Her zaman ülkemiz atmosferini ve dahi evlerimizi, odalarımızı ıtırlayıp,
ITRİ’den TEKBİR ve salavatları dinlemeye ne dersiniz?
Çünkü ne evlerimizi bir yerlere taşımaya ne de Vatanımızı değiştirmeye niyetimiz var.
Bu bağlamda bir hikâyeyi paylaşmak istedim:
Yıllar önce köyden kente gelip başarılı ve servet sahibi olan bir amca, bir gün köydeki yeğenini kente davet etti.
Maksadı, amcasının nasıl başarılı bir
adam olduğunu, yeğenine ispat etmekti.
Derken yeğen amcanın davetine icabet edip,
girdi amcasının saray yavrusu köşküne.
Gece olunca sevgili yeğen için,
salona bir döşek serildi
ve daldı mışıl mışıl derin bir uykuya.
Gelin görün ki, gece yarısı,
başladı yeğenin karnı guruldamaya.
O güne kadar hiç yemediği, midesinin alışık olmadığı
yemeklerden ötürü bağırsakları bozulmuştu zavallının.
Misafir olduğu ilk günde, amcasının bu saray yavrusu evinin
girdisini çıktısını öğrenemediği için, tuvaletin yerini bulamadı.
Gecenin o saatinde de, herhangi birini
uyandırmaya cesaret edemedi.
Bir anda aklına bir düşünce geldi.
Bu düşünce, şöyleydi:
Salonun köşesinde duran büyük saksıdaki çiçeği;
toprağı ve köküyle birlikte kaldıracaktı.
Ve tuvalet ihtiyacını saksının dibine ederek giderecekti.
Hemen eyleme girişti, sonra da bitkiyi yine saksıya yerleştirdi.
Akıllı yeğen,(!) iki gün sonra köye döndü.
Aradan birkaç ay geçti. Ve bir gün köydeki yeğene,
amcasından şöyle bir telgraf geldi:
- Canım Yeğenim! Nereye ETTİNSE etmişsin.
Ama bir türlü yerini tespit edemiyoruz.
Lütfen acele telle. (Stop.)
Yavrum! Üç ev değiştirdik, koku yine gitmedi.
Nerede bu kokunun kaynağı?
Bildir lütfen! ( Stop.) Amcan.”
Siz nasıl değerlendirirsiniz bilmem.
Ama telgraf böyle bitmiş.
Amca sadece oturduğu daireden şikayetçi.
Ya şimdi öyle mi?
KOKUŞAN BİR DÜNYADA
DEĞİL MİYİZ?????))))))))
