Burası Erzurum’un Çifte Minareli Medresesi.
Kapısından girince sağlı sollu olarak toplam
otuz dört odacığı var bu medresenin.
Ve bu odacıklara, kapıdan başka
hiç bir yerden ışık girmiyor. 
Öyle ki, kapıdan giren ışık,
direkt olarak öğrencinin rahlesinin üzerine düşüyor.
Bu günkü gibi öğrencinin zihnini dağıtacak
ne televizyon, ne internet, ne karşı cins, ne sinema var.
İşte bu medresede bir gün, hoca, en zeki öğrencisinden
istediği performansı göremez ve sorar:
Hayırdır evladım! Nedir senin kafanı meşgul eden?
Çok düşüncelisin bugün.
Öğrenci utana sıkıla cevap verir:
“Hocam, der. Hani dün sizinle alış- verişe çıkmıştık ya.
Hani bir zücaciye dükkânına uğramıştık ya.
O dükkândaki vitrine bir taş atsam
kaç bardak kırabilirim diye düşünürüm;
dünden beri aklıma bu soru takılyor…”
Hoca tutar elinden talebesinin;
götürür zücaciye dükkânına.
Eline bir taş verir ve tebessüm ederek:
“Haydi at bakalım, ben de merak ettim.
Kaç bardak kırabileceksin, görelim?” der.
Ve hoca, iznini aldığı zücaciyeciye,
verdikleri zararın ücretini ödedikten sonra
tekrar medreseye dönerler…
Düşünüyorum da, 2003 yılındaki PİSA;
eğitimde verimlilik araştırmalarında,
40 ülke içinde Güney Kore Matematikte üçüncü, biz 34.
G.Kore okuma ve anlamada 2. Olurken, biz 33. Olmuşuz.
G. Kore tabii bilimlerde 4. Olurken, biz 35.
Problem çözmede G. Kore BİRİNCİ olurken, biz 33. Olmuşuz.
Eğitim ve öğretimde bir yerlerde yanlışlarımız var.
Evet, böyle diyorum, ama nerede?
Bir de, “bunca kafa kirletenlerin,
zihinleri çöplüğe çeviren felsefi düşüncelerin
muhatabı olan zamane gençlerinin,
bozuk bir eğitim ve öğretim sistemi içinde bulunan çocuklarımızın,
alnından öpmek lazım,” diyorum.
Çünkü onlar böylesi bir ortamda ders dinleyebiliyor,
başarı gösterebiliyorlarsa, aferini hak ediyor demektir.
Yanlış mı düşünüyorum acaba? Ne dersiniz?
