O, ilginç bir dervişti. Çocukluğunda
pehlivan olmaya özenmiş, ama
afacan, büyüyünce Neyzen olmuştu.
“Hiç ve Azab-ı Mukaddes” adlı eserleriyle
Hicivde hatırı sayılır
bir şair olduğunu kanıtlamıştı.
O, neyinden de, ne şiirinden de,
çıkar ve alkış beklemeyen adamdı.
Hem entelektüel, hem halk adamıydı.
Sıradan insanlar da, paşalar,
sultanlar da onun dostuydular..
Ve o, “kedilerin sarayı” olarak nitelediği
evinde de, sokakta da hayvanlarla dosttu.
Bir arife günü bayramlık elbiselerle donattığı
fakir fukara çocuklar da onun dostuydu.
Bazen bir kütüphaneye postunu atıp
aylarca kitap okuyan adamdı.
Merhum Âkif de, bu sıradışı ADAM’ın
Can mı can bir dostu ve sırdaşıydı.
İşte o CAN DOST, ta Mısır’dan
bu sıradışı adam için
DERVİŞ AHMETşiirini yazmıştı.
Bu şiirde üç bin dört yüz defa
tövbe edip de tövbesini bozan
Neyzen’in ruh hali şiirleştirilmişti.
Derviş Ahmed şiiri, Neyzen’in şahsında
alkol düşkünlerine de bir hiciv ve eleştiriydi.
Derler ki, bir alkolik için en kolay şey, bırakmaktır.
Ama en zor olan da, onunla yüz yüze gelince içmemektir.
İşte Derviş Ahmed “şiirinde, bu, en kolay olanla
en zor olan şey dillendiriliyor.
Nasıl mı???
Dilerseniz bu soruyu,
gelecek paylaşımda cevaplayalım...
