1990 yılından itibaren hız kazanan dünyadaki küreselleşme faaliyetleri özellikle az gelişmiş ve bizim gibi gelişmekte olan ülkelerin ekonomisi ve kültürleri üzerinde ağır tahribatlar yaratmaktadır.
Tahribatların derinliği; ülkelerin üretim gücü, sosyo ekonomik yapısı, kültürel yapısı ve o ülkelerin yönetim şekillerine göre değişiklik göstermektedir.
Küreselleşme olgusu, gelişmekte olan ülkeler arasında en ağır tahribatı hiç şüphesiz ki; ülkemiz üzerinde göstermiştir.
Bunun nedeni; 17 yıldır iktidarda bulunan AKP iktidarının dünyadaki gelişmeleri iyi algılayamaması, bütün enerjisini iktidarını korumaya harcaması, bunun yanısıra geçtiğimiz sözde başkanlık rejimi ile birlikte demokrasiden hızla uzaklaşarak totaliter diktatörlük rejimine doğru evrilmesi sebep olarak gösterilebilir.
Tek adam yönetiminin iktidarını koruma adına, insanlar arasında kutuplaşmayı derinleştirmesi, anti demokratik uygulamaları maalesef ülkemizi güvensiz bir hale getirmiş, uluslararası kredi derecelendirme kuruluşları bir kısmı spekülatif de olsa ülkemizin kredi notunu düşürerek yatırım yapılması oldukça riskli ülkeler arasında göstermiştir.
Buna paralel olarak, ülkemize dışarıdan yabancı yatırımcı gelmediği gibi, ülkemizde bulunan pek çok yerli ve yabancı şirket faaliyetlerini durdurarak, ülkeyi terk etmiştir. Son yıllarda ülkemizden yurt dışına doğru yaşanan hızlı para çıkışı; ekonomide daralmalara sebep olmuş, faizler yükselmiş, dövize olan talep artması nedeniyle döviz adeta uçmuş, enflasyon yükselmiş, işsizlik artmış, istihdam azalmış, ödemeler dengesi bozulmuş, dolayısıyla büyük bir ekonomik krizin eşiğine gelinmiştir.
AKP hükümetinin 31 Mart Pazar günü yapılacak seçimler dolayısıyla, ekonomiyi uzun süredir baskı altında tutması nedeniyle, seçimin ertesi günü ekonomik göstergelerin daha da bozulması kaçınılmaz görülüyor. Seçimler nasıl sonuçlanırsa sonuçlansın; gönlüm # Mart'ın sonu bahar # dese de; ülkemiz açısından bu kış uzun süre devam edeceğe benziyor.
Nail Sarmusak
