Tahir Bulut

Tahir Bulut

Gönül Defterimden
tahirbulut@hotmail.com

Trabzon yaylalarında yolunu kaybedersen

27 Temmuz 2021 - 22:29

Yüce Mevla'nın verdiği görevi bihakkın ifa ettim...
Dün, "dağlara gitmek" düşüncesi aklımın ucundan geçmiyordu.
Oğlum Mehmet ile amcaoğlunun oğlu Mükremin(ikisi de İstanbul'da kendi çapında iş adamı, bayram tatiline geldiler.) Kendilerini Bayburt'a götürmemi, orada balık tutmak istediklerini söylediler. Zaten onların tutabileceği en avanak balık olan sazan balığı sadece Bayburt'tan geçen Çoruh nehrinde bolca vardır. "Olur" dedim; yola çıktık.

Görnek, Parma, Sultanmurat, Limonsuyu, Kemer Dağı güzergahından Aydıntepe' ye vardık. Orada her gittiğimde uğradığım mandıraya yine uğradım bir miktar kaymakla biraz çeçil peyniri aldıktan sonra balık tutmak için bir top tarihi geçmiş taze kaşar alıp her zamanki mevkimiz Adabaşı köyüne yollandık.

Köye vardık, köprünün üzerine çıktık ki, ne o; şiddetli rüzgar yüzünden oltaları nehre salmak mümkün değil.! Zar-zor birkaç olta bıraktım nehre lakin rüzgar bizi rahatsız ediyor.
"Böyle olmaz" dedim çocuklara, "kısmet değilmiş". Zaten yatsı ezanı da okundu...
Değişik yoldan dönelim ve farklı yolları öğrensinler istedim. Bu sefer Çençül(Kılıçkaya) yolundan dönüşü tercih ettim. (Orada manyetik alan var; arabayı boşa alıyorsun, araba aşağıya gidecek yerde yukarıya tırmanıyor.) Çocuklara orayı uygulamalı olarak gösterdikten sonra Soğanlı Dağının zirvesine tırmandık.

Buraya kadar yol asfalt, hiç bir sorun yok. Sadece biraz sis var o kadar.
Zirve 2300 küsür metre; bir sis, bir duman ki, hak getire.! Bir tercih yapmam gerek; soldan gidersem(Sol her zaman tehlike ????????) Dünyanın en tehlikeli yolu olan Derabaşı virajlarından gitmem lazım. Daha önce belki yüz kereden fazla gitmeme rağmen çocukları korkutmamak adına sağ yolu tercih ettim.

Sağdan gidersem yaklaşık 30km sonra Uzungöl'e ulaşacaktım.
O yolda da geçen aralık ayında bir sıkıntı yaşamıştım; Şair Mikdat Bal ve şair Osman Şahin'i Bayburt'a götürdüm O tehlikeli yoldan, dönüşte Soğanlı zirvesine varınca sağdan, Uzungöl yolu üzerinden inmek istedim.

Tam zirvenin 1km sağında dev rüzgar gülü direkleri dikmişler. Orada yolu karıştırıyor insan.(Direkleri yapabilmek için tır yolu dizayn etmişler, yollar karla kaplı olduğundan esas yolu bulamıyor insan, dönüp dönüp o direklerin dibindeki meydana geliyorsun.)
Biz yine o zaman tehlikeli yoldan gitmek zorunda kalmıştık...

Bu sefer "ne olursa olsun yolu bulacağım" düşüncesiyle direksiyonu sağa kırdım. Yol, beni yine direklerin dibine götürdü.

Sis bir yandan, rüzgar bir yandan meydana varınca ne göreyim; dörtlüleri yakmış bir araç, aracın yanında genç bir adam, elinde telefon, kolluk kuvvetlerine 'kaybolduğunu' söylüyor.
Hani derler ya; korku, insanın gözlerinden okunur" bu delikanlının bedeninin her zerresinden korku akıyor. Araba Gaziantep plakalı.
Arabayla yanına yaklaşıp, "ne olduğunu, kim olduğunu" sordum.

"Abi, biz yeni evlendik, Mersin'de polis memuruyum, Adıyaman, Kahta'lıyım, balayı için Uzungöl İnci Abart otelde yer ayırtmıştım lakin bu dağda sis yüzünden kayboldum. Navigasyon da beni döndürüp döndürüp aynı yere getiriyor. Abi kurbanın olayım, eşim fenalaştı, çok korkuyor, bize bir şey yapmayın.!!!"

--Oğlum, bak yüzüme bakayım, yamyama benziyor muyum?
+Ne bileyim abim, bilmediğimiz dağlar.!
--Tamam, ver bakayım telefonda konuştuğun adamla görüşeyim.
Telefonu verdi.
--Aloo, kimsiniz?
+Ben Aydıntepe Karakolu'ndan falanca başçavuş, siz kimsiniz?
Ben de kendimi tanıttım. "Artık görev bende, siz müsterih olabilirsiniz" deyip telefonu sahibine iade ettim.

Delikanlıya ikna edici sözler söyleyip, "Artık içiniz rahat etsin, çünkü; bu dağları iyi bilen benim gibi güçlü mihmandarınız var.!
--Tamam abi, sen öne geç, biz seni takip edelim, lakin biraz yavaş git, aracımın altı alçak, takipte zorlanmayalım."

Bismillah yola koyulduk, lakin rehber de çıkış yolunu bulamıyor.!
Tam bir saat 1km içinde dönüp dönüp aynı yere geliyoruz.!!
Bizim gençler Navigasyonlarını açıyor; "sağa dön, sola dön" yine aynı Arasat meydanındayız.!

Bu sırada bir araba daha eklendi bize; O da Gaziantep plakalı ve yeni evlenmiş çift.
Onlar da Uzungöl'e bir otele balayına gidiyor. Aynı günde evlenmişler.
Nihayet bir saatin sonunda çıkış yolunu bulduk.!

Artık bu yolu gözüm kapalı dahi giderim; sis-duman farketmez. Ben önde yavaş yavaş, onlar arkamda 30km. yolu gitmeye başladık. Nihayet Haroz(Yaylaönü) Mahallesini geçtikten sonra Uzungöl'ün ışık hüzmeleri görünmeye başladı.
Uzungöl'ün muhteşem görselliğini olanca haşmetiyle gösteren seyir tepesine vardık. Orada arabayı durdurup aşağıya indim.
"Siz de inin, bu muhteşem güzelliği görün ki, çektiğiniz korkunun etkisi üzerinizden kalksın."
İndıler.

"Burası kesin ki, seni bize Allah gönderdi" dediler.
(Gerçekten de öyle olmuştu, buna inandım.)
"Gelin şimdi bu seyir tepesinde zaferimizi kutlayalım, çıkarın silahlarınızı buradan Uzungöl'ü selamlayalım" dedim.

Asker olan çıkradı, bana eşlik etti.
Polis olan hâlâ korkuyu üzerinden atamamıştı sanırım, o eşlik etmedi.
Herbirini tek tek otellerine bıraktıktan sonra eve doğru yola koyulmuştum ki, bir araç yolumu kesti.
--Hayırdır.?
+Ben korucubaşıyım, kamerada görüntünüz var, seyir tepesinde mermi atmışsınız, bizimle jandarma karakoluna kadar geleceksiniz.!
--Bana bak korucu başı; ruhsatlı silahımla meskün mahalde mı mermi atmışım? Seyir tepesinde atmayacaksam ya neyimin tepesinde atacağım, falanca kişiyim, gelirim seninle karakola lakin mahcup olursun.!

+Tamam abi özür dilerim, Allah yolunuzu açık eylesin...
Kim bilir ne olaylar yaşandı bu dağlarda
Ben sadece birini naklettim bu arada.
Allah hiç bir kulunu bilmediği, tanımadığı yerlerde böyle umarsız bırakmasın.
bırakırsa da iyi insanlarla karşılaştırsın.
27Temmuz2021

Bu yazı 207 defa okunmuştur.

YORUMLAR

  • 0 Yorum