Sosyal medya

Sosyal medya

SOSYAL MEDYADAN
sicakyuva@gmail.com

Silivri Yoğurt Festivali

20 Ağustos 2021 - 11:04 - Güncelleme: 20 Ağustos 2021 - 12:49

SİLİVRİ YOĞURT FESTİVALİ VE AFRİKALILARIN BU TOPRAKLARDAKİ GEÇMİŞİNE DAİR... Hulusi Üstün
Uzun yıllar sonra Silivri'de Yoğurt Festivali kortejine katıldım.
Özlemişim o coşkuyu. 
Aslında Silivri'yi mübadelede terk eden Rumlardan kalma bir hatıradır bu festival.
Rumların yaşadığı her şehirde olduğu gibi Silivri'de de yaz sonunda Azize Panagia adına bir yortu düzenlenir, çevre şehir ve kasabalardan Rumlar bu panayıra katılır, coşar eğlenir, şarkılar söyler, hora teperlerdi. 
Sadece Silivri'nin değil, civarda Rumların yaşadığı her kasabanın bir panayırı olurdu. Gardan'ın (Beylikdüzü) Çekmece'nin, Perintos'un (Marmara Ereğlisi) 
Onlar çekildikten sonra kasaba Müslümanlara has ağırbaşlı bir kasvete teslim oldu uzun yıllar. 
Rumlar bu toprakların şenliğiydi. 
Çok sonra şehrin adıyla özdeşleşmiş yoğurt şenlikleri bu panayır geleneğiyle birleştirildi. 
Oysa Müslümanlar yoğurt günlerini mayıs ayında gerçekleştirirdi. 
Şenlik yine yaz aylarına alındı, ama bu sefer yoğurt şenlikleri olarak düzenlenmeye başladı. 
. . .
Yıllardır küsmüştüm şehre de şenliklerine de...
Bilmem ki bir kaç bin yıllık ömrü boyunca bir başkası benim kadar sevdi mi bu kasabayı...
O bakımdan derim ki 'Küstüren iki cihanda karanlıkta kalsın...' 
. . .
Bu yıl şenlik kortejinde dans eden Afrikalı kızı görünce ne çok hatıra yağdı zihnime...
Bundan yüz yıl öncesine dek bu topraklara her yıl yüzlercesi gelirdi bu yüzü esmer, kaderi kara kızların ve oğlanların. 
Delikanlılar İstanbul başta olmak üzere imparatorluğun büyük şehirlerinde müvezzi olarak kullanılırdı. 
'Al bu postayı Fatih'ten İstinye'ye yetiştir' dendi mi yola çıkarlardı. 
Uzun bacaklarıyla hızlı yol kat ederlerdi. 
Daha talihsiz olanlar İskenderiye'de hadım edilip İstanbul haremlerinde kapı beklerlerdi. 
Onların dramına dair çok şey kayıtlı değil tarihimizde. 
İncecik kemikleri, uzun bacakları, zarif yüz hatları dolayısıyla tercih edilen Somalili, Sudanlı kızlar ise mutfak işleri için satın alınırdı. 
İstanbul konaklarının ergen beylerine oyuncak olurlardı. 
Gebe kalacak olurlarsa bahçedeki su kuyusuna atılıp üstleri toprakla örtülürdü.
Yahut 'Üsküdar'a gidiyorsun bahanesiyle bir akşam kayığa konulup denizin ortasında karanlık sulara atılıverirlerdi. 
Kimse fark etmezdi yokluklarını da varlıklarını da.
Bir şekilde sağ kalanlar ömürlerini bir katip konağında yemek pişirerek geçirir, sigara üstüne sigara içerlerdi. 
konak sahibi tütün masrafına girmemek için kurutulmuş labada yaprağı katardı tütünlerine. '
Masrafsız sadık kölelerdi onlar. 
. . .
Reşat Nuri Miskinler Tekkesi adlı romanında bahseder hani. 
Cumhuriyet kurulup her manada hürriyetlerine kavuştuktan sonra bu insancıkların neler yaşadığını...
İzmir taraflarında bir şenlik düzenleyip memleketlerine dair hatırladıkları tek şey olan davul sesiyle babası gelmişçesine dans ettiklerini. 
'babası gelmek...' O da bir İstanbul deyimiydi artık bilen kalmadı...
Sara tutması demek...
. . .
Ne çok günahımız vardır bizim ne çok...
Tarih bu toprakların putudur... Günahını söylemez bizimkiler. 
oysa tutulup kaldırılsa zamanın örttüğü örtü bu şehrin üzerinden.
Ne çok kara kızın, ne çok kara delikanlının gözyaşı, teri, hayal kırıklığı ve ölüm acısı dökülür üzerimize. 
Şimdi sahilde saat satan zenci çocukları görünce hatırıma geliveriyor,
Yüzlerce yıl bu topraklarda yaşayıp soyunu sürdüremeyen kaderi de yüzü gibi kara adamlar ve kadınlar... 
. . .
Bu kez ağlamadı dans etti kara kız.
kendisinden önce nice kara kız ve delikanlıya mezar olmuş bu şehirde. 
gülüşü bir akşam sefası gibi açıldı kalabalığın içinde.
O güldü, zarif ayaklarıyla babası tutmuşçasına dans etti. 
Ne mutlu dedim, ne mutlu özgürlüğü icat edene. 

Hulusi Üstün

Bu yazı 773 defa okunmuştur.

YORUMLAR

  • 0 Yorum