TV’lerden dini sohbetleri izliyorum.
Sırayla kanalları geziyorum.
İlk açtığım kanalda uzun sakallı,
dazlak kafalı bir âdem konuşuyor.
Geçiyorum bir üst kanala.
Orada da, dazlak kafalı, ense tarafı kıvrımlı,
bıyıklı ve fakat matruş bir başka âdem.
Bir üst kanal;
Kravatlı, bıyıksız ve saçları
iki numara makine ile tıraşlanmış bir âdem.
Ve bir başka kanal;
Oldukça uzun saçlarıyla ense tarafı
görünmeyen bıyıklı bir âdem.
Siretleri (içleri) değil; suretleri
ve natıkaları izliyorum
Doğrusu gerek nasiyeleri ile
gerek konuşma tarzları ile
bendenizin içini okşayacak suretleri arıyorum.
Buldum mu, bilmiyorum.
Ama bir şey biliyorum.
O da şu:
İslâm Peygamberi Hz. Muhammed (a.s.),
bir yere elçi ve tebliğci gönderirken
onlarda bazı özellikler ararmış.
Meselâ; tebliğcinin yakışıklı; hatta adının bile
güzel olmasını tercih edermiş.
Meselâ; dil bilmesini, kültürlü olmasını
ve güzel konuşmasını istermiş.
Meselâ; tebliğcinin vakıf, vâkıf
ve âşık adam olmasını istermiş.
Meselâ; sert, haşin, abus yüzlü, rijit
ve itici tipleri tebliğci olarak görevlendirmezmiş.
Can Peygamberim ne güzel kıstaslar koymuş değil mi?
Aynı dili konuşsa bile, hitap ettiği kişi
ve toplumu rencide eden,
Muhataplarının başına balyoz vururcasına
bağırıp çağıran bir tebliğci ve eitimci
ne kadar etkileyici olabilir ki?
Ne dersiniz?
