Bugun...
BÖYLESİ BELDELERİMİZ VE ŞEHİRLERİMİZ KALDIMI Kİ??


Şerif Simavi Gönülden Gönüllere
simavi48@gmail.com
 
 
facebook-paylas
Tarih: 24-11-2019 21:23

Mimar bir dostumla sohbetteyiz.
Sohbetin bir bölümünü
siz dostlarımla paylaşmak istedim:
“ Şerifçiğim!
Bendeniz bir belde veya şehir hayal ediyorum.
• Bu belde de, yüzyılların birikimiyle oluşmuş olan
İslâm mimarisinin izleri sıkça görülmelidir.
Meselâ, her tarafta ESTETİK hâkim olmalıdır;
mimaride, alt ve üst yapılarında, sakinlerinin yaşam biçimlerinden, söz ve davranışlarına kadar
her yere estetik nüfuz etmelidir.
• Bu belde, fakirlerle zenginlerin bir arada ve
kardeşçe yaşadığı bir mekân olmalıdır.
Paris örneğinde olduğu gibi kontrolü kolaylaştırmak,
asi ve anarşistleri kolayca yakalamak için
caddelerin, sokakların bir cetvelle çizilmişçesine
dümdüz olmasına veya Saint Petersburk’taki gibi
3 km. uzunluğundaki bulvarlarda her çeşit eğlence merkezlerinin, meyhane, bar, pavyon ve kumarhane gibi
işret yerlerinin bulunmasına gerek duyulmamalıdır..
Hele hele, Fransız Victor Hugo’nun, İngiliz Charles Dicken’in romanlarında, bizim varoşlardan çok daha bakımsız mekânları, pasaklı ve düzensiz hayatları
hiç mi hiç hatırlatmamalı benim BELDEM.
Bu belde, fiziksel ve moral yapısına kendi öz değerlerini yansıtmalı, ama insanlığın ulaştığı uygarlık belirtilerini ve birikimlerini de içselleştirirken, sokak ve caddeleri de,
tarihte iz bırakan, FAZİLETLİ insanların isimlerini taşımalıdır. Adres bulmayı kolaylaştırmak için numara konulması
ikinci planda yer almalıdır.
• Bu BELDE, zamanla büyük bir kent olursa, onun ÇİN Seddi gibi surlarla çevrilmiş uydu kentleri, şatoları, rezidansları da olmamalıdır. Hele 15 -20 katlı GÖKDELENLERİ hiç olmamalıdır. İnsanlar toprağa yakın yaşamalıdırlar, meskenleri en fazla iki kat, hadi bilemedin, bir de çekme veya
teras olmak üzere iki buçuk katlı olmalıdır. Bir yönüyle “TÜRABİ” olan yani topraktan gelen insan, gökdelenlere çıkartılarak topraktan uzaklaştırılmamalıdır. Toprağa yakın olduğu kadar ilâhi olan tarafı da yüksek ve
güçlü olmalıdır bu şehrin insanlarının.
• Bu şehir, birilerinin kan ve gözyaşları, acı ve ıstırapları üzerine dikilmemeli. Meselâ; baba- oğul İtalyan mimarların, asilzadeler için planladığı ve daha kuruluş aşamasında 40 bin işçinin hayatına mal olmuş, bataklıklar üzerine kurulmuş Saint-Peterspurk benzeri bir şehir kesinlikle olmamalıdır.
• Bu şehir, tıpkı gökteki yıldız kümeleri gibi olmalı;
merkezinde çevresini aydınlatan, şura ile gelmiş olan bir EMİR, HAKAN ve yöneticiler olmalı.
Ve onların çevresine kümelenmiş ve aralarına da
BİLGE KİŞİLERİ almış Allah’ın kulları yani HALK olmalıdır.
• Bu şehrin mimari yapıları içinde ERDEMLİ, bilgili,
kültürlü insanlar gezinmeli ve barınmalıdır.
Bu şehirde tarihi mirasımıza sahip çıkacak,
onu ihanete uğratmayacak insanlar yetişmelidir.
Burada kendisiyle, çevresiyle ve Rabbi ile
barışık olanlar yaşamalıdır.
• Derler ki:
"varlığın bütününü görememek,
şirke açılan bir kapıdır."
Bu şehrin insanları, varlığın bütününü görebilmeli ve
bütünü görememe kapısını aralamaktan şiddetle sakınmalıdır.
Stoa’lı filozof Epiktetos’un dediği gibi:
“İnsan akıl yönüyle TANRI’nın farklı bir kuludur.
Dolayısıyla O’nun iradesine göre yaşamalıdır”
DOSTLARIM! Bizim sohbet böyle devam etti..
Bu bölüme siz ne dersiniz??





YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
SON YORUMLANANLAR HABERLER
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
GÜNDEMDEN BAŞLIKLAR
YUKARI