Behlül Dane

Behlül Dane

Bu Hayatı Neyleyim, Bana Seni Gerek Seni...
balatfener@gmail.com

Eski-Yeni komşuluklar...

26 Ağustos 2017 - 21:58

1958 yılına kadar Of'ta, 1963 Yılına Kadar Küçükpazar'da, 1996 Yılına kadar Fener'de, 2017 yılına kadar (Halen) Kocamustafapaşada yaşıyorum.

Sırasıyla her yeni muhit eskisini aratmıştı, 20 yıldır ikamet ettiğim Kocamustafapaşadaki binada 9 daire var, Ne kadar özverili davransam bile hiçbirzaman komşuluk samimiyeti görmedim.

Elimden geldiği için birçok tamir işini ücretsiz hallederdim, Birgün teşekkür edene rastlamadım. Sonunda birgün sabır taşı kırıldı ve bende onlara benzedim...

Elbetteki yaptığım doğru değil fakat açık seçik enayi yerine konmayıda hazmedemiyorum ne yapayım..



Komşuluk konusunda bazı görüşler...

Komşuluk kavramının giderek yok olduğu toplumumuzda insanlar aynı mahallede bırakın mahalleyi aynı apartmanda yabancı gibi yaşamaktadır. Eski insanların komşuya ve komşuluğa verdiği değeri şu sözlerle daha da iyi anlıyoruz:” Ev alma komşu al, komşu komşunun külüne muhtaçtır, komşuda pişer bize de düşer, hayır söyle komşuna hayır çıksın karşına, komşu hakkı tanrı hakkıdır ”gibi  bu sözler daha da uzayıp gider.

          Sıcacık insan ilişkilerinin yaşandığı komşuluk ilişkileri ne yazık ki çağımızın modern yaşam koşullarına ve hızlı kentleşmeye yenik düşmüş durumda. Eskiden mahallelerde birlik ve beraberlik içinde yaşanırdı. Mahallede herkes birbirini tanır kimin derdi sıkıntısı var bilinirdi. Evler yan yana ve can canaydı. Bu durumu bize eski komşuluk ilişkilerini bilenler şöyle anlatıyor: “Eskiden bir evde yaşayan nüfus ne kadar olursa olsun yalnız evin reisi çalışır herkes onun getirdiği kazançla geçinirdi. Evlerimiz mütevazi taştan yapılmış evlerdi. Bugünkü lüks avizelerin yerinde gaz ocakları oturma gruplarının yerinde ise minderlerimiz vardı. O dönemlerde teknoloji aletleri yok denecek kadar azdı. Yiyecek, giyecek ve eşya azdı. Misafire çok önem verilirdi. “Misafir on rızıkla gelir birini yer dokuzunu bırakır” misafirin geldiği eve bereket gelir kavramı vardı insanlarda. Bütün bu zor şartlara rağmen eskiden insan ilişkileri daha sıcaktı”



Ahh eskiler!

Son dönemlerde genci yaşlısı “ahhh eksiler” demeye başladı.

Evet eskiler hep özlemle anılan eskiler

Yokluğun olduğu, elektriğin, suyun olmadığı zamanlar…

Komşuluk ilişkilerinin sağlam olduğu, kapılarda anahtarların bırakıldığı eskiler…

Komşu çocuklarına parayla değil komşuluk samimiyetine bırakıldığı zamanlar…

Komşunun hanımına değil yan gözle bakmak komşunun bekar kızına yan bakan olsa dayak atan mahalle gençlerinin olduğu zaman dilimlerinden geçtik…

Evler eskiydi

Elbiseler yamalıklıydı

Muhabbet sıkıydı, samimiydi…



Pencereler demirsiz

Kapılar kilitsizdi…

Hırsız bile edepliydi

En azında eve girip alacağını alır ev sahibinin canını almazdı…

Evler sobalı kömürler kırılmalıktı.

Okul ıraktı amma öğretmen güvenilirdi. Etimiz kemiğimiz onlara emanetti. Sıra dayağında cetvel yemelikti.

Sular kesikti, yürekler saf ve tertemizdi.

Çok şey bilinmiyordu belki lakin bilinmesi gerekenlerde uluorta yerde paylaşılmıyordu.

Neden eskilere özlem duyarız ki!

Elimizin altında teknolojik aletler, çamaşır, bulaşık makineleri, tvler, telefonlar, tabletler, laptoplar…

Hayatımıza giren en güzel icatlar varken…

Oysa eskiden çamaşır elde yıkanır hatta öyle çitilenir ki komşular sorar “aman filanca hanım çamaşırlar yine bembeyaz olmuş” derlerdi. Hafif komşu çatlatması gibi gözükse de bu muhabbetin açılmasına sebep olurdu. “Aman komşu kollarım koptu çitilemekten” ile başlayan koyu muhabbetler

Tabi o zamanlar kimse strese girmiyordu

Çünkü yatana kadar işleri beden gücüyle yapıldığı için strese girecek vakti bile olmuyordu.

Şimdi sabah açılan TV yeri geliyor çocuğun eline kumanda veriliyor “otur çizgi film izle” deniyor. Öğlen kadın programları, akşam lüks şatafat içerisinde villalarda ki yaşamların izleme saatleri ile beyinler hipnoz edilerek stres denilen illete bulaştırılıyor…

Eskide psikologlarda yaygın değildi.

Çünkü komşumuz vardı. Bir fincan kahveye bir bardak çaya paylaşılan kimseye anlatmayacağından emin olduğu komşuya dert yanılırdı.

Eskiden pedagogda yoktu çocukları nasıl yetiştirildiğine dair bilgiler veren. Çünkü çocukların elinde teknolojik aletlerin olmadığı kendi oyuncağını kendisi yapan bir potansiyeli vardı. Kendi oyunlarını icat eden çocuklardı.

Şimdi sorun bakalım çocuklara “kutu kutu penseyi” kaç çocuk biliyor. Ya da aç kapıyı bezirgan başını” vb oyunları öğreten oldu mu?

Evet eskilere geri dönemeyiz hatta giderek evlerimizle aramızda uçurumlar oluşuyor.

Büyükler ziyaretten mahrum, bayramlar tatil oldu, diziler hayatımıza yerleşti.

Artık evlerin egemenliği kayıtsız şartsız teknolojiye teslim ettik…

Oysa bizler tandır ekmeğinin kokusunu

Katmerin tadını

Sobanın dumanını

Çayın demini

Kapısı çalınan damları

Muhabbetin hasını özledik…

Eski muhabbetleri yapmamak lazım özlüyor insan

Eklenecek o kadar çok şey var ki lakin uzatmamak lazım vesselam…

Bu yazı 2728 defa okunmuştur.