Ahmet Kutsinin dediği gibi
Ben de bu paylaşımla diyeceğim ki;
“Orda dağlar var uzakta;
O dağlar bizim dağlarımızdır.
İnmesek de, çıkmasak da
O dağ bizim dağımızdır.”
O dağlar hangi dağlar mı?
UHUD, SEVR, HİRA DAĞLARI.
Tüm dağların en anaç olanı,
En merhametlisi HİRA dağıdır.
Çünkü doğup büyüdüğü Mekke’de
tebliğ görevine izin verilmeyen,
orada yaşama hakkı tanınmayan
Allah’ın son elçisi, sığınmak için
Taif şehrine gitmişti. Ama, oranın
ileri gelenleri, Peygamberi (s.a.s)
şehrin serseri takımına sopa ve taşlarla
saldırtmışlardı. Yara -bere içinde kalan
Yüce Peygamber, HİRA’ya sığınmıştı da,
bir ana şefkatiyle onu o dağ kucaklamıştı.
Ebu Leheb’in yasa dışı ilan edip
despotların Mekke’ye sokmadığı
Allah Resûlü’nün şu duasını da,
Sadece Yüce Rabbi ve bir de
Hira Dağı duymuştu o anda:
“ALLAH’IM!
Gücümün zayıflığını, çaresizliğimi,
insanların hakir görmesini ancak
Ve ancak sana şikâyet ediyorum…”
Böylesi sıkıntılı bir anda, Müşrik bir
adam çıktı; Mut’im b. Adi.
Bu adam, Allah Resulünü himayesine aldı.
Ve O’nu kendi çocuklarıyla birlikte karşılayıp
evine kadar teslim etti. İşte tüm bunlara
o nurlu Hira Dağ’ı şahit oldu.
Bu dağ, dağların en MİSAFİRPERVERİ idi.
Çünkü, risalet öncesinde, 40'lı yaşlara
yaklaşırken MUHAMMED (s.a.s)'i nurlu
mağarasında ağırlayan, barındıran bu dağdı.
Ve HİRA DAĞI tüm dağların en nurlusu,
en bereketlisi, en hikmetlisi idi.
Çünkü tüm dağların üstlenmekten çekindiği
EMANET’i bu dağ, misafiriyle birlikte kabul etti.
Bize insan olmanın onurunu, şerefini
anlatan; sorumluluklar yükleyen;
iyi ile kötüyü gösteren KUR’AN
burada inmeye başladı; "Oku,
seni yaratan Rabbinin adıyla
oku ve anla”, buyruğu ile
tüm insanlığa buradan seslenildi.
Melek Cebrail; Allah’ın son elçisi ile
İlk kez burada muhatap oldu
ve onunla sıkıca kucaklaştı….
Evet, işte bu dağ bizim dağımız;
İnsek de inmesek de, gitsek de gitmesek de
O dağ bizim dağımız…
Ne dersiniz?
