, Kâfirûn sûresini, mânayı değiştirecek şekilde yanlış okudu. Bunun üzerine tefsirini yapmakta olduğumuz âyet nâzil oldu (Tirmizî, “Tefsîr”, 5; Ebû Dâvûd, “Eşribe”, 1)
Yeni emre göre sarhoş olanlar ne söylediklerini bilecek hale gelinceye, cünüp olanlar ise boy abdesti (gusül) alıncaya kadar namaz kılmayacaklardı.
Bu ayetten ibadet yapan insanın Kur'an'ın lafzını bozmamak için, bilinçli olması gerektiği anlaşılmaktadır. Kuranin Arapçadan lafzını yanlış okuyanın namazı olmaz.Kuranın lafzını doğru okuyup manasını bilmeyenin namazı olur. Buna en büyük delil , İran'dan gelip ana dili farsça olan , arapça bilmeyen Selmanı Farisi ve arkadaşlarının , namaz kılarken ezber yapıp arapçasından okumalarıdır .Eğer ana dilde namaz kılınabilseydi , hz.peygamber onlara müsade eder onlar namazda Kur'an'ı farsça okurlar, arapça ezber yapmaya uğraşmazlardı.

Her dilin, başka dillerde bulunmayan (kendine ait) ifade, üslup ve anlatım özellikleri vardır. Bu yüzden, edebî ve hissî yönü bulunmayan bazı kuru ifadeler dışında, hiçbir tercüme aslının yerini tutamaz ve hiçbir tercümede her bakımdan aslına tam bir uygunluk sağlanamaz. O hâlde, Kur’an-ı Kerim gibi, ilahî belağat ve i’cazı hâiz bir kitabın aslı ile tercümesi arasındaki fark, yaratan ile yaratılan arasındaki fark kadar büyüktür. Çünkü biri yaratan Yüce Allah’ın kelamı; diğeri ise yaratılan kulun âciz beyanı. Hiç böylesi bir tercümenin, Allah kelamının yerine konulması ve onunla aynı hükümde tutulması mümkün olur mu?
Kaldı ki, İslam dini evrensel bir dindir. Değişik dilleri konuşan bütün Müslümanların ibadette ortak bir dili kullanmaları onun evrensel oluşunun bir gereğidir.
Türkçe tercüme ile namaz kılmak ve Türkçe dua etmek birbirine karıştırılmamalıdır. Çünkü dua kulun Allah’tan istekte bulunmasıdır. Bunun ise herkesin konuştuğu dil ile yapılmasından daha tabii bir şey olamaz ve zaten genelde de ülkemizde Türkçe dua yapılmaktadır.
Diğer taraftan, Kur’an-ı Kerim’in en önemli özelliklerinden biri de i’cazıdır. Bir benzerinin ortaya konulması konusunda, Kur’an bütün insanlığa meydan okumuştur. Bu i’cazın sadece anlamda olduğu söylenemez. Aksine, “onun Allah katından indirildiğinde şüpheniz varsa, haydi bir benzerini ortaya koyun” anlamındaki tehaddi (meydan okuma) âyetlerinden (Bakara, 2/23-24; Yûnus, 10/37-38; Hûd, 11/13; İsrâ, 17/88; Tûr, 52/33-34) bu özelliğin daha çok lafızla ilgili olduğu anlaşılmaktadır.
Kur'an'ın lafzında matematiksel mucizeler ve bir çok sırlar vardır.

Şüphesiz şu da bir gerçektir ki; bir Müslümanın en azından namazda okuduğu Kur’an-ı Kerim metinlerinin anlamlarını bilmesi ve namazda bunları anlayarak ve duyarak okuması son derece önemlidir ve bu zor da değildir. Namazda zaten belli sureleri okumaktayiz, her rekatta Fatiha okumaktayiz, meali açıp manasına bakarsak ne dediğimizi anlamış oluruz. Ancak manasını anlamak, onun hidayetinden faydalanmak ve Yüce Rabbimizin emir, yasak ve öğütlerinin neler olduğunu öğrenmek için Kur’an-ı Kerim’in bu maksatla meal, tercüme ve tefsirlerini okumanın hükmü başka; bu tercümeleri Kur’an yerine koymanın ve Kur’an hükmünde tutmanın hükmü yine başkadır.
Namazda ve ibadet olarak Kur’an-ı Kerim, aslî lafızları ile okunur. Yüce Rabbimizin bize olan öğüt, buyruk ve yasaklarını öğrenmek, onun irşadından yararlanmak maksadıyla ise, tercüme, meal ve açıklamaları okunur. Bu maksatla Kur’an-ı Kerim’in tercüme, meal ve açıklamalarını okumak da çok sevaptır ve genel anlamı ile ibadettir.
Yani sonuç olarak, namaz ibadetinde Kur'an'ı mutlaka arapça lafzından okumamız gerekir.
Hiç bir dilin bir başka dile çevrilen metni aslının yerini tutmaz.

Selam ve dua ile

Bu yazı 308 defa okunmuştur.

YORUMLAR

  • 0 Yorum