Misafir Yazar

Misafir Yazar

Alıntı makaleler
fatihten@gmail.com

NE HATASI BEYLER! TÜRK'E İHANETTİR BU!

09 Ekim 2020 - 22:22

(Lütfen son kelimesine kadar üşenmeden okuyunuz ve yıllardır sistemli olarak yapılan ihanetlerin şeklini ve boyutlarını görüp paylaşınız. Çağımızın en güçlü silâhı bilgidir ki beyne bilgi kuşanmak, bele silâh kuşanmaktan çok daha üstündür)

Ne hatası Beyler!

Türk'e ihanettir bu!

Aynı hatalar devamlı tekrarlanmazlar.

Bir gün yanlışlıklar anlaşılır ve hatadan dönülür.

Şayet hatadan dönülmüyorsa; o kişi veya zümre hata değil ihanet işlemektedirler ve de haindirler.

Batılı, aklı merkeze koyma yanılgısına düşerken biz Müslüman Türkler, insan denince GÖNLÜ merkeze koyarız ki doğru olanı da budur.

Akıl, biz insanoğlu için çok büyük bir nimettir lâkin Vahyin ve gönlün terbiyesinden geçmeyen akıl; hileyi, aldatmayı sever, insanı, avanta peşinde koşturur, gaddar ve acımasızdır.

Biz Türkler, vahyin ve gönlün terbiyesinden geçmiş bir akılın sahibi olduğumuz içindir ki sadakat, feragat, merhamet, vicdan ve adâlet ehli asil ve soylu bir milletiz.

Tarihte Türk milletini, ihlâs, tevekkül, adâlet, azâmet, merhamet ve cengâverlik temelinde zaferden zafere koşturan büyüklerimizden;

Tuğrul ve Çağrı Beylerin, Sultan Alparslan, Kılıçarslan ve Hazreti Fâtihlerin, Gâzi Atatürk ve Kuvayı Milliye mensuplarının gönülleri Allah sevgisinin tecelligâhı olan birer iman kalesiydi. Maalesef bu hasletlerimizi ve değerlerimizi unutarak her şeyi Batı’da aradık.

Bu anlamsız Batı hayranlığımızın sonucu olarak, Batı’nın maskarası durumuna düştük. İtildik, kakıldık, horlandık, yüzüstü süründürüldük ama bir türlü akıllanamadık.

Bütün bunlar olurken, Türk’ün yüce Başbuğu Alparslan Türkeş gibi bir büyük dava adamıyla silkinip ayağa kalma fırsatını yakaladık ama; 12 Eylül’ün ABD patentli cellâtları kesti yolumuzu.

Öğrenciliğimizde Sokrat, Konfiçyüz, Homeros ve Sophokles gibileri okuduk ve bunun acı bir sonucu olarak kendi kendimizi inkârın batağına düşerek; klâsik Türk sanat musikisin hakir görüp ona sövmeyi, Divan şiirini, o güzelim duygu yüklü türkülerimizi, eşsiz olan gazellerimizi, Karacaoğlan’ı hor görmeyi, buna karşılık art niyetli yöneticilerin ve siyâsilerin Türk gençliğini kendi özünden koparmak maksadıyla kasten yayınladığı ve ellerimize verdiği Batı klasiklerine körü körüne aşık olmayı ve iğrenç Batı eserlerine hayranlık göstermeyi öğrendik.

Sanki Mimar Sinan ve öğrencileri Leonardo’dan önemsiz,

Mevlâna, Yunus, Hacı Bektâşi Veli ve daha nice gönlü umman düşünürlerimiz Dante’ye kıyasla daha küçüktüler.

Sanki Itrî, Dede Efendi Mozart, Çaykoviski ve Bach’tan daha değersizdi.

Sanki Tıbbın babası İbni Sina / Dünya haritasını ilk çizen Piri Reis / Atom teorisini ilk açıklayan Cabir Bin Hayyam / Bilgisayarın ilk mucidi Cezeri / Galile’nin ilham kaynağı İbni Heysem / Uçağı ilk bulan ve uçmayı ilk gerçekleştiren İbni Firnas / Astronominin babası Uluğ Bey / İlk cebir kitabını yazan Harizmi / Fergani, İbni Cessar, İbni Fazıl, Razi ve daha yüzlerce bilim adamı, âlim ve mucit Türk milletinin bağrından çıkmamış gibi.

Art niyetli hainler, Kültür Emperyalizminin ilmiğini gönüllü olarak ve isteyerek kendi ellerimizle kendi boynumuza geçirmeyi Batılılaşmak olarak yutturdular bizlere. Kendi değer ve birikimlerimizi, kendi kültürümüzü ve içimizden çıkan değerli bilim adamlarımızı inkâr ederek her şeyi Batı’da arama illetine tutulduk.

Batı'nın kaybettiği insanlığı, huzur ve mutluluğu bizler Batı'da arama yanlışlığına düşürüldük.

Bu illet o kadar büyüdü ki;

İkinci Dünya Savaşının akabinde Batılı emperyalist güçlerin bize tuzak olarak ürettikleri iğrenç politikaları gönüllü bir şekilde uygulamaya tâlip olduk.

Oy kaygısından ve makam hevesinden başka bir arzusu olmayan milli ruhtan mahrum politikacılarımız da bu dönüşüme, bu çürümeye gönüllü olarak destek oldular. Bir kısmı kanı gereği, bir kısmı da siyâsi ikbâlleri uğruna Türk milletine ihanet ettiler.

Milli Eğitimi Batılı emperyalist devletlerin arzularına göre programladılar. Zeusu, Apollon ve Afrodit’i öğrettikleri kadar, dinimiz İslâm'dan, vahiyle insanlığa gelen aydınlık ve onun şanlı peygamberinden ve dahası Allah’tan bahsetmediler.

Roma'nın sapkınlıklarını ve anlamsız mermer sütunlarını, Homeros’u ve daha birçok boş şeyleri anlatıp okuttukları kadar, KARA MURAT’TAN, OĞUZHAN’DAN, TEPEGÖZ DESTANINDAN bir tek kelime öğretmediler. BAMSI BEYREK, KÜRŞAT, DEDE KORKUT adını dahi duymayanlar Hamleti, Hıymen’i, kirli Yunan efsanelerini öğrendiler öncelikle.

İslam dininin huzur ve aydınlığını, Türk’ün ilim ve sanatta hangi dehaları yetiştirdiğini, bunların neleri icat ettiklerini anlatmadıkları gibi; Batının Ortaçağ karanlığını, ilkelliklerini, zulüm ve zorbalıklarını, engizisyonların ve Cizvitlerin ne anlama geldiğini daima gizlediler!

Yakın tarih itibariyle bu ülkede Komünizmden medet uman kitleler oluşmuşsa...

Batı hayranı köksüz gruplar varlık göstermişse...

Din adına kendi milletinin varlığını, kültürel değerlerini ve muhteşem tarihini inkâr eden bir Müslüman tipi ortaya çıkmışsa...

Zirâi üretim tamamen yok edilmiş, maden ve su yataklarımız ecnebilere peşkeş çekilmiş, bankalarımız elden çıkartılmış, sanayimiz montaj sanayine dönüp Batı’ya muhtaçsa...

Vatan bölünmenin eşiğine kadar sürüklenip, barış, sevgi, güven yok edilerek insanlarımız birbirlerine düşmanca bir şüphe ile bakar hale gelmişse; bütün bular bir şeylerin acı sonuçlarıdır. Sebepler sonuçları hazırlar...

Sebepleri ise;

Ruhuyla- Kanıyla- Geniyle- İnancıyla bizlerden olmayanların en ince kılcal damarlarımıza kadar sirayet edip devletin yönetimini ellerine geçirerek, kin ve nefret duydukları Türk milletinden dedelerinin intikamlarını alma arzularıdır.

Gelinen bu son noktanın daha ötesi bölünüp yok olmaktır.

Ne yapmalıyız diye düşünerek bu belâdan kurtuluş yolları aramalı ve bir seferberlik hali ilân edilmelidir.

Yıllardır bizi yönetenlerin kendi hatalarını görerek bu yoldan dönmelerini beklemek beyhudedir. Çünkü ortada hata yok, bilerek ve kasten yapılmış yanlışlıklar vardır ki bunun adı İHANETTİR.

Son 18 yıldır memleketin idaresine çöreklenerek bütün değerleri yok etmekle kalmayıp, vatanı parçalanmanın eşiğine kadar taşıyan AKP bütün ümitleri kırıp yok etmiştir!

ATTİLA İLHAN ÜÇ ÖNEMLİ ŞEY SÖYLEMİŞTİ:

Birincisi;

Bir kere bizim yaptığımız hiç bir yenilik Batılılaşmak değildi, kötü bir taklitti ve hatta ihanetti.

İkincisi;

Batı bizim sandığımız gibi mükemmel falan değildi.

Üçüncüsü ise;

Batı'nın ulaştığı yer özenilecek bir yer değildi.

Evet, yüz yıllık maceranın özeti budur.

Bu özetten ders çıkarmayan Politikacılar yalancıdır, sadece günü kurtarmaya çalışan makam sevdalılarıdır bana göre….’’

ORHAN KILIÇOĞLU