Kısa metrajlı bir film seyrediyorum.
Bir evin bahçesindeki sedirde, biri genç
diğeri yaşlı ve biraz da hasta görünümlü iki kişi oturuyor.
Genç adam, elindeki gazeteyi okurken
yaşlı adam da, üzgün bir çehre ile karşıya bakıyor.
Tam bu sırada bahçedeki küçük bir ağaca kuş konuyor.
Adamın bakışları daldaki kuşun üzerinde odaklanıyor
ve parmağını uzatarak soruyor yanındaki gazete okuyana:
-Bu ne oğlum?
Oğlu cevaplıyor:
- Serçedir baba.
Yaşlı baba serçeye bir süre daha bakıyor ve yine soruyor:
-Bu ne oğlum?´
Oğul biraz ses tonunu sertleştirerek yine cevap veriyor:
-Baba, o bir serçedir, dedim ya.
Serçe, bir hamle yapıp yerdeki çimlere doğru
bir sörf yapıyor; gagasıyla bir iki defa yeri gagalıyor;
adamları selamlar gibi başını sağa sola çeviriyor.
Yaşlı adam üçüncü kez soruyor:
“Bu ne ?”
Oğul ses tonunu daha da sertleştirerek ve kızarak:
- Baba, sen beni duymuyor musun Allah aşkına?
Üçüncü defadır soruyorsun. O bir serçedir baba, serçe.
Baba, yerinden kalkıyor; oğluna orada beklemesini
istercesine parmağıyla işaret edip arkadaki binaya gidiyor.
Bir süre sonra, elindeki bir hatıra defteriyle dönüyor.
Oturdu, sayfalarını karıştırdı ve aradığını buldu.
Defteri oğluna uzattı ve o sayfayı okumasını söylüyor.
Şunlar yazıyordu o sayfada:
“Bugün 3 yaşındaki minik yavrumla yolda yürürken
bir ağacın dalına konan kuşun ne olduğunu sordu.
Ben ise:
-Yavrum, o serçedir, diye cevap verdim.
Ama o bana “Bu nedir sorusunu tam 21 defa sordu,
ben de, 21 defa “O bir serçedir yavrum,” cevabını verdim.
Ve sonunda onu sevgi ve şefkatle kucakladım,
kokladım, öptüm.
