Bizler çiçekleri de konuşturmuşuz.
Bir zamanlar onların mesajlarını
evlerimizin pencerelerinden sunmuşuz
Ve dahi bizler de o mesajları algılamışız.
Ne zaman mı?
Bir zamanlar...
Nasıl mı????
Meselâ:
Bir evin camındaki sarıçiçek, sokaktan geçenlere:
“Bu hanede hasta var; bağırıp çağırmayın lütfen!”dermiş.
Kırmızı çiçek ise, gelip gidenlere:
“Bu hanede evlenme çağına gelmiş gençler var;
Yüksek sesle ileri geri konuşmayınız lütfen!
Bir de, birbirinizi seviniz, nefret duygularınızı siliniz,” dermiş..
Mimarimizin, hat ve minyatür sanatımızın
ana öğeleri olan LALE bize Allah’ı;
Gül ise, “Kâinatın Efendisi”ni hatırlatırmış.
Sevdiğimiz insana bir buket halinde sunduğumuz
Hanımeli:”Sana olan bağlılığım
sonsuza dek sürecektir. Emin olunuz.”
Beyaz leylak: “Siz hoş ve çok temiz bir insansınız,” dermiş.
Beyaz gül: “Saflık ve temizliğinizi, masumiyetinizi koruyunuz;
Petunya: Lütfen ümidinizi yitirmeyiniz, metin olunuz.
Orkide: Siz benim için çok değerli ve önemli bir kişisiniz.
Papatya: Temiz bir kalbiniz var, sizinle dost olunur.”
Çiçeklerin dilini anlayan ve okuyan insanımızın
Ziyadeleşmesi dileklerimizle…
