Şerif Simavi

Şerif Simavi

Gönülden Gönüllere
simavi48@gmail.com

ÇÖL ASLANI FAHRETTİN PAŞA

23 Kasım 2016 - 01:55


Geçen yıl bu gün, vefatının yıl dönümü

münasebeti ile Merhum Paşamız için demişiz ki:

"Dün onun ölüm yıl dönümü idi.

Şerif Hüseyin ihanetiyle tüm İngiliz

güçlerine karşı direnen paşaydı o.

Askerlerine çekirge yemeyi tavsiye eden,

Hurma çekirdeklerini öğütüp 

çorba yapan paşaydı o.

Yorgun, bitkin yiğitleriyle

i’lâ’y-ı kelimetullah uğruna,

bir yanda kıtlık, bir yanda salgın hastalık 

ve bir yanda da düşmanla savaşmıştı o.

Askerlerinin en ümitsiz olduğu anlarda

Onlara şu sözlerle moral veriyordu o: 

“……Askerlerim! Medine'nin enkazı ve

nihayet Ravza-i Mutahhara'nın yeşil türbesi altında, 

kan ve ateşten dokunmuş bir kefenle gömülmedikçe; 

Medine-i Münevvere kalesinin burçlarından ve nihayet 

Mescid-i Saadet minareleriyle yeşil kubbesinden

al sancağı alınmayacaktır!





Allahu Tealâ bizimle beraberdir! 

Şefaatçimiz O'nun Resulü, Peygamber Efendimiz'dir .

Ey bütün tarihi eşsiz kahramanlarla; şan ve şerefle dolu 

Osmanlı ordusunun yiğit zâbitleri! (…..)

Yiğit Mehmetçiklerim, kardeşlerim, evlâtlarım! 

Gelin hep beraber Allah'ın ve işte huzurunda 

huşû ve aşk içinde gözyaşları döktüğümüz

Peygamber'in (s.a.s) karşısında, 

aynı yemini tekrar edelim ve diyelim ki:

“Ya Resulallah, biz Sen'i bırakmayız!"

Cemal Paşa, Medine’nin müdafasını vermişti ona.

Medine’ye vasıl olur olmaz, işgalcilerin elinden kurtarıp

şehri kontrol altına almıştı. Medine’yi tam 2 yıl 7 ay

asilere ve İngiliz işgalcilere teslim etmedi.

Zor şartlara rağmen, askerinin gözünde

Hep dimdik duran Fahrettin Paşa,

Geceleri ise Mescid-i Nebî'ye gidiyor 

ve orada sabahlara kadar gözyaşı döküyordu. 

Peygamberinin manevi huzurunda Ona:

"Ya Resulallah, Sen'i nasıl bırakırım..." diyordu.

Diyordu ama, içerideki işbirlikçi ve hainlerin,

Emperyalist ve zalim İngiliz askerlerinin

karşısında fazla dayanamamıştı.

Ve tarih 27 Ocak 1919'u gösterirken O,

Ravza-i Mutahhara'ya doğru döndü,

Secdeye kapanırken, 

kabzasından çıkardığı kılıcını yere bıraktı.

Onu düşmana teslim etmeyen o yiğit adam

Bir yandan hıçkırıklarla ağlıyordu, 

bir yandan da :

"Allah'ım, ben sözümü tutamadım. 

Ne olur, Sen beni affet!" 

"Affet beni, ya Resulallah!" diyordu.

Bu yiğit komutan ve güzel insan, 

Takvimler 22 Kasım 1948 tarihini gösterirken 

Rahmeti Rahman’a kavuştu.

Ve bizler dün değerli kardeşim Prof. Dr.

Hüsamettin Bey kardeşimin delaletiyle 

vefakâr, fedakar bir grup arkadaşla

onu kabri başında ziyaret ettik.

İstanbul Rumelihisarı'ndaki kabri başında,

Onun Allah Resulüne olan aşkını yadettik,

Fatih eski İlçe milli Eğitim Müdürümüz

Değerli dost Atilla Yayım Bey’in 

tanıtım konuşmasının ardından dualarla

andık Fahrettin paşa’yı. 

Allah rahmet eylesin, ruhu şad olsun.