Bu güzel şehir İstanbul bir dilber dudağıdır
Dünya mülküne feda burası kalbimin otağıdır.
Ali KARACA
Dillere destan güzelliği olan bir şehir İstanbul'u düşünün Kurtuluş Savaş'ı ve Milli Mücadele ile düşman işgalinden kurtuluşunun 102. yıl dönümünü aynı ay içerisinde Cumhuriyet'in ikinci yüzyılını (29 Ekim 1923) kutlamış olsun.
Büyük Biritanya İmparatorluğu (İngiltere) ve müttefik kuvvetlerin mağlup edilişi ile birlikte İstanbul'u terk ederek Lozan Barış Görüşmelerin sonucun da ülkemiz düşman işgalinden tamamen temizlenmiş ve necip Türk milleti yeni bir sayfa açarak bu günlere gelişinin yeni bir hikayesini anlatmaya çalışacağız.
30 Ekim 1918'de Osmanlı Devleti'nin büyük bir teslimiyet olarak kabul ettiğimiz tarihte ki adıyla Mondros Ateşkes Antlaşması'na dayanarak İtilaf Devletlerinin donanması 13 Kasım 1918 de Haydarpaşa önlerine demirleyip İstanbul'a girdi. Fiilen gerçekleşmiş olan işgal, 16 Mart 1920 tarihinde, artık resmi işgale dönüşmüştü.!
Türk milleti tarih seni baş sayfada yazacak
Çağ açtın, çağ kapattın bu millet var olacak..
Ali KARACA
Oysa 18 Mart 1915 yılında yedi düvele karşı "Çanakkale Destanını" yazmış necip Türk milletinin kahramanlık hikayesi taptaze dururken ülkemiz büsbütün işgale uğradı. Nasıl olur da düşman donanması elini kolunu sallayarak İstanbul/Haydarpaşa önlerine geldi ve ardından işgal başladı. Böyle bir duruma seyirci kalmak elbette beklenemezdi.!
Türk Ordusu'nun İzmir'e girmesinden sonra Fahrettin Paşa komutasındaki 5. Süvari Kolordusu İtilaf Devletleri kontrolünde ki tarafsız bölgeye doğru ilerlemeye başladı. Bunun üzerine Müttefik kuvvetlerde bulunan Fransız ve İtalyan birlikleri derhal geri çekildi. Çanakkale'de bulunan İngiliz birlikleri "General Harington'un" emriyle savunma pozisyonu aldı.
Koca İngiltere büyük bir İmparatorluk Ankara Hükümeti ile anlaşma yolları aramaya başladı. Ankara Hükümeti İstanbul ve Çanakkale boğazlarının denetimini istedi. İngiltere Başbakan'ı "Lloyd George" bu istekleri derhal reddetti. İngiltere Devleti birliklerine savaş pozisyonu alması emrini verdi. Fakat "General Harington" ateş açılmaması emrini verdi. Türk birlikleri, İngiliz direnişi ile karşılaşmadan tarafsız bölgeye girerek Çanakkale Boğazı'na doğru ilerlemeye başladı. Türklerle savaşılmasını istemeyen Winston Churchill'in başını çektiği bir grup bakan istifa etti. İngiltere'de ki siyasi kaos ortamı ve kargaşa durumu Ankara Hükümeti olarak bizim işimize yaramıştır.
Diğer taraftan İzmir'in "9 Eylül 1922" tarihinde ki Kurtuluşu'ndan sonra Sadrazam Damat Ferit Paşa "21 Eylül 1922" de ülkemizden kaçarak yurt dışına çıkış yaptı. "Mudanya Mütarekesi" gereği Trakya topraklarının teslimi yapılırken Türkiye'yi temsil edecek kişi olarak Mustafa Kemal Paşa'nın isteği ile Refet Paşa; İstanbul komutanı olarak da Milli Müdafaa Umumi Katibi Selahattin Adil Paşa olarak görevlendirildi. "Refet Paşa" 19 Ekim tarihinde TBMM Muhafız Grubu'ndan 100 kişilik bir kuvvetle Gülnihal vapuru ile Mudanya'dan ayrılıp İstanbul'a geldi. Ardından "İstanbul Komutanı" sıfatıyla Selahattin Adil Paşa, 81. Alay ile İstanbul'a geldi. Refet Paşa ve Selahattin Adil Paşa'nın İstanbul'a gelmesine rağmen işgal sonlanmadı. Çünkü mütarekeye göre işgal kuvvetleri barış antlaşması imzalanmasının hemen sonrasında İstanbul'u boşaltacaktı.
24 Temmuz 1923 tarihinde "Lozan Barış Antlaşması'ndan" sonra, 23 Ağustos 1923'ten itibaren İtilaf kuvvetleri İstanbul'dan ayrılmaya başladı. Son İtilaf Devletlerinin birliği ise "4 Ekim 1923" günü Dolmabahçe Sarayı önünde düzenlenen bir törenle Türk bayrağını selamlayarak şehri terk ettiler. Haydarpaşa önlerinden İstanbul'a giren düşman donanmasını gören Gazi Mustafa Kemal Paşa'nın "Geldikleri gibi gidecekler" diyerek daha o gün içerisinde ki hicranı dile getiren Gazi Mustafa Kemal Atatürk bu durumu silah arkadaşları ile gerçekleştirmiş olduğu Kurtuluş savaşı olarak kabul ettiğimiz "Milli Mücadele" sayesinde başardı. "29 Ekim 1923" de artık yepyeni bir Devlet Türkiye Cumhuriyeti Devleti sahne alacak ve bütün dünyaya ilan edilecektir. 1912 yılından beri aralıksız olarak savaşan yüce Türk milleti nihayet 11 yıl sonra soluk aldı ve Bağımsızlık destanını yazarak tarihe geçti.
Ve büyük kurtuluş nihayet tamamlandı "6 Ekim 1923" yılında Gazi Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde ki Türk ordusunun "Şükrü Naili Paşa" tarafından komuta edilen 3. Kolordusu İstanbul'a girerek işgal fiilen resmen sona ermiş oldu. İstanbul 4 yıl 10 ay 23 gün gibi uzun süre esaret altında kaldı. Daha sonra "6 Ekim İstanbul'un" kurtuluş günü olarak belirlendi ve kutlanmaya başlandı. Bu durumu bugün başka mecralara çekmek isteyenler ve spekülatif söylemlerde bulunanlar var, sanki onların İstanbul'un kurtuluşuna değil düşmanın gidişine üzüldüklerini görmekteyiz, bu mu Türk'lük! İtilaf Devletlerinin başını çeken, Büyük Britanya (İngiltere) gerçekten çok perişan bir durumdaydı, değil harp edecek kıpırdayacak hali bile yoktu.! Fakat bazı güruhlar biz İstanbul'u savaşmadan aldık onun için bazı tavizler hatta çok şey verdik diye "Hilafet'in" kaldırılmasına atıfta bulunmaktadırlar.
Herkes şunu unutuyor oysa kendine özgüveni gelmiş büyük bir milletin Anadolu topraklarında ki başarısı ve İzmit'te bekleyen, Milli Mücadele'den galip çıkmış "35.000" kişilik düzenli Türk ordusu ile savaşı göze alamayan, barış yapmak için teklifte bulunan ve Türk hükümeti ile masaya oturmaya mecbur edilen İngiltere devletini bu duruma düşürenleri niçin takdir etmiyoruz.! İndirgemeci bir tavır ile bu büyük başarıyı gölgelemek isteyenlerin savaş esnasında Anadolu topraklarında "kimi itini, kimi bitini, kimi de piçini" bırakanların sözcülerinin bu ağızların en sert karşılığı necip milletimiz tarafından verileceğini bir kez daha açık yüreklilikle ifade ediyoruz.
Ve geldikleri gibi gittiler.! Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin kurucu bilge lideri, Kurtuluş Savaşı ve Milli Mücadele'nin büyük komutanı "Gazi Mustafa Kemal Atatürk" söylemiş olduğu bu söz gerçekleşti ve bir millet yeniden küllerinden doğdu.
6 Ekim İstanbul'un Kurtuluşu'nun 102. yıl dönümü, esaret sonrası uzun süren işgalin, ardından kazanılan büyük "Lozan Zaferi" sonrasında 29 Ekim 1923 de ilan edilen Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin kuruluşu tarihinin dönüm noktalarından birisidir.
Türk milleti kim vurur sana perçin
Dağı taşı yakarız kül ederiz bilesin..
Ali KARACA
Araştırmacı Tarihçi
Yazar ve Şair
İSTANBUL

YORUMLAR