Sosyal medya

Sosyal medya

SOSYAL MEDYADAN
sicakyuva@gmail.com

Akide şekeri hakkında bilmediklerimiz

22 Ağustos 2021 - 15:41

 Kimler eskiden bayramlarda. Seyranlarda akide şekerini doya doya yerdi, kimlerin anısı var Akide şekeri ile Balatta, bence fakir insanların evlere aldığı en güzel hediyelikti, 

Akide şekerinin hikayesi 16. yüzyıla kadar uzanır. Akide kelimesinin kökeni "akit" yani "bağlılık" demek. Bu bağlılık da Osmanlı'da devlete olan bağlılığın sunulması olarak ortaya çıkıyor ilk olarak. Eskiden "kelle şekeri" olarak da bilinen akide şekeri, her ne kadar son yüzyılda halktan büyük rağbet görse de ilk olarak yeniçerilerle meşhur oluyor.

Peki nasıl mı?
Osmanlı'da yeniçeriler ulufelerini almak üzere Topkapı Sarayı'na gelir. Her geldiklerinde de ikram edilen çorba, yemek ve zerdeyi ulufelerini aldıktan sonra yerler. Ulufelerini alan ve aldıkları tutardan memnun kalan yeniçeriler de padişaha olan bağlılıklarının (akitlerinin) devam ettiğini ifade etmek için akide şekeri ikram eder. 

Her ne kadar Yeniçeri Ocağı II. Mahmut tarafından 1826 yılında kapatılsa da Yeniçeriler tarihe akide şekerinin ününü artırmak gibi bir detayla da yazılıyorlar.

Ayrıca şuraya da küçük bir detay düşelim: 19. yüzyıla kadar top şeklinde yuvarlak olsa da 19. yüzyılla birlikte kesilip şekil verilerek bugünkü halini almış.

Çocukluğunu özleyenlerin geriye dönüp baktığında ilk hatırladıkları arasında mendil içinde akide şekerleri mutlaka vardır. Anneannelerin, babaannelerin ve dedelerin torunlarını mutlu etmek için evdeki camlı büfede kapaklı zarif bir kase içerisinde sakladığı şekerlerdir onlar. Rengarenk, her daim lezzetli, torunlarının pek bir sevdiği.

Hele bayram geldi mi güzelce giyinip süslenip gidilen ziyaretlerde büyüklerin elleri öpülür, mis gibi kokan mendilin içinde verilirdi akide şekerleri. 
Kaç nesil o şekerler için heyecanlanarak büyüdü.
Bugünün çocukları da o tatlı heyecandan uzak kalmasın, çocukluğumuzun ağız tadı akide şekerini tanısın diye, akide şekerinin hikayesini anlattık bugün size.
Hep birlikte, afiyetle

Bu yazı 432 defa okunmuştur.

YORUMLAR

  • 0 Yorum