Müjdat ÖZTÜRK mozturk@gazete2023.com
Türkiye’nin geleceğini ve gündemini Cumhurbaşkanı Erdoğan ve AKP belirliyor hepimiz seyrediyoruz.
Türkiye belki de bir savaşa sürüklenirken MHP kendi içinde bütünlüğünü sağlamakla uğraşıyor.
Tarihin bu önemli kavşağında kendi iç barışını sağlamaktan uzak bir MHP’nin gidişatı durdurmakta rol oynaması zor görünüyor.
İşte MHP'de bir değişimin hem fikri hem siyasal yenilenmenin en büyük gerekçesi MHP'nin mevcut işleyişi ile gerçekleşmesi muhtemel bu gidişatı durduramayacak olmasıdır.
Bir olağanüstü kurultay yapılmasına ayak sürüyen MHP eğer kendini sorgulamaz, siyasal eylem ve yöntemlerini gözden geçirmez kadrolarını yenileyemezse hem Ülkücüler kaybedecek hem de Türkiye…
** Türk Milliyetçileri değişen Türkiye sosyolojisi ve siyaset dinamikleri dikkate alındığında kendisini iktidara taşıyacak siyaset üretmede yetersiz kaldı. Kendi içinde fikri ve siyasi yenilenmeyi gerçekleştiremeyen Ülkücü Hareket bir yandan cazibe merkezi olmaktan uzaklaşırken diğer yandan yaşanan siyasi yenilgiler Ülkücülerin umutsuzluğa düşmesine sebep oldu.
Türk dünyası-Turan gibi Türk Milliyetçiliğinin güçlü kavramlarının Türkiye meseleleri karşısında arka plana itilmesi parti içinde oligarşik bürokratik yapı oluşması beraberinde idealizmin örselenmesi gibi bir sonucu da doğurdu.
Vizyon eksikliği, kadro zayıflığı, kitle iletişim araçlarının doğru kullanılamaması, stratejik yetersizlik, çözüm üretememe gibi dinamikler de ilave edildiğinde bugün yaşadığımız bir tükenmişlik sendromu durumu. Türkiye’nin en köklü siyasi hareketinin yaşadığı bunalımdan çıkış yolu ciddi bir sorgulama, özeleştiri, demokratik olgunluk, birbirine tahammül ve önce Ülkücülere sonra topluma bir gelecek sunabilme gücünü ortaya koyabilmesidir.
Türk Milliyetçiliği-Ülkücü Hareket ne öz ne de içerik açıdan herhangi bir sıkıntı yaşamamaktadır. Sıkıntı, değişen ve gelişen dünya-Türkiye dinamizmine, politik hareketliliğine düşünce-siyaset- eylem üretmekteki yetersizliğidir. Ülkücü Hareket başta kendi sorunları olmak üzere Türkiye'nin sorunlarına cevap verecek biçimde kendini yenileyici adımlar atmak zorunda. Sorun kişisel bir değişim değil. Çok daha ciddi…
Kendisini fikir üzerinden ifade eden bir siyasi hareketin niçin alternatif olamadığını sorgularken bu sorgulamaların kişilere sıkışıp kalması, somut olgular ortaya konulamaması, sadakat ve ihanet kavramları üzerinden tartışılması ve daha çok kişisel kaygılar öne çıkarılarak yapılması sorgulamayı verimsizleştireceği gibi sonuçsuz da bırakacak. Buradan hareketle ihtiyaç olan sadece bir "olağanüstü kurultay" değil Türk Milliyetçiliği fikrinin yenilenmesine ve kitleselleşmesine katkı sağlayacak fikir kurultaylarının da yapılmasıdır. İdeoloji ve söylem arasında çok yakın ilişki vardır. İdeolojilerin şekillenmesi, yenilenmesi ve toplumsal kabul görmesi (kitleselleşmesi) söylem üzerinden gerçekleşmektedir.
Türk Milliyetçiliği-Ülkücü Hareket içinde değişimden söz edenler bir ideoloji-dünya görüşü değişikliğini kast etmekten ziyade söylem, eylem ve zihniyet değişikliği talep etmektedir. Bu söylem-eylem-zihniyet değişikliği günümüzde fikri ve siyasi kan kaybı yaşayan Türk Milliyetçiliğine can suyu değeri taşımaktadır. Statik, siyaset üretmeyen ve sürekli milleti suçlayan anlayışın Türk Milletine katacağı bir şey yoktur. Bakın, Cumhuriyetin kurumları korunamadı. Yargının bağımsızlığı ortada. Rejim değiştirilmeye çalışılıyor.
Güneydoğu’da devlet yok. Musul’da, Kerkük’te, Suriye’de Türkmen sahipsiz. 47 yıllık mazisi ile övünülen Ülkücü Hareket devletten, bürokrasiden, ekonomik hayattan tasfiye edildi. Dün “düzen karşıtı” bir siyasi hareket, “yeni ve milli bir düzen” kurma iddiasındaki bir fikir bugün nasıl düzeni korumaya çalışır hale geldi? **
Düşünmek, sorgulamak zorundayız. Sadece siyasete odaklanmadan çağı kavrayan bir Ülkücülük anlayışı ortaya koymak zorundayız. Tarihi referanslarımızdan güç alarak başta kavramlarımız olmak üzere geleceği yeniden kurgulamalıyız…
Sadece seçim sonuçları üzerinden değil siyasetin çok ötesinde kültürel, sosyal ve ahlaki cephelerde de kendimizi sorgulamaya ve bir muhasebeye ihtiyacımız var. Herkesin seçim sonuçları üzerinden değerlendirme yaptığı ve suçlu arayarak vicdanını rahatlattığı bu kritik süreçte yaşananların tek müsebbibi politik yanlışlıklar değildir. Dünyada yaşanan gelişmeleri doğru anlama ve yorumlamada yanlışlıklar yapılmıştır. ** Bütün dünya da sınırları ortadan kaldıran etnik ayrışmayı körükleyen küreselleşmenin Türkiye’de başlattığı değişim ve dönüşüm anaforuna karşı sadece siyaset üzerinden karşı koymak gibi bir yanlışın içine sürüklenen Türk Milliyetçiliği düşüncelerini kitlelere çok daha kolay ve etkili aktarabilecek sinema, tiyatro, edebiyat gibi alanları rakiplerine terk etmiştir. Özellikle toplumun büyük kesimini yönlendirmede etkili televizyon ve gazeteler konusunda ortaya konan yetersiz çalışmalar propaganda üstünlüğünün kaybedilmesine ve Türk Milliyetçiliğine yönelik saldırılarda propaganda zaafına yol açmıştır. Türk Milliyetçiliği gibi Cumhuriyetin kurucu felsefesini temsil iddiasındaki bir siyasal hareketin görüşlerini ifade edebileceği yüksek tirajlı bir gazetesi, çok reytingli bir televizyonu, sineması, tiyatrosu, romanı, okunacak gazetecisi, seyredilecek televizyoncusu yoksa küresel destekli bir kuşatma karşısında nasıl netice alması beklenmektedir. Yaşadığımız yüzyıl kendisini okuyamayan siyasal hareketlere yaşam hakkı tanımamaktadır.
** Türk Milliyetçiliği merkez medyada yazacak çapta bir gazeteci, büyük televizyonlarda program yapabilecek bir televizyoncu niçin yetiştirememiştir? Niçin hala kitapları çok satan bir romancıdan, edebiyatçıdan, ismi çok bilinen bir şairden mahrumuz. Niçin Orhan Türkdoğan, Nevzat Köseoğlu, Sevinç Çokum, Emine Işınsu aşılamamıştır? Sürekli günah keçisi aramak yerine bu soruların peşine düşmek zorundayız. ** Şimdi esas ne yapılmalı sorusu önümüzde duruyor. Geçmişte geleceği en iyi okumak ve haklı çıkmak gibi tarihsel bir gerçeğe sahip Türk Milliyetçileri bugün hiç vakit kaybetmeden önce olağanüstü kurultayı toplamalı daha sonra bu sorgulamaları genişleterek kaybettiği zamanı telafiye çalışmalıdır. Türk Milliyetçileri küresel gelişmeleri, Türk dünyasının ve Türkiye Türklüğünün sorunlarını bilimsel ve sistematik bir şekilde tartışmalı ve sorunlara gerçekçi çözümler üretmelidir. Türk Milliyetçileri, Türkiye’nin milli çıkarlarını küreselleştirilen dünyada yeniden tanımlamalı ve yol haritasını bu küresel gerçekleri dikkate alarak belirlemelidir. Türk Milliyetçileri, Türkiye’de yaşanan toplumsal değişimi ve sosyolojik kaymayı doğru tahlil etmeli ve Türk Milliyetçiliğini iktidara taşıyacak analizler yapmalıdır. Bu soruların cevabı bulunmazsa değişen pek fazla bir şey olmayacaktır. Evet, MHP’yi korumak zorundayız. Ama Türkiye Cumhuriyetini koruyamazsak MHP’nin korunması anlamsızdır.
Kaynak //http://www.gazete2023.com/mhp-de-degisimin-felsefesi-makale,591.html
