Misafir Yazar

Misafir Yazar

Alıntı makaleler
fatihten@gmail.com

Gerçek anlamda bir "BİLDİRİ" şarttı.

29 Haziran 2019 - 02:46

TMMOB Peyzaj Mimarlığı Odasının "koruyarak yenilemek, yenileyerek korulamak" şeklinde soyut veya somut herhangi bir delil sunmayan projelere ödül ve lansmanda gösterdiği gayreti, umarım söz hakkının eşit kullanılmasında görebiliriz.

Yedikule Bostanlarını Korumak ve Yaşatmak

Özet: Bostan sözü bilindiği kadarıyla literatüre 12.yy civarı kazandırılmıştır. Yükneki imzalı dini bir beyitte bu söz, bir Tanrı sıfatı ile eşdeğer biçimde -üzerinde her canlının bittiği bir toprak parçası olarak görülmüştür. Hâkezâ öncesinde bostan sözü, halk dilinde kullanılan buy (güzel koku) ve istan (yer) sözlerinin birleşiminde, güzel kokulu bir yer olarak tarif edilmiştir. Öyleyse bostanlar, tarihsel açıdan, güzel kokulu çiçeklerin açtığı, meyvelerin dallarından sarktığı, sebzelerin yetiştiği ve böylesine renkli bir rekabetin içinde insanın emek harcadığı yüklü bir inanç figürüdür.

 

Nitekim aynı tarihlerde, maddî bir yüke sahip bağ (bağış ile ilişkili), bahçe (bağ-çe) veya tarla (darı-lamak) sözlerinin yerine bostan sözünün bu beyitte tercih edilmiş olması, maneviyata yönelik bir vurgunun olduğu ihtimalini kuvvetlendirmektedir. Öte yandan inanç dünyasında, manevî yükün en güçlü olduğu peyzaj karesi ise cennettir ve böyle bir figüre yakınlık, bireysel çıkarlar yerine toplumsal bir yararın sağlandığı insan emeği ile mümkündür. Kısaca, metafizik bir evrende, bostanı bir cennet karesinden ayıran temel fark, bu Dünya içinde yaratılmış olmasıdır. Doğu kültürü açısından böyle bir mekânlaşma pratiği, kutsiyete sahip bir canlı birlikteliğini ve kamu yararını resmetmektedir. Batı kültürü açısından ise aynı resim, yaşamsal düzenin (kent ve mimari) sürekliliği ile kendini göstermektedir. Başka bir ifadeyle, dinamik Doğu resminde bir doğa içinde çözülen yerleşim vardır, statik Batı resminde ise yerleşim kendi doğası ile varolmaktadır.

 

Ve asırlar içinde, yerleşik düzene (mekân üretimi) evrilen bu iki kültürün gerçek anlamdaki ilk çarpışması, 1453 yılında bir çağın kapanması ve yeni bir çağın açılması ile sonuçlanmıştır. Zîrâ bir Batı yerleşimi olarak Bizans, uzun yıllar Osmanlı ablukası altında kalmış, 6.yy civarı yarım milyona ulaşan nüfusu bu yıllarda 70 bine düşmüş, heykelimsi taşlaşmış kent doğası çözülmüş ve açılan boşluklarda insanlar yaşamak için toprağı kullanmıştır. Fetih sonrası Osmanlı tarafından Suriçinde, Batı şehirleşmesine göre bir ilk olarak rastlanılan bu düzen, kültürel bir kabullenme ve benimsenme ile süregelen yıllarda, haritalara bostan olarak işaretlenmiştir. Bu kabul ve benimsenmenin doğasında, hermöneutik açıdan yukarıda arz edilen bostan figürünün taşıdığı anlam yükü bulunmaktadır. Ve bu yüzden bostanlar, bir canlı birlikteliği ve kamu yararı sağladığı inancı (cariye sadaka) ile yarım milyon asır daha varlığını koruyabilmiştir.

 

Dahası, süreç içinde vakıflaştırılarak bostanların bireysel çıkar ve maddî kazanç ile kullanılabilmesinin önüne geçilmiştir. Ancak, İstanbul nüfusu ile birlikte yapılaşmanın yeniden artması sonucu, geçmişte işaretlenen ve sonrasında vakfedilen bu bostanlar yavaş yavaş ortadan kalkmıştır. Buna karşılık, gözle görülür bir boyutta olan ve özellikle civarındaki yoksul kesimlere yarar sağlayan Suriçi ve Surdışı bostanlara ise dokunulmamıştır. Geçtiğimiz yıllarda ise hem idarenin, hem de özel sektörün bir takım eylemleri ile Bostanlara zarar verildiği tespit edilmiştir. Kültürel mirasa ve kadim geleneklere tezat bu işlerin hatta ödüllendirildiği ve bir şekilde meşrulaştırıldığı görülmektedir.

 

Tüm bunların bir sonucu olarak Bostanlar için korumak ve yaşatmak fikri yeterliyken, sürekli icat geliştiren pazarlamacı bir zihniyetin, yenileyerek korumak, koruyarak yenilemek ve benzeri vaatler ile mirası hedef almasına karşı bu bildiri özeti TMMOB Peyzaj Mimarlığı Odasına sunulmaktadır.

 

 

Peyzaj Mimar: AZAT YALÇIN