Bugun...
Lâleli Baba'nın hikâyesidir.


Misafir Yazar Alıntı makaleler
fatihten@gmail.com
 
 
facebook-paylas
Tarih: 09-02-2019 09:35

Muzaffer Özak Efendi Hazretlerinden dinlediğimiz ibret dolu târihî hikâyelerden biri de Lâleli Baba'nın hikâyesidir.  Bu zât, 18. asırda İstanbul'da yaşamış, kerâmetleri ile meşhûr bir meczûb-i ilâhîdir. Onun medh ü senâsına duyan zamânın pâdişâhı Sultan 3. Mustafa Han, sohbetinden istifâde etmek maksadıyla Lâleli Baba'yı saraya davet etmiş ancak sohbet pek kısa sürmüş :

Pâdişâh : Dervîş! Söyle bakalım dünyânın tadı nedir?
Lâleli Baba : Yiyip, içip, osurup, sıçmak, uyku ve cimadır pâdişâhım.

Pâdişâh bu kaba kelimeleri duyunca fenâ halde hiddetlenmiş ve "Bu ne küstahlık, bu ne terbiyesizlik, utanmıyor musun pâdişâhın huzûrunda böyle konuşmaya" diyerek Lâleli Baba'yı huzûrundan kovmuş. Pâdişâhın adamları onu yaka paça götürürlerken Lâleli Baba, "Pâdişâhım! Ye-iç ama osurup sıçma" demiş.

Pâdişâh, o günden itibaren mühürlenmiş. Herşeyi yiyor içiyor ama hiç dışarı çıkamıyormuş.
Ne yel çıkarabiliyor, ne idrar, ne de büyük abdest yapabiliyormuş.
Karnı şiştikçe şişiyormuş. Hekimleri çağırmışlar, ilaçlar tertîb etmişler, ne yaptılarsa nâfile, hiç bir şey kâr etmiyormuş.
Pâdişâh hekimlere sinirlenmiş, "Siz ne biçim hekimsiniz, bana bir çâre bulamadınız, bir müshil bile yapmayı beceremediniz" diye çıkışmış.
Hekimler, "Yaptığımız ilacı gösterelim" demişler ve müshil olarak pâdişâha verdikleri ilacı mermerin üzerine dökmüşler, mermer erimiş. "Pâdişâhım görüyorsunuz size verdiğimiz ilaç bu kadar kuvvetli olduğu halde sizde bir işe yaramıyor, bizim suçumuz yok" demişler.
Pâdişâhın adamları arasında ârif bir zât varmış. "Pâdişâhım bu hekimlerin çâre bulabileceği bir derd değil. Belli ki siz bir ehlullahın gönlünü incitmişsiniz. Onu bulup gönlünü almadıkça bu derdden kurtulmanız mümkün olmaz" demiş.
Pâdişâh bir an tefekkür etmiş ve bu derdin sebebini anlamış. Hemen Lâleli Baba'yı çağırtmış. Pâdişâh karın ağrısından kıvranarak "Aman Dervîş, ben ettim sen etme, bu derdime bir çâre bul" diye 
Lâleli Baba'ya yalvarmış.
Lâleli Baba, "Olur ama bir şartım var. Pâdişâhlığını bana vereceksin" demiş.
Pâdişâh çâresiz "Verdim, sen yeter ki beni kurtar" demiş.
Lâleli Baba, emirler vermeye başlamış : "Yaptırdığın cami benim ismimle anılacak, kabûl ediyor musun?". Pâdişah "Tamam" demiş.
Lâleli Baba, bir besmele çekip pâdişâhın karnını sıvazlayınca pâdişâh büyük bir gürültüyle gaz çıkarmış. Pâdişâh biraz rahatlamış ama sıkıntısı hâlâ devam ediyormuş.
Lâleli Baba ikinci emrini vermiş : "Yaptırdığın imâretlerde çıkan yemekler benim adıma dağıtılacak, kabûl ediyor musun?". Pâdişâh "Olur" demiş.
Lâleli Baba bir daha sıvazlamış, pâdişâh biraz daha rahatlamış. Lâleli Baba üçüncü arzusunu söylemiş : "Benim türbem caminin yanında olacak" demiş. Pâdişah "Tamam, öyle olsun" deyince üçüncü sıvazlamayla pâdişâh tamâmen rahatlayıp sıhhatine kavuşmuş.
Lâleli Baba pâdişâha şu unutulmaz dersi vermiş :

Bak pâdişâhım! Görüyorsun ya senin saltanatını bir osuruğa satın aldım. Dünyâ saltanatının kıymeti işte bu kadardır.

Efendi Hazretleri, bu hikâyeyi anlatmaya başlamadan önce hikâyedeki bazı elfâz-ı galîzayı kasdederek şöyle bir îkâzda bulunurlardı :

Şimdi anlatacağım hikâyedeki bazı sözler size belki çok kaba ve çirkin gelecek ama bu hikâye ancak böyle anlatılırsa yerini bulur.




YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
SON YORUMLANANLAR HABERLER
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
GÜNDEMDEN BAŞLIKLAR
YUKARI