‘Başka bir şey isteseymişim olacakmış’ diyorum İnanç Hanıma. Az evvel iki güzel kadınla sohbet ediyordum, ‘şimdi ve burada’ üç güzel ve çalışkan kadın var yanı başımda. Lafı hiç dolandırmadan etrafımdaki her şeyin birdenbire anlamsız gelmeye başladığını söylüyorum, şaşırıyorlar. Genç bayan vekâletname hazırlamak için yan odaya geçiyor, bir hayli kültürlü olduğu her halinden belli olan bayanın katılımıyla hayattan şikâyetçi olmaya başlıyoruz.
Bana göre mutluluk, ‘fakir semtin genci’ olarak yaşadığımız yıllarda, beyhude bir çaba içinde olmadığımız yıllarda kaldı…
‘Nohut oda bakla sofa’ evlerde büyüyüp, çıtayı bir ‘tık’ yükselttiğimizde görece yüksek rakımda Tekfur Sarayını görebilen bir yükseltiye erişiyorsunuz. Yarım Balat sokağının hemen yanından dik bir yokuşla varılan Hacı İbrahim Sokağı burası. Fethiye müzesinin hemen yanında bulunan İmam Hatip Lisesine yakın bir konum. Bu kısımda az soluklanıp -aşağı yukarı 17 yıl- para biriktirmeye başladığımızda tünelin ucunun Bakırköy’e bağlanacağını söyleyenler var. Daha doğrusu Ayan Caddesi üzerindeki Prizrenliler Derneği mensupları bu şekilde davranıp, önce Fatih sonra Bakırköy derken, ufaktan ufaktan...
“En eski ve dayanılmaz yaşamı sürüp geldin acının kanadında.”
BAŞLANGIÇTA SÖZ VARDI
Handiyse çeyrek asır önce bir gece ansızın taşındığımız, taşındığımız gece ‘Afra Tafra’ yapan apartman dairesinin bulunduğu siteye geliyorum, yıllık genel kurul için imza istiyorlar.
Apartman yöneticisi İnanç Hanım vekâlet kâğıdını önüme koyuyor, imza atmak konuşmaktan daha kolay inanın. İşte ne oluyorsa o anda oluyor, ‘mutsuzluğun dibi’ dediğimiz konumda felsefe yapmaya başlıyoruz.
O yıllarda ‘Fakir Mahallesi’ denilen Balat’tan o zamanlar ‘Sosyetik Semt’ sayılan Ataköy’e baktığınızda burada yaşayan insanların her birini mutlu addediyorsunuz.
İnanç Hanım da -Bakırköy sahilden- bankacı eşini ikna edip gelmiş buralara. Deniz manzaralı bir dairede otururken geceleri denizin karanlığı içini ürpertiyormuş. Buradaki ağaç bolluğu, çimenler filan ilk zamanlar ruhuna iyi gelmiş. Neden sonra tıpkı Haliç ve çevresinde olan değişim hareketi benzeri Bakırköy sahilinde yapılıyor, ışıl ışıl sahili gören İnanç Hanım…
O esnada bizi dinlemekte olan apartman sakini Hanım, kendisinin de Balat hayranı olduğunu söylediğinde kafam karışıyor. O zaman şöyle yapalım Serkan Zengin’in çok merak ettiği detayda Balat’tan kaçıp geldiğimiz, kaçmak zorunda kaldığımız günleri anlatayım ben size…
Bir şarkı yetişiyor Tarkan söylüyor;
“Artık çok geç yalvarma dönüş yok o yıllara”…
ERHAN ÇIPA


YORUMLAR