Skyturk’te Hilmi Hacaloğlu’nun Şimdi Söz Sizde programına katılan İ.Ü. İktisat Fakültesi Öğretim Üyesi Yrd.Doç.Dr. Çiğdem Şahin kentsel dönüşüm ile ilgi açıklamalarda bulundu.
Suluku’de kentsel dönüşüme karşı mücadelede başarısız olduklarını söyleyen Şahin, “halk anlaştıktan sonra siz neyin üzerine gideceksiniz, neyi kurtacaksını? Halkın örgütlenmesi sağlanamadı. Herkes, aydınlar bu işi çözemediler. Türkiye’ye yayılacak bir süreç olduysa, olaya Sulukule ve Roman meselesi olarak baktılar” dedi.
Devletin kentsel dönüşüm konusunda iki stratejisinin olduğuna dikkat çeken Şahin, bu projeleri bir bütün olarak ilan edilmedğini, sokak sokak, cadde cadde ilan ederek, ortaya çıkması muhtemel bütünlüklü mücadelere karşı devletin önlem aldığını söyledi. Ayrıca böl-parça-yut taktiğiyle devam ettiklerini söyleyen Şahin, “ Örneğin şimdi Fener-Balat’ta İki tane; Vodina Caddesi ve Yıldırım Caddesi’nde proje var. Oysa ki onların kafasında bütün Fener-Balat var, dönüştürülecek. Tüm Fener-Balat’ı birden ilan etmiyorlar. Bir caddeyi ilan ettikleri zaman caddenin karşı tarafına da diyorlar ki; bak burası güzelleştiğinde sizin de önünüz açılacak, sizin de evlerinizin değeri artırılacak.” dedi.
Çiğdem Şahin şunları söyledi:
“Bu meseleler medyada daha çok konuşulsaydı konu daha çok bilinirdi. Burada önemli olan halkın yerinde tutulması değil, kentin bir şekilde arsalaştırılıp, orada lüks konutlar yapılıp, soylulaştırma yapılması. Bütün dünyada soylulaştırma, yerinde etme, zorla tahliye tahliye olarak geçmiştir.
Siz halkı bu kadar yoksullaştırdığınız zaman, dişiyle tırnağı ile biriktirdiğiyle barınma ihtiyacını çözdüğü, evini de elinden aldığınız zaman siz bu konutları üretip kime satacaksınız?
Diyorlar ki bu işte Arap sermayesi var. Şu anda banka kredileri ile talep pompalanıyor. İnşaat firmaları da bu talepten iştahlanarak sürekli yatırım yapıyorlar, bankalar kredi veriyorlar. Ama problem olacak bir süre sonra. Zaten düzenli geliri olan insanlar yok. Sulukule’den, Ayazma’dan biliyoruz. Bir süre sonra insanlar taksitle aldıkları bu evlerin borçlarını ödeyemez hale geliyorlar.
Özellikle mağduriyetlerden bahsetmek istiyorum. Genel tablo olarak baktığımızda çok ciddi mağduriyetler ortaya çıkıyor. Her şeyden önce sınıfsal ve mekansal bir ayrışma ortaya çıkıyor. Kent olanaklarının bir sınıf lehine, kaynaklarını belli bir sermaye sınıfına aktarılıp kamusal alanların özelleştirilmesi, devlet okullarının satılması, sinemaların yıkılması, yani adaletsiz bir kentin adaletsiz bir kullanımına şahit oluyoruz. Daha önce gelir durumu düşük insanların sosyalleşebileceği alanlar varken; hastaneler, devlet okulları daha çokken şimdi bu alanların bulunduğu yerlerde okulların, hastanelerin bulunması, o yerlerin zayiata uğradı ğıdüşüncesi ile bakılıyor. Nişantaşı’nın ortasında bir devlet okulu olur mu? Orası bir alış veriş merkezi bir otel olmalı deniliyor.
Burada gerçekten kentsel bir rant var ve kentin boşaltılması söz konusu.
Mekansal ve sınıfsal ayrışma derken kentin merkezinde, kentte yaratılan değerleri talep edebilecek bir sınıfı kentin merkezine getirecekler, bunu alım gücü olmayan ve aslında kentin sahipleri olanları kentin dışına atılacaklar.”
Bu nasıl yapılıyor?
“Metrekare yarıya düşürülüyor yada ben şimdi Fener-Balat’ta oturuyorum. Benim 3 katlı müstakil evim var. Bana sorarsan benim evimin değeri 500 bin TL, ama bana 70 bin TL değer biçiliyor.
Ya da diyorlar ki ben senin evini yıkacağım, yeniden yapacağım, evine değer katacağım, sen burada kalabilirsin ama senin değerinin üzerinden daha 300 bin TL ödersen.
Yani kendi evinizi size tekrar borçlandırarak satıyor. Bu fiyatı kimse ödeyemeyeceği için doğal olarak da soylulaştırma dediğimiz o yeri alamayan insanlar başka bir yere, TOKİ konutlarına kentin dışına itiliyor.
Bu süreç bilinçli yapılan bir süreç, burada belli stratejiler var. Bu stratejilerden birisi; neden bu kadar olay oluyor da bu insanlar bir araya gelemiyor. Bir kere bu projeleri bir kere bir bütün olarak ilan etmiyorlar. Sokak sokak, cadde cadde ilan ediyorlar ki bütünlüklü bir mücadele ortaya çıkmasın.
Örneğin şimdi Fener-Balat’ta İki tane; Vodina Caddesi ve Yıldırım Caddesi’nde proje var. Oysa ki onların kafasında bütün Fener-Balat var, dönüştürülecek.
Tüm Fener-Balat’ı birden ilan etmiyorlar. Ayrıca böl-parçala-yut taktiğiyle, bir caddeyi ilan ettikleri zaman caddenin karşı tarafına da diyorlar ki; bak burası güzelleştiğinde sizin de önünüz açılacak, sizin de evlerinizin değeri artırılacak.
Sulukule’deki sorun şu: Oraya uluslararası örgütler girdi. Fakat başarısızlığın nedeni şu:
Halk anlaştıktan sonra siz neyin üzerine gideceksiniz, neyi kurtaracaksınız?
Halkın örgütlenmesi sağlanamadı. Herkes, aydınlar bu işi çözemediler. Türkiye’ye yayılacak bir süreç olduysa, olaya Sulukule ve Roman meselesi olarak baktılar.
Oysaki bu olay dediğim gibi, İstanbul’un arsalaşması ve İstanbul’un inşaat sektörüne açılması.”
