HELAL KAZANÇ VE LOKMANIN İBADET HAYATINDAKİ ÖNEMİ
يَاأَيُّهَا النَّاسُ كُلُوا مِمَّا فِي الْأَرْضِ حَلَالًا طَيِّبًا وَلَا تَتَّبِعُوا خُطُوَاتِ الشَّيْطَانِ إِنَّهُ لَكُمْ عَدُوٌّ مُبِينٌ
Ey insanlar! Yeryüzündeki şeylerin helâl ve temiz olanlarından yiyin! Şeytanın izinden yürümeyin. Çünkü o sizin için apaçık bir düşmandır. (bakara, 168
مَا أَكَلَ أَحَدٌ طَعَامًا قَطُّ خَيْرًا مِنْ أَنْ يَأْكُلَ مِنْ عَمَلِ يَدِهِ وَإِنَّ نَبِيَّ اللَّهِ دَاوُدَ عَلَيْهِ السَّلَام كَانَ يَأْكُلُ مِنْ عَمَلِ يَدِهِ
Kesinlikle hiç kimse elinin emeğinden daha hayırlı bir yemek yememiştir. Allah’ın peygamberi Davud da kendi emeğini yerdi. (Buhari, Büyu‘, 15)
Bizi yediren ve içiren; rızkımızı bize takdir eden ve çalışma imkânı veren Allah’a sonsuz defa hamd ve sena olsun; Efendimiz, rehberimiz Hz. Muhammed Mustafa’ya salat ve selam olsun.
Kardeşlerim!
İnsan varlık sahnesine her şeyin maliki olan Allah’ın dilemesi ile girmiştir. Mutlak irade sahibi, insanı imtihan etmek için bidayette/başlangıçta bazı sınırlar/hadler koymuş, insanın tutum ve davranışlarında adaleti gereği bu insana vermiş olduğu iradeyi esas almıştır. Kazancın haram olanından değil de helal olanından istenmesi esastır. Bu amaçla Müslüman kazancını helal yoldan yapmak zorundadır zira bu kulluğunun bir parçasıdır.
Değerli Müslümanlar!
Rızık Allah’tan olmasına rağmen insanın denenmesi, rızkın temin edilme şekline göre olmaktadır. Önce insana neyin helal neyin haram olduğu belirtilmiştir. Bu İlahî İrade’nin adaletindendir. Buna göre Allah Tealanın kesin haram kıldığı kazançlar ile haram kılmadığı halde mubah olanın elde edilmesi esnasında onaylamadığı fiiller ile elde edilen kazançlar haram kılınmıştır. İçki, kumar, domuz eti, putlar, falcılık, faiz, hırsızlık, yol kesicilik, ölçü ve tartıda hile gibi Şarî’nin doğrudan haram kıldığı kazançların yanında Rasûlullah’ın hadislerinde ifade ettiği ve yasakladığı rüşvet, iltimas yoluyla kazanç temini, aldatma, neceş (müşteri kızıştırma) gibi hususlar haram kazancın içine girmektedir. Aslında mubah olduğu halde, mubah olanı temin esnasında İslam’ın onaylamadığı davranışlar da mubahı harama çevirdiğinden haram kılınmıştır. Örneğin, fıkıh literatüründe içki haram lizatihidir, yani bizzat haramdır. Rasululllah (s.a.s) içkinin içilmesinin ötesinde işin kazanca bakan yanında alımını, satımını, taşınmasını da haram kılmıştır. Bu kazanç, kazanan kimse açısından haram kazançtır. Aslen mubah olmasına rağmen haram olan kazançlar; aslen haram olan kazançlara göre daha dikkatli olmayı gerektirir. Haram olmayan bir şeyin alışverişi helaldir ama malın ayıbını gizleyerek satmak, neceş/müşteri kızıştırmak gibi uygulamalar mubah olan kazancı harama çevirir.
HELAL KAZANCIN ÖNEMİ
1. Helal kazanç her şeyden öne bir imtihan vesilesidir. Kulun, fani dünyada her şeyin sahibi olan Allah’a imanının sınanmasıdır. Çünkü Allah (c.c) yarattığı mahlûkatının rızkını zaten üzerine almıştır.وَمَا مِنْ دَابَّةٍ فِي الْأَرْضِ إِلَّا عَلَى اللَّهِ رِزْقُهَا وَيَعْلَمُ مُسْتَقَرَّهَا وَمُسْتَوْدَعَهَا كُلٌّ فِي كِتَابٍ مُبِينٍayeti buna işaret eder. Burada Allah –azze ve celle-:“Yeryüzünde hiçbir canlı yoktur ki, rızkı Allah’a ait olmasın. Her birinin (dünyada) duracakları yeri de, (öldükten sonra) emaneten konulacakları yeri de O bilir. Bunların hepsi açık bir kitapta (Levh-i Mahfuz’da yazılı)dır” buyurmaktadır. (hûd, 6)
Kulun burada acele davranmaması, Allah’a tam manasıyla teslim olması gerekir.
Cenabı Hak bir ayetinde:
كُلُوا مِنْ طَيِّبَاتِ مَا رَزَقْنَاكُمْ وَلَا تَطْغَوْا فِيهِ فَيَحِلَّ عَلَيْكُمْ غَضَبِي وَمَنْ يَحْلِلْ عَلَيْهِ غَضَبِي فَقَدْ هَوَى“Size rızık olarak verdiğimiz şeylerin temiz ve helâl olanlarından yiyin. Bu konuda aşırı da gitmeyin, yoksa üzerinize gazabım iner. Gazabım da kimin üzerine inerse, o muhakkak helâk olmuş demektir.” (taha, 81)
Rasulullah Efendimiz acele edilmemesi gerektiğine dair bir hadisinde şöyle buyurur: “Ey insanlar! Allah’tan hakkıyla sakının ve rızkınızı güzel yoldan isteyin. Hiç kimse Allah’ın kendisine takdir ettiği rızkı geç de olsa elde etmeden ölmeyecektir. Öyleyse Allah’tan korkun ve rızkınızı helal yoldan isteyin. Helal olanı alın, haram olanı terk edin.” (İbn Mace, Ticaret, 2)
Yakîni bir iman; çalışmak ve tevekkül edebilmek insanı haramdan alıkoyar. وَمَنْ يَتَّقِ اللَّهَ يَجْعَلْ لَهُ مَخْرَجًا۞وَيَرْزُقْهُ مِنْ حَيْثُ لَا يَحْتَسِبُ وَمَنْ يَتَوَكَّلْ عَلَى اللَّهِ فَهُوَ حَسْبُهُ إِنَّ اللَّهَ بَالِغُ أَمْرِهِ قَدْ جَعَلَ اللَّهُ لِكُلِّ شَيْءٍ قَدْرًاKim Allah’a karşı gelmekten sakınırsa, Allah onabir çıkış yolu açar. Onu beklemediği yerden rızıklandırır. Kim Allah’a tevekkül ederse, O kendisine yeter. Şüphesiz Allah, emrini yerine getirendir. Allah, her şeye bir ölçü koymuştur. (Talak suresi, 2-3)ayeti, siyak ve sıbakı göz önünde bulundurulursa, aile düzeni bozulan kişiler gibi maddi ve manevî olarak zor durumda olan kimselere, Allah (c.c) tarafından verilen bir cesaret ve ümit olduğu görülür.
Efendimiz (s.a.s) bir hadislerinde:
لَوْ أَنَّكُمْ تَتَوَكَّلُونَ عَلَى اللهِ حَقَّ تَوَكُّلِهِ لَرَزَقَكُمْ كَمَا يَرْزُقُ الطَّيْرَ ، تَغْدُو خِمَاصاً
وَتَرُوحُ بِطَاناً“Eğer siz kuşlar gibi Allah’a hakkıyla tevekkül etseydiniz Allah onları sabah açken çıkarıp akşam kursakları dolu halde döndürdükleri gibi sizi de rızıklandırırdı” buyurmuştur. (Tirmizi, hadis no: 2344)
Tevekkül her ne kadar tedbirden sonra da olsa burada yakîni bir iman söz konusudur. Rasulullahın işaret ettiği yer burasıdır. İnsanları yokluk ve açlık korkusu ile acele ettirip harama sevk ettiren duygu ve yönelişin altında yatan budur. Çünkü “açlık korkusu açlığın kendisinden bin beterdir. Acı doyurabilirsiniz ama açlık korkusu çekeni asla” demişlerdir. (Mustafa İslamoğlu, Özlü Sözler, s. 32) 15 asır önce kız çocuklarını diri diri toprağa gömen Mekke müşrikleri de açlık korkusu yüzünden böyle davranmışlardı da Allah (c.c) onların bu çarpık zihniyetini yıkmak için Hz. Muhammedi göndermişti.
وَلَا تَقْتُلُوا أَوْلَادَكُمْ مِنْ إِمْلَاقٍ نَحْنُ نَرْزُقُكُمْ وَإِيَّاهُمْFakirlik endişesiyle çocuklarınızı öldürmeyin. Sizi de onları da biz rızıklandırırız.(En’am suresi, 151)ayeti açlık korkusuna işaret eder. Bugün 21. Asın nice anne-babalarında dahi bu korku devam etmektedir…
ANCAK RIZKINIZI TÜKETEBİLİRSİNİZ
Hz. Ali Ra. Çölde yolculuk ederken bir kasabaya uğrar, Vakit namazını kılmak için Mescide gelir, Bedeviler arasında hırsızlık çok olduğu için caminin önünde oturan yaşlı bir adama atına bakmasını ister, adam tamam der. Hz. Ali Ra. Namazını kılar camiden çıkarken kesesinden 20 gümüş dirhem çıkarır, İhtiyara vermek için.
Cami çıkışında ne atını nede ihtiyarı göremez, çevredekilere haber verir at aranmaya başlar, Karşıda hurmalıkta atı otlarken bulurlar, Fakat üzerinde eyeri yoktur.
Hz. Ali Ra. Eyerinin çalındığını anlar kasabanın eyercisine gider, Buradaki eyerlere bakınca kendisinin eyerini görür.
-- Bu benim eyerim
--Biraz evvel bir ihtiyar 20 gümüş dirheme bana sattı der satıcı
-- Hz. Ali Ra. İnsanlar ne sabırsız Allah cc. 20 gümüş dirnemi bu kişiye rızk olarak yazmış idi, Sabretseydi Helal olarak kazanacaktı, Sabredemedi Haram olarak kazandı. Der.
2. Helal kazanç/helal lokma kulun ibadetlerinin kabulüne etki eder:
İnsanın bedeni kendisini cennete ya da cehenneme götüren binitidir. İnsanın ister görünen/zahiri ister dua gibi kalbî ibadetleri beslediği bu bedeni ile gerçekleşmektedir. Helal lokma ile beslenen bir vücuttan sadır olacak ameller, haram ile beslenen vücuttan daha değerlidir. Haram kazançla yapılan ibadetlerin Allah tarafından kabul edilmeyeceğini haber veren peygamberimiz (İbn Mace, Zekat, 28) Ebû Hureyre’den gelen bir hadisinde şöyle buyurmuştur:
إِنَّ اللَّهَ طَيِّبٌ لاَ يَقْبَلُ إِلاَّ الطَّيِّبَ وَإِنَّ اللَّهَ أَمَرَ الْمُؤْمِنِينَ بِمَا أَمَرَ بِهِ الْمُرْسَلِينَ Allah (c.c) temizdir; temiz olanı kabul eder. Ve Allah bunu mü’minlere ve gönderdiği elçilere böyle emretmiştir. قَالَ (يَا أَيُّهَا الرُّسُلُ كُلُوا مِنَ الطَّيِّبَاتِ وَاعْمَلُوا صَالِحًا إِنِّى بِمَا تَعْمَلُونَ عَلِيمٌ)Peygamberlerine demiştir ki: ‘Ey Peygamberler! Temiz olan şeylerden yiyin ve salih ameller yapın. Hiç şüphe yok ki ben yaptığınız şeyleri bilirim.’ (Mü’minun suresi, 51)وَقَالَ (يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا كُلُوا مِنْ طَيِّبَاتِ مَا رَزَقْنَاكُمْ ) Allah mü’min kullarına da şunu dedi: ‘Ey İman edenler! Size verdiğimiz rızıkların temiz olanlarından yiyin. (Bakara, 172)
ثُمَّ ذَكَرَ الرَّجُلَ يُطِيلُ السَّفَرَ أَشْعَثَ أَغْبَرَ يَمُدُّ يَدَيْهِ إِلَى السَّمَاءِ يَا رَبِّ يَا رَبِّ وَمَطْعَمُهُ حَرَامٌ ، وَمَشْرَبُهُ حَرَامٌ ، وَمَلْبَسُهُ حَرَامٌ ، وَقَدْ غُذِّىَ بِالْحَرَامِ فَأَنَّى يُسْتَجَابُ لَهُ
Sonra Rasulullah devam ederek şöyle buyurdu: ‘Allah yolunda seferler yapmış, üstü başı tozlanmış bir adam ellerini semaya kaldırarak Ya Rabbi, Ya Rabbi! Diyor. Hâlbuki yediği haram, içtiği haram, giydiği haramdır. Onun bu haldeki duası nasıl kabul edilebilir ki?”(Müslim, zekat, 19)Benzer bir durumda da Allah Rasulü (s.a.s) aşere-i mübeşşereden olan Sa‘d b. Ebî Vakkas’a: “Yediklerinin helal olmasına dikkat et ki duaların kabul olsun” buyurmuştur. (Taberani, Mu’cemu’l-Evsat, c. 7, s. 310) bu uyarı Sa‘d (r.a)’ın şahsında hepimizedir.
Kardeşlerim!
Haram lokma hatta şüpheli olanları dahi Müslümanın salih amellerinin azalmasına, ibadetlerinden zevk alamamasına yol açar. (Seyyid Muhammed Nuh, Afatun ale’t-Tarîq, s. 6)
İnsan bedeni maddeden ve manadan oluşur. Harama nazar şeytanın oklarından bir ok olduğuna göre, böylesi bir zararın insanın vücuduna olumsuz tesiri, yeri geldiğinde iki dünyasını da helak edecek bir zarara yol açıyorsa, haram lokmanın kulluğumuza zararını hesap edin. Haram lokma, kavlî duanın reddine yol açıyorsa fiilî dua olan namazlarımızın, oruçlarımızın hali ne olur?
İnsan varlık sahnesine tertemiz bir sayfa ile çıkarılır. Sonra bülûğ çağından itibaren amel defterinin sayfalarını kendisi doldurur. Bu aşamada yaratılıştaki safiyetine/fıtrata aykırı her davranışı sadece amel defterine kayıtla kalmaz kendi kalitesini de azaltmış olur. Bunu 24 ayar saf altına benzetebiliriz. Saf altının içerisine idrac olan/katılan her katkı maddesi o altının gramajda ağırlığını artırırken saflıkta değerini düşürmüş olur. Vücuda giren her haram lokma velev ki salih ameller işlenmiş gibi görünse de amellerin değerini düşürür.
Değerli Müslümanlar!
İslam dininde ibadetler kısım kısımdır. Kurallı olan ibadetler vardır ve bunlar (formel) belli zamanı, yeri ve usulü olan ibadetlerdir. Orucumuz, namazımız, haccımız böyledir. Bir de hayatın içerisine mezcolmuş, yemesinden, içmesinden tutun yolda gördüğümüz birine verdiğimiz selamdan, yolda eziyet veren bir şeyi giderinceye kadar ibadet olan amellerimiz vardır. Helal kazanç tam bu noktada başlı başına öneme sahiptir. Rasulullah (s.a.s) vaazımızın başında okuduğumuz hadiste:
مَا أَكَلَ أَحَدٌ طَعَامًا قَطُّ خَيْرًا مِنْ أَنْ يَأْكُلَ مِنْ عَمَلِ يَدِهِ وَإِنَّ نَبِيَّ اللَّهِ دَاوُدَ عَلَيْهِ السَّلَام كَانَ يَأْكُلُ مِنْ عَمَلِ يَدِهِKesinlikle hiç kimse elinin emeğinden daha hayırlı bir yemek yememiştir. Allah’ın peygamberi Davud da kendi emeğini yerdi. (Buhari, Büyu‘, 15)buyurmuştur.
MÜSLÜMAN ELİNİN EMEĞİNİ YEMELİDİR; ELİN EMEĞİNİ YEMEMELİDİR.Çünkü peygamberler böyle yapmışlardır.
Bir defasında Rasûlullah, Sa‘d b. Muâz ile karşılaşıp tokalaşmış, ellerinin nasırlaşmış olduğunu görünce bunun sebebini sormuş, o da “Çoluk çocuğumun nafakasını temin için hurma bahçemde çalışıyorum” cevabını verince Hz. Peygamber, Sa‘d b. Muâz’ın elini öpmüş ve “İşte bu eller Allah’ın sevdiği ellerdir” buyurmuştur. (Serahsî, el-Mebsut, (kesb), c. 34, s. 85) Helal kazanç başlı başına ibadettir. Kulluktur. Hz. Ömer (r.a) Müzzemmil suresinin son ayetinde geçen وَآخَرُونَ يَضْرِبُونَ فِي الْأَرْضِ يَبْتَغُونَ مِنْ فَضْلِ اللَّهِ“bir kısmınızın Allah’ın lütfundan rızık aramak üzere yeryüzünde dolaşacağını (bilir)”ayetinin kendisi için ‘Allah yolunda cihattan daha sevimli olduğunu çünkü Allah’ın ayette bunu cihattan önce zikrettiğini’ söylemesi dikkate şayandır. (el-mebsut, a.y)
Değerli Müslümanlar!
Allah bizi ve evlatlarımızı helal lokma yiyenlerden kılsın. Elin emeğine göz dikenlerden etmesin. Rabbimiz biz ne istemişsek zaten bize ihsan etmiştir.
وَآتَاكُمْ مِنْ كُلِّ مَا سَأَلْتُمُوهُ وَإِنْ تَعُدُّوا نِعْمَتَ اللَّهِ لَا تُحْصُوهَا إِنَّ الْإِنْسَانَ لَظَلُومٌ كَفَّارٌO, istediğiniz şeylerin hepsinden size verdi. Eğer Allah’ın nimetlerini saymaya kalkışsanız sayamazsınız. Şüphesiz insan çok zalimdir, çok nankördür.(İbrahim, 34) buyurmuştur. Rabbimizin bize vermedikleri bizi imtihan içindir.
İbadetlerimizden feyiz ve bereket umuyorsak o ibadetleri yerine getirmede araç olarak kullandığımız bedenimizi de düşünmemiz gerekir. Evimizde kullandığımız eşyalardan tutun bindiğimiz otomobile kadar eşyanın kendi standartlarına uygun malzeme kullanıp; dizel motora benzin kullanmanın zararlı olduğunu bilen bizlerin, cennet yurduna götürecek bedenimizi de hesaba katmak zorunda olduğumuzu unutmayalım. Son söz Hz. Muhammed (a.s)’ın olsun…
عَنْ حَبَّةَ بْنِ خَالِدٍ، وَسَوَاءِ بْنِ خَالِدٍ، قَالَا: دَخَلْنَا عَلَى رَسُولِ اللهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ، وَهُوَ يُصْلِحُ شَيْئًا فَأَعَنَّاهُ فَقَالَ: " لَا تَيْأَسَا مِنَ الرِّزْقِ مَا تَهَزْهَزَتْ رُءُوسُكُمَا، فَإِنَّ الْإِنْسَانَ تَلِدُهُ أُمُّهُ أَحْمَرَ لَيْسَ عَلَيْهِ قِشْرٌ، ثُمَّ يَرْزُقْهُ اللهُ "
Habbe ve Seva’ b. Halid kardeşler anlatıyor: Rasulullah bir şey tamir ediyorken yanına gittik ve yardım ettik. Bunun üzerine bize dedi ki: “ yaşadığınız müddetçe rızkınızdan ümitsizliğe düşmeyin. İnsan (varya insan) annesi onu çıplak ve kıpkırmızı bir halde doğurur da sonra Allah onun rızkını verir.” (Beyhakî, Şuabu’l-İman, hadis no: 1287;
