Tahir Bulut

Tahir Bulut

Gönül Defterimden
tahirbulut@hotmail.com

KARA AĞAÇ DESTANI

30 Mart 2024 - 19:25

TRT 1'de yeni bir dizi başladı "Kara Ağaç Destanı" diye. Dizi, hem 20. Yüzyılın son yıllarına kadar etkin olan(yer yer Anadolunun bazı yörelerinde hâla etkin) ülkemizdeki feodal yapıyı, yarım kalan sevdaları, başkalarının hükmü, iradesiyle bazı hesaplar uğruna hamken dalından koparılmış meyvelerin içsel dünyasını destansı dille anlatan dizi.
Hikaye güzel, oyuncular rolünün hakkını veriyor, mekan hikaye ile birebir örtüşüyor.! Bize de bazen kızarak, bazen gözümüzden düşen inci tanelerini şakağımızdan süzülürken yakalayıp elimizin tersiyle silerek izlemek düşüyor.
Senaryo, Realist yazılmış; Olanca çıplaklığı ile çekinilmeden ülkemiz yaşanmışlıklarını destansı bir dille anlatıyor.
Tam da bizim gerçeğimiz, 5000 yıllık geçmişi olan tarihimizin yaşanmışlıklarından kesitler sunuyor.
Diğer bütün dizilerdeki; beynimizde afyon etkisi yaratan, ahlaki yapımızın DNA'sını bozen hikayelere hiç benzemiyor.
Tamamen bizim olan, bizim gerçeğimizi anlatan bir dizi.
Şimdi diğer dizilere göz atalım:
Tarihi Diziler diye sunulan dizilerin hiç birisi gerçeği anlatmıyor. Sanki ülkemizde figüran eksikliği varmış gibi 10-15 kişinin orman içlerinde 'savaş' adı altında bağrışmalarını dinleterek kafamızı şişiren diziler. Ara sıra başrol oyuncularının emrindekilere "Hayden yiğitlerim; gün, gaza günüdür." Nidalarından başka anlamlı söz bulamadığımız saçma senaryolar.
Oysa bu tip tarihi filmlerin senaryolarını yazanlar daha donanımlı, araştıran, tarih bilgisi olan, saray entrikalarından haberdar, psikanalist senaristler olmalı.
Bu güne kadar bize sunulan dizilere, popüler müziklere bir bakın Allah aşkına.!
Müzikler, ritmiyle insanları havaya zıplatan, içinde hiç bir anlamlı söz olmayan, beyinleri uyuşturmaktan başka işe yaramayan saçmalıklar.!
"Ortada kuyu var, yandan geç/Fazla takılma meydanda" bu size hangi duyguyu veya çoşkuyu veriyor Allah aşkına? Böyle saçma sözleri ancak eskiden gazetelerin "amatör şairler" köşesindeki şairliğe heves eden lakin hiç bir zaman hevesini gerçekleştiremeyecek olan kişiler yazardı.
Gelelim "aşk-meşk" dizilerine.
Aşk elbet vardır; taaa Adem ile Havva'dan günümüze kadar karşı cinsler birbirine ilgi duyar ve sever. Bazen bu çekim bedensel, bazen de duygusal olur. Karşı cinsler birbirinin göz rengini, sesini, varlığını, görsel ve duygusal her hareketini beğenir, özler, hoşnut olursa işte bunun adına "sevgi" denir. Yok Eğer sadece mahrem yerlerine ilgi duyarsa buna da "aşk" denir bizdeki dizilerde.
Aslında aşkın öyle derin anlamı var ki; anlatmaya dünyevi hiç bir kalemin gücü yetmez.! Aşk, ucu Allah'a kadar giden uhrevi, dolayısı ile sonsuz bir duygudur çünkü.!
Şimdi, seyretmek için birçoğunun akşamı iple çektiği dizilere yüzeysel göz gezdirelim.
Kadın veya erkek; Aslında başkasını seviyor, ruhu başkasına ait lakin parası yüzünden başkasıyla evlenmiş, o başkası da evli olduğu kişiden başkasıyla gönül ilişkisi yaşayan çapraşık ve karmaşık hikayeler. Namus bakımından kimin eli kimin cebinde belli değil. Ve kendisini "muhafazakar" olarak meydanlara siren hükümet bütün bunlara göz yumduğu gibi teşvik ediyor belki de.
Soruyorum Allah aşkına; Ülkemiz aile yapısında ister Türk sun, ister Kürt Olsun, ister Çerkez vs. Bu dizilerdeki örneklemelerin hangisinin karşılığı var?
Bir de gündüz programları ver ki, evlere şenlik.! Adamın karısı kaçmış,kadının kocası kaçmış; çıkıyor program aracılığı ile arıyor.
Bir de şöyle sesleniyor kayıp eşine; "85 milyonun huzurunda söz veriyorum.! Gel, evine dön.! Ne yapmış olursan ol seni affedeceğim.!"
(Sanki 85 milyon insan sözleşmiş, işi gücü bırakıp aynı kanalı izliyor. Oysa yarısından fazlası uykudadır belki)
Ulan namus davası bu, sanki arsa uyuşmazlığıdır da barış ilan ediyorsun.!
Karın veya kocan kaçmış, bir müddet başkasıyla her türlü birliktelik yaşamış, sen affediyorsun hemi? Ulan, boynuzların öyle uzar ki, kapılardan sığmazsın.!
Böyle durumlarda hemen boşanıp "sepeti koluna, herkes kendi yoluna" demek, yapılması gereken en sağlıklı iştir. "Çocuklar" gibi bazı bağlayıcı sebepleri düşünüyorsanız, onu nefsinizin esiri olmadan düşünecektiniz.!
Bizim bir örfümüz, adetimiz, geleneklerimiz vardı.Namus, en kalın kırmızı çizgimiz idi.! Bu tür ahlak dışı işleri değil yapmak, akıldan geçirmek bile insanı ürpertirdi.
Televizyonlardaki bu diziler ve programlar sayesinde ne oldu? İnsanların aklında bu tür ahlaksızlıklar geçince, "amaaaann, sanki ilk yapan ben olacağım, baksana; yapacağım eylemin ülkemizde binlerce örneği var.! Kimsenin canını almıyorlar ya.!" Düşüncesiyle hareket ediyorlar.
Hülasa; bence yetkililer bu duruma bile-isteye müsaade ediyor. Hatta teşvik ediyor zannımca.
İsteseler bu tür yayınları anında kaldıramazlar mı?
"İnsanlar geleneklerinden, ahlaki yapısından uzaklaşsın ki bizim icraatlarımızı fazla irdelemeyip gerçek gündemi takip etmeye, anlamaya çalışmasın.
Uyusuuun, uyusun.!
Sonra uyanınca karınları açıkacak, tencerede hiç bir yemek yok. En kolay yapılan yemek ne; makarna.
Biz de seçim zamanı 4-5 paket makarna verip alırız oylarını nasılsa bunca Afyon yutmuş seçmenin...
Mahallelisinin muhtarlığı dahi reva görmediği vasıfsız biri...
Ahmet Temel (Tahir) Bulut

YORUMLAR

  • 0 Yorum