Bugun...
NAZIM HİKMET'TEN BİR KESİT


Şerif Simavi Gönülden Gönüllere
simavi48@gmail.com
 
 
facebook-paylas
Tarih: 26-01-2019 05:20

2015 yılında bu gün, 

Nazım'ı paylaşmışım.
"115 yaşına ayak basan, 
İstanbul delikanlısı olan ve
“Şeyh Bedreddin Destanı”nda:
“Yârin dudağından başka
her şey ortak olabilir.” diyen Nazım’ı.
Bir gazetede yayınlanan yazıdan bazı 
cümleleri tekrar paylaşmak istedim:
(…)“Nazım’ın Moskova hayatında 
her halde bir hayli kadın var. 
Fakat VERA yengemiz bambaşka.
Nâzım altmışlı yaşlara yakınken 
Vera’ya abayı yakıyor. 
Kadın evli ve bir çocuk sahibidir. 
Nâzım onunla evlenmek istiyor. 
( Ama Vera’nın) Kocası iki şart koşuyor: 
“Vera’yı resmen nikâhına alacaksın biiir,
haftada bir günü de benim evimde
geçirmesine izin vereceksin, ikiii.”
(….) O sırada Vera 28, Nâzım 58 yaşında. 
Komünist sistemin propaganda mekanizmasındaki 
rolünden ötürü evi, arabası,
yazlığı var ve parası da bol. 
Böyle bir Nazım’la bütün VERALAR evlenebilir!
(…) Zekeriya Sertel, Nâzıma
evliliğin nasıl gittiğini soruyor, nedense! 
Cevap: “Bilmediğin kadar mutluyum.
Görmüyor musun, gençleştim. 
Yahu şu yeni Sovyet kuşağı yok mu,
alabildiğine serbest. 
Mesela bizim Vera, istediği zaman 
bana sormadan çıkar gider. 
Günlerce gelmez. Nereye gider,
niçin gider, nerede kalır???
Bana söylemeye bile lüzum görmez.”
(…) Bu arada Nâzım’ın tek çocuğu
Memed’in annesi Münevver hanım, 
Polonya’ya geçmiş, oğluyla 
Nazım’a kavuşmak hayalindedir. 
Yıllarca sabırla beklemiştir. 
Nazım VARŞOVA’da onları görür. 
Sonra ver elini Moskova...”” 
Hayatından bir kesit sunduğum
Nazım’ın, şiirlerini okuyoruz da,
Nerelidir, neden,niçin yargılanmıştır? 
Rusya'ya niçin ve nasıl gitmiştir?
Orada ne yapmış ve nasıl yaşamıştır? 
Sonraları Müslüman olan ROJE GARODİ'ye
hangi şiirini okumuştur???
gibi birçok sorunun cevabını 
çoklarımız bilmiyoruz ne yazık ki.
Ne dersiniz??????





YORUMLAR

KONUYA BİR ELEŞTİRİ
27-01-2019 10:30:00

“Yaşatın yaşatmasına da, şu Nazım Hikmet kimdir, böyle uğruna kardeşin kardeşle vuruşmasına değer bir adam mıymış, bunu bana bir anlatsana…”
“Özgürlükçü, büyük şair işte,” diye söze girdi Gülnur. Sonra, anlattı da anlattı.
Cemil Gülnur’u sonuna kadar dinleyip, “Bitti mi?” diye sordu. Gülnur, “Evet,” anlamında başını salladı. Sonra delikanlı söze girdi: “Sen duyduklarına göre anlattın. Nazım ‘Şöyle şair, böyle şair,’ diye…
Şiir konusunda Türk milleti kadar doğurgan başka millet yoktur. Meradaki çobanından, masa başındaki memuruna kadar herkesin üç-beş şiir denemesi olmuştur. Şiirdeki ritmi yaşamlarının akışında görmüşler ve bunu seslendirmek istemişlerdir. Hat- ta bu çalışmalarıyla ‘Halk Ozanları’ diye edebiyat kitaplarına bile geçmişlerdir.
Ama gördüğüm kadarıyla senin gibi düşünenlerin savundukları şair, yazar veya diğer sanatçıları sanatlarından daha çok onların arkalarındaki ideolojilere hayrandırlar. Bunu kamufle için kişileri ön plâna çıkartırlar ve tabulaştırırlar.
Oysa benim dünyamda kişiler aracıdırlar. İnançlar ve fikirler yaşatılmalı. Kişiler bir dereceye kadar önemli. Yaşayanlara örnek olsun diye. Ama tabulaştırmak bana ters düşer. 
Bizde bir kesim varki, bunu sık sık yaparlar. Eylemlerine basamak olsun diye doğum ve ölüm yıldönümlerini istismar ederler,” dedi.
Sonra sözlerine devamla, “Nazım anne tarafından yabancı kökenli bir aileden gelir. Bunu dikkate almadan geçersek Nazım’ın yaşam tarzı bana hiç uymaz. O aristokrat bir ailenin çocuğu olarak büyümüş. Yaşamı boyunca halk sınıfından uzak olmuştur. Ancak cezaevinde tutuklu olduğu yıllarda. O da halkın durumunu ne kadar anlayabildiyse…
Türklerin var olma mücadelesini verip zaferlerini milyonlarca şehit ile taçlandırdığı, birçok lise ve üniversite öğrencilerinin şehit olması nedeniyle mezun veremediği o çetin savaş yıllarında zatülcenp teşhisiyle çürük raporu alarak ordudan ayrılmasından tut da, bu kadar zarif ve kırılgan bir vücutla birçok evlilik ve aşk hayatı yaşamasına varıncaya kadar hep paradoks dolu bir ömür.

Yazdıkları şiirlerin önemli bir kısmı hep sevgililerine serenat içermekte.
Tutuklanıp hapse atılmasına sebep ise yeni Türkiye kurulurken şiirlerinde “Komünizm propagandası yapmak, gizli örgüte üye olmak ve halkı rejim aleyhine kışkırtmaktır. Devlet yeni düzenini yerleştirirken böylesi bir çıkışı hazmedememiştir. Nazım 3 Haziran 1963 yılında Moskova’da ölmüştür. Cenazesi ateist geleneğe göre defnedilmiş- tir.
Nazım kesinlikle millî şair değildir.
Komünist bir şair olarak o fütürizmi seçmiştir.

Şiirlerinde Rus şair Vladimir Vladimiroviç Mayakovski’nin etkisi altında kalmıştır. Hatta bazı şiirleri tamamen ondan alıntıdır. Şiirinin şekli aynı Nazım Hikmet'inki gibi dalga dalgadır. Konusu ise yine Nazım’ınki gibidir. Nazım Hikmet, Mayakovski'nin şiirini kendisine örnek aldığını açık açık belirtir..
Ben eseri Kuvvayi milliye destanındaki şu söylediklerine katılmıyorum: 
“Bizim İstiklâl Marşı'nda aksayan bir taraf var, bilmem ki, nasıl anlatsam, Akif, inanmış adam, fakat onun, ben, inandıklarının hepsine inanmıyorum. Meselâ, bakın 'Gelecektir sana vadettiği günler Hakkın. 'Hayır, gelecek günler için gökten âyet inmedi bize. Onu biz, kendimiz vadettik kendimize.” 
“Vatan, mızraklı ilmühalse, …ben vatan hainiyim,’’ mısraındaki sözlerine de… İlm-i hal dinin günlük yaşanması gereken ritüelini özet olarak aktaran kitaptır. Ve halkın eğitilmesi için önemlidir.
Bir de Stalin’in ölümü üzerine yazdığı övgüler dolu şu şiirine bakalım.


HATIRLIYORUM
On sekiz yaşımdayım.
Anadolu’dayım.
Anadolu savaşmakta.
Yol boyunca gidiyoruz.
Sıcak. Gölge yok.
Diyor ki yol arkadaşım
köylü Mehmed:
“Yakında acılarımız dinecek,
Bolşevikler yardım ediyor bize,
Lenin ve Stalin.
Dökeceğiz
gavuru denize.”

Hatırlıyorum.
…kapkara bıyıkları,
sakin, dikkatli bakışı.
Nasıl da cesur ve genç!
Öğretmenimiz,
arkadaşımız,
geliyor,
avuçlarının içinde taşıyarak
Lenin’in ellerinin sıcaklığını.
Hatırlıyorum.
Kızıl Meydan. Kar.
Bin dokuz yüz yirmi dört yılı.
Bir adam asker kaputlu
omuzlamış Lenin’in tabutunu.
Hatırlıyorum bu kayalaşmış suratı.
Beyazlaşmış gibi şakakları.

Hatırlıyorum.
Bursa’dayım. Hapishanede.
(Gelmiyor aklıma, hangi seneydi)
Yoldaşlar göndermişti onun portresini,
bir Fransız gazetesinden kesilmiş.
O, ulaştı bana kadar.
Buldu yolunu.
Parmaklıkların ve duvarların arasından sızdı.
Beyaz üniforması üstünde,
yıldızlarıyla göğsünde,
gülümsüyordu başkomutan.
Belli ki çekilmişti bu fotoğraf,
gri kubbesinde Reichstag’ın belirdikten sonra üç Sovyet askeri ellerinde askerî kızıl sancakları ile.
…“O, komünizm gibi ülkesinin çoktandır yol aldığı; ve komünizm sonsuz hayattır, sonsuz gençliktir, sonsuz bahardır.”

Bilmem şu konu hiç dikkatini çekti mi? Bizde millî ve manevî değerlere karşı çıkanlar genellikle bu devletin pastasından büyük pay alanlardır. Onlar zengin oluncaya kadar solcudurlar. Yaşam tarzları para, makam ve servet üzerine kuruludur. Suyun kaynağında doğmuşlar, oradan beslenmektedirler.
EYYÜP YILMAZ/KAYIP YILDIZ ROMANI

YORUM YAZ



YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
SON YORUMLANANLAR HABERLER
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
GÜNDEMDEN BAŞLIKLAR
YUKARI