Şerif Simavi

Şerif Simavi

Gönülden Gönüllere
simavi48@gmail.com

YALNIZ MIYIZ BURALARDA?

17 Temmuz 2020 - 11:26

Malumunuzdur ki, Mesnevi’sine:

“Bişnev ez ney çün hikâyet mîküned”

diye başlayan Mevlâna, gerçek vatanından koparılıp

diyarı gurbette yalnız kalmanın acısını

şu dizelerle dillendirir:

"Dinle! Bu ney neler hikâye eder,

Ayrılıklardan nasıl şikâyet eder.

Beni kamışlıktan kestiklerinden beri feryâdımdan

Erkek ve kadın müteessir olmakta ve inlemektedir.

Bir zamanlar, ünlü romancımız Peyami Safa da,

“yalnız mıyız?” sorusunu, “evet” diye cevapladı.

Hatta bir roman bile yazdı ve adına da “YALNIZIZ” koydu.

Şöyle de dedi o felsefi romanında:

“… Kendi kendimden nefretimin çirkinleştiği

bir dünyada yalnızım.”

Nasıl ki, bu dünyaya yalnız geliyor ve yalnız gidiyorsak;

Peyami de, iki kişinin farklı yerlerde ve

yalnız ölmeleri ile sona erdirdi romanını.

O, bu romanında yalnızlığımızla ilgili

daha neler demedi ki:

“Yalnızım, evet, yalnızız.

Yani, bak, büyük kalabalıkların ortasında,

insan denilen sosyal varlık kendi iç dünyasının mahpusu halinde, şifasız bir yalnızlığa mahkûm.

Yalnızım, evet herkes yalnızdır, yalnızız.

Bütün ihtilaflarımızda yalnızlıklarımız çarpışıyor.

Hatta kendi kendimizle mücadelelerimizde bile

kendilerimiz birbirine karşı yalnızdır”

O, Meral’in not defterinde yazılı şu cümleleri de aktardı bizlere:

“Kendi kendimden nefretimin çirkinleştiği bir dünyada yalnızım.

Biz, hepimiz sadece kendimizi düşündüğümüz için yalnızız

ve yalnız kalacağız”

Ve o Peyami Safa, manevî değerlerin zayıflaması sonucunda, insanın içine sürükleneceği açmazın, materyalist yaklaşımlarla çözümlenemeyeceği gerçeğini işledi bu romanında.

Bu gerçeği kabule yanaşmayanların, eninde sonunda yalnızlığa düşüp hüsrana uğrayacağını konu edindi.

Dua edip ÂMİN diyelim mi?

Niçin mi??

Koparıldığımız kamışlığa yeniden dönme ümidiyle

bu dünyada yaşayabilmek için,

her zaman ve her yerde gerçek DOST ile birlikte

olabilmemiz için,

Bize, bizden daha yakın olan DOST ile birlikteliğimizin,

yalnızlığımızı unutturması için,

O, bizden; bizler de O’ndan hoşnut olabilmemiz için

ÂMİN diyelim mi?

Her daim halk içinde, ama HAK ile beraber

olabilmemiz için.

Kendine nefretle bakan değil; sevgiyle bakabilen gözlere,

ve her an kendi elini sıkabilen ellere sahip olabilmemiz için,

Âmin diyelim mi?

Üstad'ın Sakarya’sını yanımıza alıp,

“Sen kıvrıl, ben gideyim, Son Peygamber Kılavuz!”

diye dua edelim mi?

Yine o Koca Şair’in, Kaldırımları kast ederek:

“İkinizin de ne eş, ne arkadaşınız var;

Sükût gibi münzevî, çığlık gibi hürsünüz.

Dünyada taşınacak bir kuru başınız var;

Onu da, hangi diyar olsa götürürsünüz.”

Diyen dizelerini terennüm etmemek için

dua edelim mi?

Faruk Nafiz gibi:

“Mezarda ölü gibi yalnız kaldım odamda

Yanan alnım duvarda, sönen gözlerim camda”

dememek için dua edelim ve

ÂMİN diyelim mi?

Şu güzel kasideyi de dinleyelim mi???

https://www.youtube.com/watch?v=6oIUE_SZpc4

Bu yazı 391 defa okunmuştur.