Benim canım nenem, hocaların:
“Domuz ve cenin türevleri karışmamış
ürünlerden makyaj yapabilirsiniz”
fetvasına rağmen, makyaj yapmazdı.
Yapmazdı, ama pırıl pırıldı, nurluydu;
çok sevecendi ve çok güzeldi onun yüzü.
ÇÜNKÜ O, günde beş kez abdest alırdı.
ÇÜNKÜ O, her seher vaktinde kalkar;
kış günlerinde sobasını yakar,
onun çıtırtıları arasında
alnı secdede Rabbini tesbih ederdi..
Sonra avuçlarını açar dua ederdi
ve o dualı ellerini yüzüne sürerdi defalarca.
ÇÜNKÜ O, bir kısmını bana da öğrettiği
Kur’an’ın birçok suresini ezbere okurdu;
hem de anlamıyla birlikte.
Bazen, on km. ötedeki KESTANE DAĞI’nın
zirvesindeki karlı ufkunadoğru bakar,
derin derin tefekkür ederdi.
Ve sonra da bana döner:
“Yavrucuğum, kimbilir
şu tepelerin ardında neler var, neler,” derdi.
Eskimez yazı ile yazılmış bir kitabı vardı;
onda Hz. Peygamber (s.a.s)’in
sahih kırk hadisi yazılıydı.
Onların da birçoğunu ezberlemişti bile.
Ne zaman onu görmek, elini öpmek için gitsem,
Simv. Ovasını seyreden pencerenin önünde
kitap okurken bulurdum onu.
Nenem, dedi-kodu bilmediği gibi
içki, kumar, konken vs.yi hiç bilmezdi
Boş işlerle uğraşmazdı. Üretkendi o.
Zihnini gereksiz bilgilerle doldurmazdı.
Bütün bunlardan mıdır bilmem;
yaşı 95 olmasına rağmen, onun yüzü
KOKANALARIN yüzüne
hiç mi hiiç, benzemezdi.
Ne dersiniz?
