Merhum M. İkbâl, fabl türü bir hikâye anlatır
ve der ki:
"Câhil bir ceylan, olgun ve âkil bir ceylana dert yanar:
"-Bundan sonra, Kâbe'nin Harem bölgesinde
(avlanmanın yasak olduğu bölge) yaşamak istiyorum.
Zira ovalarda pusu kurmuş olan
şu avcıların takibinden bıktım.
Gece gündüz peşimizde dolaşıyorlar.
Artık avcı derdinden kurtulmak,
huzura kavuşmak istiyorum..."
Bunları dinleyen tecrübeli ceylan der ki:
"-Ey akıllı dostum! Yaşamak istiyorsan,
sen yine de tehlike içinde yaşa.
Kendini, dâimâ bileyi taşına vur.
Keskin ve cevherli bir kılıçtan
daha keskin yaşa!
Înanmış olmanın seviyesi,
zorluklar karşısında belli olur.
Tehlikeler, senin gücünü imtihan eder.
Beden ve ruhumuzun nelere kâdir olduğunu
bize o tehlikeler bildirir."
Bizler de tecrübeli ceylanın dediği gibi,
yılan ve çıyanların arasında, tehlike ve
tuzaklar dünyasında yaşamayı mı tercih edelim?
Yoksa, dünyada bir HAREM bölgesi kalmış ise,
o bölgeyi mi arayalım?
Yol ayrımında mıyız?
NE DERSİNİZ?
