Şerif Simavi

Şerif Simavi

Gönülden Gönüllere
simavi48@gmail.com

BU AYAZ BİR BAŞKA AYAZ

17 Aralık 2018 - 20:24

Ahmet Bey Dostum, blog’unda didaktik bir hikâye paylaşmıştı.

Biraz kısaltarak ben de sizlerle paylaşmak istedim.

“Sultan Gazneli Mahmud’un, AYAZ adında bir hizmetlisi varmış.

Sultan (ö. 421/1030), asil karakterinden dolayı onu çok sevmiş.

Ve onu maliye bakanı mevkiinde haznedarlık görevine atamış.

Ama bu durum, saraydakilerin hasetlik duygularını depreştirmiş.

Saray bürokratlarının içi cadı kazanı gibi kaynamaya başlamış.

Ve yalan yanlış haberlerle başlamışlar Ayaz’ı Sultan’a jurnallamaya.

Bir gün, Sultan’ın huzurunda bir saray görevlisi diğerine şöyle der: 

“Şu Köle Ayaz var ya. Onun sık sık hazineye gittiğini biliyor musun? 

Doğrusu, onun mücevherlerimizi çaldığından adım gibi eminim.” 

Bu fısıltılı ihbarı duyan Sultan, kulaklarına inanamaz.

“İşin aslını kendi gözlerimle görmeliyim” der.

Duvara küçük bir delik yaptırıp, içeride olanları seyretmeye hazırlanır. 

Ve derken Ayaz’ın sessizce içeri girdiğini, 

kapıyı kapatıp bir sandığın yanına gittiğini 

İçinde bulunan küçük bir bohçayı çıkarıp öptüğünü görür.

Sonra, bohçadan çıkardığı ve köleyken giydiği yırtık pırtık

bir elbise ile konuşmaya başladığına şahit olur.

Sultan, duydukları ve gördükleri karşısında hayretler içindedir.

Ayaz, bir aynanın karşısına geçmiş. Kendi kendine mırıldanmaya başlamıştır:

“Ayaz! Bu elbiseyi giydiğin zamanları ve kim olduğunu hatırlıyor musun?”

Sen bir hiçtin... Hepsi hepsi satılacak bir köleydin.

Ve Allah, Sultan’ı vesile kılarak sana, rahmetinden

belki de hiç hak etmediğin nimetler lütfetti. 

Sen sen ol, asla nereden geldiğini unutma emi!

Mal mülk, şan ve şöhret, insanın hafızasını uçurur, unutuluşlara sürükler.

Ayaz! Sakın ha, sen de, nimetçe senden aşağı olanlara kibirle bakma.”

Ayaz, sandığı kapatıp, kilitledi ve sessizce kapıya doğru yürüdü. 

Hazine dairesinden çıkarken gözlerini Ayaz’a yöneltmiş Sultan’la yüz yüze geliverdi. Koca Sultanın, şahit olduğu manzaradan dolayı duygulanmış ve gözleri ıslanmıştı.

Titrek bir sesle Ayaz’a şöyle diyordu:

“Bugüne kadar mücevherlerimin hazinedârıydın, 

ama şimdi, kalbimin hazinedarı oldun.

Bana, benim de, önünde bir hiç olduğum

Sultanımın huzurunda nasıl davranmam gerektiği dersini verdin.” 

Bu Ayaz, ne güzel bir ayazmış; hem titretiyor, hem ısıtıyor.

Koca sultanı da, titretmiş ve yeniden kendine döndürmüş. 

Aslında, toplumda, sağımızda, solumuzda, bizlere

böylesi ibretli mesaj verenler vardır sürekli.

Bütün mesele, onları dinlemek ve anlamakta düğümlenir, değil mi?

Bizler de, dualarımızda şu cümlelerle yakaralım mı 

YÜCE SULTANIMIZA:

"Rabb'im, gireceğim yere dürüstlükle girmemi sağla.

Çıkacağım yerden de, dürüstlükle çıkmamı sağla. 

Bana, tarafından hakkıyla yardım edici bir kuvvet ver."

(İsra-80)

Bu yazı 642 defa okunmuştur.