Misafir Yazar

Misafir Yazar

Alıntı makaleler
fatihten@gmail.com

Bu yıl yeni yıl mesajımı "subliminal" olarak vermeye karar verdim..;

01 Ocak 2018 - 01:47

Elbette iktidarın çıkardığı ve tartışılan son 696 sayılı KHK'ya zemin hazırlayan subliminal mesaj esin kaynağım oldu..;

 

Subliminal mesaj demek bilinçaltı yoluyla verilen mesajmış. Yeni öğrendim sayılır...

 

Konuya hâkim olanlar, 1950'li yıllarda reklam ve pazarlama yöntemi olarak hayatımıza giren bu etkileme yöntemine, halı altı ya da eşik altı mesaj diyorlarmış...

 

Ülkemizde bu yöntem, 1974'lü yıllardan itibaren siyasette ağırlığını hissettirmeye başladı, son yıllarda hız aldı...

 

Elbette konunun uzmanı değilim ama tespitlerimi sizinle paylaşma ihtiyacı hissettim...

 

Konu, 1917'li yıllarda etkisini gösteren, sosyalizm sisteminin ilgi görmesi ve hâkimiyetine dayanıyor...

 

1940'lı yıllarda "kapitalizmin" ABD ve İngiliz'ler eliyle yayılmasıyla başladı...

 

İki arada kalan ülkeler için uydurulan karma ekonomi ya da liberal ekonomi, Truva atıdır...

 

Kapitalizmin tekrar güç kazanması için, talep artışı yaratmak elzem olduğundan...

 

(Burada, talep artışını sadece üretene kar amaçlı, ihtiyaç dışı tüketim teşviki olarak alıyorum. )

 

Bu uğurda, her yol deneniyor hatta terör örgütleri kurulup kullanılmaya başlandı...

 

Ülkemiz için yerel, TDHKP, DKP, HKP, DHKP gibi yerli, Asala gibi dış kökenli ve sonra PKK gibi iç ama dış destekli örgütler bu amaçla kurulmuştur...

 

Taliban, El kaide ve IŞİD'in ortaya çıkışı, Ortadoğu’da silah pazarı açmaya yönelik bir hamledir...

 

Kapitalizm Keynes görüşüyle güçlenmeye; Sermayenin, emperyalist devletlerin en güçlü silahı olarak dünyaya hakim olmalıdır fikri yayıldı...

 

Mark'sın Engels’in devlet erkinin, toplumun refahı için, eşit olanak ve paylaşımı yerine, Keynes'in kapitalizmden yana, devletin sermayeye destek olması fikrinin yarattığı, modayla...

 

Dünya küçülttüler ve globalizmi kimse inkar edemez diyerek milli üretim yerine emperyalizm ürünlerine pazar açma gayretine gidildi......

 

Milli değerler ve ülkesine gerçekten bağlı liderler sistem dışı bırakılmaya başlandı...

 

Türkiye için bu yol dış yardımlar almakla açıldı...

 

Öz kaynaklarımız, başta tarım ve madenlerimiz olmak üzere her ürünümüzü hor görüp...

 

ABD ve Avrupa ürünlerini gözümüzde büyütmekle, küçülüşümüzü kendi elimizle başattık....

 

"İngiliz kumaşını övmekle kalmadık, asılacaksan İngiliz ipiyle asıl" dedik, oysa dünyanın en kaliteli pamuğu bizimdi...

 

Yerli ve sağlıklı tekstilimiz yerine sağlıksız, sentetik Alman naylonundan don sutyen, gömlek giydik...

 

Hatta görevli gittiği Almanya dönüşünde, Alman malı don ve sutyenleri üst üste giyip Türk gümrüğünü nasıl atlattığını övünerek anlatan, bürokratımız, Turgut Özal'ı başbakan yaptık...

 

Aynı başbakanımızı yetmedi, Cumhurbaşkanı yaptık...

 

Rahmetlik Özal, 1950'li yıllarda İngilizce bilen Elektrik mühendisi olarak, görev yaparken...

 

ABD'li yetkilileri memnun etmek için kerhaneye götürdüğünü ve

orada görev yapan Türk kadının...:

 

"Ben Türk orospusuyum, sizin altınıza yatmam" deyip, ABD'lileri reddettiğinde, onu karakola şikâyet eden...

 

Ve yıllar sonra Cumhurbaşkanımız olan Özal'ı her hatırladığımda gözlerim nemlenir, keşkeyi sevmem ama keşke, Cumhurbaşkanında orospu kadar onur olsaydı derim...

 

Neyse çok hatıralara daldık...

 

Almanların mükemmel arabalarına, sanayi ürünlerine övgü dizerken...

 

1930'lu yıllarda uçak yapıp Avrupa ülkelerine sattığımız gerçeğini gizledik..

 

Dünyanın en kaliteli krom madeninin bizde olduğunu görmezden gelip...

 

Bizden aldığı cevheri işleyip yaptığı çelikten yapılan çakı bıçağını cebimizde gururla taşıyıp, İsveç çeliğidir diye kasılarak gösterdik...

 

Dünya'da zeytin ve zeytinyağı üretiminde dünyanın 4. ülkeyiz...

 

Zeytin deyince şimdiki başbakanımız, "Ne yani tesis mi önemli yoksa zeytin ağacı mı .?"

 

Diyerek emperyalizmin zeytin için verdiği subliminal mesajının etkisinde olduğunu üzülerek gördük...

 

Hatta, asırlık zeytinliklerin tabanında "mermer yatakları" olduğu için zeytinleri kesip maden alanı açmak isteyenlere, ruhsat verirken elleri titremeyenlere..:

 

Zeytinyağının tonu, 3 200 dolar. Mermerin tonu 500 dolardır diyen kimsenin olmaması ne acı...

 

Zeytin ağacı kesip açacağınız mermer ocaklarından arda, hiçbir işe yaramayan çukurlar kalacağını da göremiyor musunuz..?

 

Oysa zeytin ağacı asırlar boyu ürün verir, sizi besler...

 

Bu arada dünyada en kaliteli zeytinyağı üreten İtalya bizim yağımızı satın alıp kendi adıyla yüksek karla pazarladığı halde...

 

5. 6. sınıf Tunus zeytin yağını satın almakla Türk zeytin üreticisini usandırıp, ağaçlarını kesmelerine zemin mi hazırlıyorsunuz.? diye soramıyoruz..!

 

Bu manada, Sofralarımızdan zeytinyağını kaldırıp yerine, önce ilkokullarda bedava dağıtılan leş kokulu margarinlere yer verdik...

 

Tüm bunlar ürünlerine pazar açmak için emperyalistler adına verilen subliminal mesajların ülkemizdeki karşılığıdır...

 

Biz ağlanacak halimize güler, yediğimiz kazıkları allayıp pullayarak üstüne oturan bir milletiz manasında..:

 

Hem pamuğumuzun, hem zeytinyağımızın katline...

 

"Zeytinyağı giyemem aman... Basmadan fistan giyemem aman" diye türkü besteleyip üstüne üstlük göbek atarak ihanet ettik...

 

"Onlar ortak, biz pazar..!"

 

Diyerek, tamam size domalıyoruz ama, aptal değiliz durumun farkındayız, dedik delikanlı gibi ama..!!!

 

Önce 68 kuşağı dediğimiz ve emperyalizmin kötü niyetini keşfeden gençlerimizi astık..;

 

ABD'nin istilacı, sömürgeciliğin sembolü, 6. filosunu İstanbul gezisinde, iktidarın kerhaneleri boyamaya kadar yağcılık yapmasını protesto eden o gençlerdi,...

 

ABD'lileri Dolmabahçe'de denize döken vatansever gençlerimizin karşısındaki, ABD yerli işbirlikçilerinin başındaki adam bu gün maalesef TBMM başkanı...

 

Ve 2002 yılından beri Türkiye'yi yönetenler de, onun maiyeti...

 

Ülkemizde asıl sorun, düşünen insanlara duyulan kindir..?

 

Düşünen insanların dini de sorgulayacağı ve yorumlayacağı korkusuyla, ciddi kaydı duyan din tüccarları, ekmek teknelerini korudular...

 

Dini konuları solcu kesimlerle asla tartışmaya açmadılar...

 

Bu yönde, devlet adıyla ve yoğunlukla diyanet şemsiyesi altında toplanıp...

 

Düşünen insanların solcu olduğunu ve asla Müslüman ve milliyetçi olmayacağı yönünde subliminal mesaj verip topluma kabul ettirdiler...

 

Olası 68 kuşağı düşüncesindeki gençlik hareketinin büyümesini önlemek ve karşısına yerli bir güç çıkarmak adına...

 

Milliyetçi ülkücü, ülkesini seven gençleri örgütlendirdiler...

 

Zaman içinde, Ülkücülerle solcuların Milliyetçilik konusundaki ortak yönleri ortaya çıkıp, aralarında hoş görü kapısı aralanınca...

 

Devleti koruma görevi verdikleri, ülkücü gençleri devlet eliyle, asmakta tereddüt etmediler...

 

Dinciler bu gün olduğu gibi fırsatçı korkak menfaatperest ve güce tapanlardı...

 

Gelelim tekrar, siyasetin iktidar ayağına, 1974 Kıbrıs harekâtını yapan Ecevit ve Milliyetçi duruşu, emperyalist güçlerin hedefi oldu...

 

Yıllar süren ekonomik ambargonun arkasından "bizim çocuklar" eliyle yapılan 12 Eylül darbesiyle, ülkemizde ekonomik ambargo gevşetildi...

 

Korkak pısırık her türlü kullanıma elverişle dinci kesimin, bilahare kullanmak üzere "dindarlardan zarar gelmez" diye önü açılıp, yeterli maddi güce kavuşmaları için. 2002 yılına kadar saklandı...

 

Verilen subliminal mesaj ve halâ savunulan görüş, ABD ne isterse yapar ona gücümüz yetmez mesajıdır...

 

Derken, ABD hayranı ANAP iktidarının bitimiyle, kısa bir Tansu Çiller iktidarından sonra...

 

Ecevit'in siyaseten tekrar canlanması, ekonomik krizlerle engellenebilirdi ve öyle yapılarak engellendi...

 

Hatta kapalı kapılar ardında ABD projesi, BOP'u 1990'lı yılların sonunda ülkemizdeki..;

 

Başta Ecevit, Erbakan, Tansu Çiller, Bahçeli ve Baykal olmak üzere tüm siyasi parti başkanlarına anlatıp, bu projeye onay verenlere, destek olup iktidar yolunu açacakları garantisi verdiler...

 

Bu anlamda tüm liderler değişik zamanlarda ABD'de ağırlandı...

 

Bu öneriyi, yine başta Ecevit olmak üzere tüm liderler, BOP'u desteklemenin vatana ihanet ve Ortadoğu’da bu gün yapılan Müslüman katliamına göz yummak olacağı, gerekçesiyle kabul etmediler...

 

Dönemin başbakanı Ecevit batırılan bankalar eliyle ekonomik olarak köşeye sıkıştırılırken..!

 

O günkü koalisyon ortağı Devlet Bahçeli, beklenmeyen bir manevrayla, koalisyonu yıkıp, seçim yolunu açtı...

 

Banka batmaları ve ekonomik sıkıntıları "dini inançsızlığa" bağlayan yıllarca verilen anlattığım subliminal mesajlar etkisinde kalan halkımız...

 

Hiç olmazsa bunlar Müslümandır, diyerek...

 

Erbakan'ın yetiştirdiği dinci yenilikçilere, sempatiyle baktı...

 

ABD'nin teklifine iştahla atlayan, BOP eş başkanlığını da evet diyenlerin önü bu şekilde açıldı...

 

Aslında ABD projesi olan AKP iktidarı, "hiç olmazsa bunlar Müslüman insanlardır diyerek, Müslümanlığın gereği, "dürüstlük ilkesini öngören." Türk halkının değil...

 

1980'lı yıllardan itibaren ABD'nin, Türk halkına verdiği subliminal

mesajların eseridir..!

 

2002 yıllarında siyasette Ecevit'ten sonra sol partinin lideri konumundaki, Deniz Baykal, kanunen hapis yatmış bir vatandaşın, milletvekili olamayacağı maddesini...

 

Demokrasi adına mecliste verdiği destekle kaldırıp, mevcut iktidarın yolunu ve şimdiki Cumhurbaşkanının önünü açtı...

 

Baykal, arkadaşlarının tüm uyarılarına kulaklarını tıkadı, kendince bu iktidarın devleti yönetecek yetkinlikte bürokratı ve elemanı yoktur diye düşündü...

 

Bunlar en kısa zamanda kaçacak ve iktidara, sokağa çıkıp, jöleli saçlarına rüzgâr değmeden oturacaktı...

 

Yıllardır ülkede örgütlenen Fetullahın gücünü hiç görememiş ya da hesaplayamamıştı...

 

Neyse AKP iktidarında, yaşamaya başladık...

 

2002-2007 yılları, ABD ve AB'nin güçlü desteği var ama...

 

2003 yılında, AKP iktidarının ABD isteği olan 1 Mart tezkeresini geçirememesine kızan ABD'nin...

 

Süleymaniye'de askerimizin başına çuval geçirmesiyle bir nebze teselli bulması yanında...

 

Pabucu pahasını gören AKP liderinin, yakın dostu Cüneyt Zapsu ve Korkut Özal'ı özel arabulucu olarak gönderip...

 

ABD'ye ,"Siz isterseniz sifonu çekip bizimkini lavabonun deliğine süpürebilirsiniz, ama ne olur yapmayın..."

 

"Onu istediğiniz gibi kullanın, işte emrinize amade, " taahhüdünde bulundular...

 

Kısa süren ABD, AKP küskünlüğü hayırlısıyla geçiştirildi...

 

Bu arada, neredeyse 100 yıl evvel Atatürk'e yenilmenin ezikliğini atamamış Avrupalılar...

 

AKP'ye verdikleri desteğin karşılığı olarak, Atatürk'ün artık unutulması, resmi dairelerden resimleri ve heykellerinin kaldırılmasını istediler...

 

AKP iktidar yılları boyunca, Lozan anlaşmasının Türkiye Cumhuriyetinin kuruluş belgesi ve ülkemizin tapusu olduğu gerçeğini inkâr edip...

 

Avrupa ülkelerine yaranmak için, Lozan’ın imzalandığı günün yıl dönümlerini, görmezden geldiler...

 

Atatürk'ün kurduğu, Türkiye'nin istiklal ve istikbalinin en büyük koruyucusu TSK'yı: Güçsüzleştirip etkisiz kılmanın "demokrasi için gerekli olduğu" gerekçesiyle...

 

Uydurulmuş sahte delillerle, Ergenekon, Balyoz, Ay ışığı, Askeri casusluk gibi davalar açıp, "vatana ihanet halindeler" diyerek vatansever Türk Subaylarını hapse attılar...

 

Yıllarca Genelkurmay başkanlığı yapmış TSK'nın komutanını, hükümeti yıkmaya yönelik silahlı örgüt kurmaktan tutukladılar...

 

Bu hukuksuzluklara itiraz eden ya da edebileceğine karar verdikleri, aydınları ve gazetecileri de eziyette ayrıcalık yapmayıp içeri aldılar...

 

Bu haksızlıklara karşı çıkanları "darbeci, vatan haini" diye yaftaladılar...

 

Birçok ocak söndü, aşağılanmayı kabullenemeyen gururlu subaylar intihar etti...

 

Sahte belgeleri üretip masum insanları mahkûm eden savcının heykelini dikeceğini söyleyen, altına zırhlı lüks araç veren...

 

Bu davaların savcısıyım diyen hala iktidar...

 

Başsavcı Zekeriya Temiz ve diğer savcıların çoğu kaçak...

 

Masum yurtseverlere bol keseden yıllarca hapis cezası veren mahkemelerin bir kısım hâkimleri kaçak, bir kısmı tutuklu yargılanıyor...

 

Bu davaların savcısıyım diyen hala iktidarda..?

 

Lafı uzattım kusura bakmayın, gelelim 696 sayılı KHK'nın gelişi için verilen subliminal mesajlara..???

 

2010 yılından itibaren en yetkili ağız, Marmara hukuk fakültesinin eğitime açış konuşmasında "yakında çoklu hukuka geçeceğiz, hazırlıklı olun.! " dediğinde kimseden itiraz çıkmadı...

 

Yine hukuki anlaşmazlıklarda "ulemaya sor." dediğini...

 

Şu anda mahkemelerin yükünü azaltmak adına kurulan, "arabuluculuk" müessesesi...

 

"Günah işleme özgürlüğü" ya da "ben hesabımı Allah'a veririm" ifadelerinin dayanağının çoklu hukuk olduğunu...

 

Bu ifadenin, İsteyenin medeni hukukla isteyenin şerri hukukla yargılanabileceği anlamında mesaj olduğunu anlamadık..

 

Dinde ahlakın öneminin olmadığını, “haram parayla hacca gidilir." "cami ve hayrat yapılır" diyerek fetva veren..:

 

11 bakanlıktan fazla bütçeye sahip Diyanet işleri başkanlığının verdiği destekle yürürken..;

 

17-25 Aralık'ta çok sıkışan AKP iktidarı zor günlerini kendince çabuk atlatıp karşı taarruza geçtiler..

 

Kamuoyuna verilmek istenen mesaj, güvenlik güçlerinin içindeki çetelerle mücadele içindi...

 

Derken 15 Temmuz 2016 darbe girişimi oldu..?

 

Zaten çok bazı şeyleri açıklamakta güçlük çeken AKP...

 

Cumhurbaşkanının ilk ifadesiyle "Bu darbe girişimi Allah'ın bize bir lütfudur." diyerek, OHAL kararı aldılar...

 

TSK personelinden o geceye katılan askerlerin, darp edildiği küçük düşürüldüğü afişler bastırıp...

 

Türk askerini, ağlaşan kendini koruyamayıp dayak yiyen, metanet dileyen zavallı gibi gösterdiler...

 

Askeri tesislere, hastanelere el koyup yüz yıllık Askeri eğitim yuvalarını kapattılar...

 

Darbe girişiminden sonra ilk yapılan, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı tören yürüyüşlerinde..;

 

Askerlerin silahlarındaki şarjörleri komple aldılar, nizami tören yürüyüşü yerine, üniformalarındaki düğmeler açık, çarpık şapkalarıyla, serbest adım sallabaş yürüyüşü yaptırdılar ve bunları yandaş medyada defalarca evire çevire halka gösterdiler......

 

Verilmek istenen subliminal mesaj, halkın TSK'ya olan güven ve sevgisini yok etmekti..!

 

Bu amaç gözle görülüyordu ama, bu ülke de korunmalıydı elbette..;

 

Halkın güvenliğini sağlayacak güvenlik gücüne ihtiyacımızı, SADAT gibi, HÖH gibi, Bacanağın silahlandırdığı sivillerle karşılama saçmalığından...

 

Kuvvetler ayrılığı prensibiyle ve yasalara uyumla bu gibi işlerin gerçekleşemeyeceği gerekçesiyle...

 

Tek adam çaredir diye sunuldu, dün inkâr ettikleri başkanlık sistemine sarılmaya başladılar...

 

Zaten OHAL var ve kimsenin itiraz hakkı yok...

 

Bu nedenle resmi yetkilerin aşılmasına göz yumuldu...

 

Cumhurbaşkanı baş danışmanı Mehmet Uçum; "Türkiye Cumhuriyeti tasfiye edilerek, halk kendi devletini kurmak için adım atıyor." dedi...

 

Ve yine AKP fedaisi Bahçeli devreye girdi, Kasım 2016'da...

 

2015'de 7 Haziran seçimi ertesi "sıkışan AKP'ye," Deniz Baykal'la birlikte destek vermekle kalmayıp, "seçimse seçim" diyerek, can simidi atması gibi, bir hamleyle..:

 

Başkanlıksa başkanlık dedi, gerekçesi; "Fiili durumu yasal kılıfa sokmakmış..."

 

Bu desteğin üstüne atlayan AKP,Ocak 2017'de aldıkları karar gereği; 16 Nisanda tek adamlığın yolunu açmak üzere referandum kararı aldılar...

 

Bu gün söz konusu KHK'nın geleceğine dair ile subliminal mesajlar hız aldı...

 

İktidar, 16 Nisan referandumda "evet" diyenleri ülkenin sahibi, "hayır" diyenleri ise "vatan haini" ilan etti...

 

AKP'nin akıl hocası din âlimi, din profesörü Hayrettin Karaman;

 

Referandumdan evet çıkacağını garanti görerek..!

 

"Yahudilere Hristiyanlara yaşam hakkı tanıdığımız gibi, "hayır" diyenlere de yaşam hakkı tanıyacağız" dedi...

 

İstanbul belediyesi haller müdür muavini Ömer Akbayrak; "17 Nisanda evet çıkarsa, hayır diyenlerin, karıları kızları ganimet olarak evetçilere helaldir" dedi..

 

Elbette devamı var da; Bu terbiyesiz ve şerefsizce mesajlara, ne AKP'den bir yetkili ne de ..

 

"Ben bu ülkenin Cumhurbaşkanıyım diyenden hiçbir tepki gelmedi...?

 

Uzun hikayemizden günümüze gelelim..;

 

Cumhurbaşkanının sesi, gazeteci Abdulkadir Selvi, geçen hafta, Sayın Cumhurbaşkanının, sabah akşam, ana muhalefet partisi CHP'yi olur olmaz eleştirip yerle bir ediyor...

 

HDP'de zaman zaman bu saldırılarından pay alıyor da...

 

Meral Akşener'e ve kurduğu İYİ partiye, niçin müspet menfi hiçbir şey söylemiyor..?

 

Sorusunu cevapladı..?

 

Efendim, Cumhurbaşkanı; En çok Meral Akşener'den çekiniyormuş, hatta ondan korkuyormuş...

 

Son yaptırdığı anketlerde, kendisine oy veren % 12 karasız seçmenin, % 6'sı şimdiden İYİ partiye kaydığını tespit ettirmiş...

 

Ayrıca AKP'deki kadın seçmenlerin de Akşener'e kayma ihtimalide ciddi bir nedenmiş...

 

Zaten Meral Akşener, AKP'nin kemikleşmiş oyu % 25 'dir diyerek ciddi bir tespit yapıyor...

 

Ve....

 

Sayın Cumhurbaşkanını % 51 oyunun, % 14'lük kısmının menfaat guruplarının, kalan % 12'nin ise kararsız seçmenden oluştuğunu söylüyor...

 

% 14'lük menfaat gurubu asla çantada keklik değildir...

 

Sonuç olarak yarın Akşener'in desteğine ihtiyaç duyulabilir,...

 

Olmadı..???

 

Olası seçimlerin gereği yerine getirilmeyebilir bunu için..:

 

15 Temmuz'a dayatılarak çıkarılan, 696 sayılı KHK..;

 

"Resmi bir sıfat taşıyıp taşımadıklarına veya resmi bir görevi yerine getirip getirmediklerine bakılmaksızın,

 

15.7.2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe teşebbüsü ve terör eylemleri ile "bunların devamı niteliğindeki eylemlerin" bastırılması kapsamında hareket eden...

 

Resmi görevlilerin dışında, müdahale sivillerin bundan doğacak cezai sorumlulukları yoktur..."

 

Diyen iktidar seçim sonrası, olası silahlı militanlara ihtiyaç duyulabilir...

 

İşin enteresan tarafı, bu güne kadar 15 Temmuz olayında mağdur olan hiç bir vatandaşımızın, kamu davaları dışında, olaylara karışan hiçbir resmi sivil şahıs hakkında en küçük şikayet ya da mahkemeye müracaat yok...

 

Tam bu yazıyı yazmaya kalktığımda ; Haberlerde Cumhurbaşkanının Düzce mitingi çıktı....

 

Üç gün evvel, Meral Akşener'in çok lüzumsuzca söylediği Cumhurbaşkanının Fetö ile mücadelesinde samimi olduğuna inanıyorum sözüne karşılık...

 

Evvelki mitinglerinde defalarca yaptığı MHP ya da BBP'nin bayrağını mitinglerine destek gibi algılanacak şekilde kullanan Cumhurbaşkanı...

 

iYi parti bayrağını da, Düzce’de kameralara gösterdi..!

 

Sonuç olarak, olası terör eylemlerine karşı sivil müdahale mi yasal hale getiriliyor...

 

Yoksa;

 

Sivil taraftarların yaratacağı teröre karşı, muhalefeti susturan, taraftarları korumak için, yasal kılıf mı hazırlanıyor..???

 

Bu yazdıklarımdan sonra yeni bir yıl bekleyenlere, selam olsun...

 

Ben çocuklarımla evimde oturuyor, şarkılar dinleyip rakımı içiyorum, hepinizi seviyorum...

 

Her şeye rağmen samimiyetle iyi yıllar diliyorum..!!!

 

TC HAYRULLAH ERTEM