Sosyal medya

Sosyal medya

SOSYAL MEDYADAN
sicakyuva@gmail.com

Doğu Karadeniz Rum Ortodokslarla Müslümanlar arasında

07 Kasım 2022 - 19:50

Tarihe Not Düşme Adına
1. Birinci Dünya Savaşı’na kadar Doğu Karadeniz bölgesinde Rum Ortodokslarla Müslümanlar arasında kitlesel bir huzursuzluk olmamıştı. Aynı şekilde Rumlar’ın devlet otoritesine kasteden topyekün bir hareket içinde olduklarına da rastlayamazsınız.

2. Rusların Doğu Karadeniz şehirlerini işgali özellikle Rumlar ve Ermeniler arasında büyük heyecan uyandırmıştı. Kentlere giren Rus askerlerini karşılayanların en önünde yer alan Rum ve Ermeni din adamları dikkat çekmekteydi.


3. Orta Karadeniz Rumları Balkan harbinden itibaren silahlanmaya ve çevrelerindeki Türklere saldırmaya başlamışlardı. Eli silah tutanları cephede olan Türkler, Rum çetecilerle mücadele edemeyecek durumdaydı. Osman Ağa müfrezesi gelip Rum eşkiyasının önde gelenlerini cezalandırana kadar korunmasız bir şekilde çaresizce akıbetlerini bekliyorlardı.

4. İzmir’in Yunanlılar tarafından işgali Orta Karadeniz bölgesindeki Rumlar’da büyük sevince sebep oldu. Balkan Harbinden beri yaptıkları taşkınlıklar ayyuka çıktı. Amasya metropoliti Germanos silahlı faaliyetlerin organize edilmesinde en önde gelen kişi olarak dikkat çekmekteydi. Mustafa Kemal Paşa Samsun’a çıktığında ahali ile görüştüğünde bu vaziyeti açıkça anlamıştı. Yunan ordusunun Batı Anadolu’daki ilerlemesi ile eş zamanlı olarak Orta Karadeniz’deki Rum ayrılıkçılığı daha da şiddetlendi.

5. Rus ordusu geri çekilirken onlarla birlikte hareket eden Rumlar da bölgeden çekildi. Ancak geride kalanların da artık Türklerle bir arada yaşaması çok zordu. Çünkü Türkler muhacirlik zamanlarında yaşadıklarının acısını hala derinden hissederken ayrılıkçı Rumların yaptıkları unutulamıyordu. 

6. Merkez ordusunun kurulmasının ardından 26 Aralık 1920’den itibaren Rumlar’ın çıkardığı isyanı bastırmak üzere resmen harekete geçilmiştir. 1921 baharı çetecileri kontrol altına almakla geçmiştir. Aynı senenin sonlarında eli silah tutan Rumlar çatışma bölgesinden iç bölgelere nakledilmiştir.

7. Venizelos artık Türklerle Rumlar’ın bir arada yaşayamayacağından hareketle Lozan Barış Konferansında mübadeleyi gündeme getirdi. 1 Mayıs 1923’ten itibaren İstanbul dışındaki Rumlar Yunanistan’a gönderildi.

8. Pontus isyanı devam ederken hem Yunanlılar hem de Fener Rum Patrikhanesinin öncülüğünü yaptığı Anadolu’daki ayrılıkçılar Rumlar’ın Türkler tarafından sistemli bir şekilde yok edildiği propogandasını yapıyorlardı. İddialarını bir araya getirmek için hazırladıkları kitapları çeşitli dillere çevirerek uluslararası camiayı taraflarına çekmeye çalıştılar. Ancak başarılı olamadılar. Çünkü bölgeyi yakından gözlemleyen uluslararası kaynaklar gerçeklerin farklı olduğunu tespit etmişlerdi. Bu propoganda kitaplarının tamamında TBMM tarafından hazırlanan Pontus Meselesi eserindeki kadar somut, olayları sebep-sonuçları ve tarihi gelişimi içinde ele alan bir eser yoktu.

9. Bugün çeşitli çevrelerde zalimden masum, saldırgandan mazlum çıkarma hevesinde olan gruplar mevcuttur. Propoganda dün olduğu gibi bugün de devam etmektedir. 20. yüzyılın başlarında bu iddialara itibar etmeyen çeşitli ülkeler bugün Türkiye ve Türk karşıtlığı dayanışması altında Yunanistan’ın iddialarına destek verme eğilimindedir. Ancak gerçekler ortadadır. Türk tarihçileri bu konuda her türlü platformda ilmi tartışma yapabilecek bilgi, belge ve donanıma sahiptir.

YORUMLAR

  • 1 Yorum
  • Mehmet Akif Korkmaz
    3 yıl önce
    Bu kitlesel örgütlü isyanda din adamlarının rolü ve sebepleri üzerine çalışmalar var mı Kıymetli hocam? Bu adamlar nerelerde eğitim görmüşler özellikle Avrupa'ya gidip okumuşlar mı? Biz sıbyen mektebi ile "yüksek" eğitim verirken onlar da düzenli liseler bizim liselerden neredeyse bir asır önce açılmış mıdır? Yoksa durup dururken din adamları neden harekete geçmişler? Hristiyanlığın yayılmacı politikasında misyonerlik yapmışlar mı? Bunları şunun için düşündüm değerli hocam Almanya'da yaşayan Türk toplumu üzerine doktora çalışması yaparken çeşitli dini örgütleri sivil olsun resmi olsun inceledim. Bu örgütler hem kendi içinde hem de diğerleri ile kanlı bıçaklı olmasa da sürekli sorunlar üretmeye yakın durmuşlar Alman makamlarına gösterdikleri hoşgörüyü kendi örgütlerine göstermemişlerdi. Çalışmam yayınlandı Almanya Türkleri ismiyle ve burada diyanet işleri başkanlığına büyük görevler düştüğünü vurguladım yıllardır herhangi bir gelişme olmadı bir çalışma yapılmadı hizmete özel eğitimsiz görevlileri harçlık biriktirmek için yine yurt dışına gönderilmeye devam ediyor