Onun asıl adı bile bilinmiyor.
Sadece köle anlamına gelen
bir lakapla tanınıyordu.
Bu bilge adam, 55 yıllarında
“Hiyerapolis” te (Denizli- Pamukkale civarında) doğdu.
O bir köleydi ve Neron zamanında Roma’ya götürüldü.
Orada kaba, ahmak ve görgüsüz birine satıldı.
Adam, o denli zalim ve duygusuzdu ki,
bir gün sırf eğlence olsun diye
Epiktetos’un ayağını kırdı.
Bundan dolayı onun, yanından hiç ayırmadığı
bir bastonu ve bir de geceleri
aydınlanmak için bir lambası vardı.
O, Diyojen’in yolundan gidiyordu; yani bu dünyanın
hiçbir gölgesini; malını mülkünü istemiyordu.
Hatta suyunu bile avuçlarıyla içebileceği için,
hocası Diyojen gibi bir gün belindeki
su tasını da fırlatıp atmıştı.
Malı, mülkü yoktu, ama saygındı, asildi,
bedeni tutsak olsa da ruhen özgürdü.
İşte bu adam şöyle diyordu:
“ KAYBETTİM DEME, GERİ VERDİM DE!
HAYAT BİR ZİYAFETTEN BAŞKA BİR ŞEY DEĞİLDİR.
YEMEK NE KADAR SÜRMÜŞSE,
ZİYAFET ORADA BİTER.
KOLUN BU SOFRADA
NEREYE KADAR UZANMIŞSA,
NASİBİN O KADARDIR.
BÜTÜN SOFRAYA KONANLARI DEĞİL,
YALNIZ ÖNÜNE KONAN TABAKTAN
KENDİ HİSSENİ İSTE.”
DOSTLARIM!!!
Malumunuzdur ki, HİKMET
bizim yitirilmiş malımızdır..
Bu sözlerden gerekli mesajları alalım mı?

YORUMLAR